<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eşik cini arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/esik-cini/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/esik-cini/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Jan 2026 14:08:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>OLUŞ FELSEFESİ[1] ya da KAPTAN AHAP OLUŞ</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2025/03/29/olus-felsefesi1-ya-da-kaptan-ahap-olus/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2025/03/29/olus-felsefesi1-ya-da-kaptan-ahap-olus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 08:27:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ahap]]></category>
		<category><![CDATA[arzu]]></category>
		<category><![CDATA[eşik cini]]></category>
		<category><![CDATA[hülyalı]]></category>
		<category><![CDATA[Kleist]]></category>
		<category><![CDATA[Mühür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=8613</guid>

					<description><![CDATA[<p>OLUŞ FELSEFESİ ya da KAPTAN AHAP OLUŞ...</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2025/03/29/olus-felsefesi1-ya-da-kaptan-ahap-olus/">OLUŞ FELSEFESİ[1] ya da KAPTAN AHAP OLUŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>OLUŞ FELSEFESİ[1] ya da KAPTAN AHAP OLUŞ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Birbirleriyle alakasız gibi görünen şeyleri, olayları, oluşları, ayrışık terimleri bir araya getirip karıştıran alaşımın, yani varoluş sahanlığının “tek birliği ortak-işlevselliğidir: Bu bir ortaklaşma hali”dir. Evet, evet “duygudaşlık”tır, sahandaşlık ya da karındaşlık ya da şiirdaşlık… Burada önemli olan karışımdır, rüzgar, ayaklar; uzanıp kendini koparan el çabuklukları. İnsan girdiği ilişkilerle tanımlanır ve sahanlıkta giriştiği ilişkilerdir onu öyle ya da böyle yapan. Buradan bir bütün ortaya çıkar, bu hokkabazlıktır da aynı zamanda. Karışım her an değiştiğinden içindekileri de değiştirir an ve an. Yani yazgısı kendi elindedir insanın. Kendi yazgısının elinde oluşur insan.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünya daha önce de vardı, ama ben onu yeniden doğurmak için dünyaya geldim. İşbirliği yok mu burada? Elbette var, beni dünyaya getirenin babası olmak… Anneyi ‘evetleyen’ baba oluş… “Bir çocuk koşa koşa gelip / Çevirmeye başladı yeryüzünün pedalını”.[2] Yeryüzü ile denenme arzusu burada doğumcul safhaya varır. Bir beden-oluş, arzu eden beden oluştur. Arzu eden beden oluş, bir beden-oluş’tan daha çok, bedenin farkına varıştır. Bedensel olmakla arzu eden beden oluş arasındaki farktan söz ediyorum, böylece dünyaya düşülür. Merhaba dünya. Ben yeryüzünün çocuğuyum, yeryüzünün annesi, yeryüzünün babası… Güzel yeryüzü, büyülü ve gizemli. Yeryüzü bana eşlik eder, yeryüzüne yönünü gösteririm. O yönden  gelir bana yeryüzü, o yönden gelip bana yön olur, onu izlerim, yönümü aydınlatan o derim, böylece ışığı taşırız, derken ışık her yerde. Bedenim kişner. Kendi bedeninin kişnemesi oluş. Çeşitliliğe açız, öyle değil mi? Açlığımız başımıza gelenleri bize yaraşır kılar. Bir kadın ya da bir erkek, bir gece, bir ışık, bir şehir çıkarılıp kurtarılır başımıza gelenlerden.  “Bir çocuk böyle büyür işte / Kırmızıyı koştura koştura / Sarkıtarak ayaklarını şiirlere / sevdalara / ve ölümlere / Tam da şimdi bırakmalı / Tembel tembel gezinen uyumu / Ve oyuncak sevinçleri / Gitmeli gerilere / Çok daha gerilere doğru / Örneğin bir kedi mevsimine / Aniden arka arkaya doğarak / Henüz doğmuş bir bebeğin mor renginde”.[3]</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, evet bir arzu tanrısının ardından gidilir[4]. Arzular, çeşitliliğe duyulan oburca açlık, aşklar ve şehvet olmasa dünya daha sefil bir yer olurdu, kesin. Eh, hiç olmazsa… İnsan birazcık kurtulur böylece. Açlık, insanı özgürlüğe iter. Anlam, değer ve kuralları bozar, kabı çatlatır, oradan doğru akmaya başlar insan, zamanı ve mekanı şimdiye kaçırır, oluşu sıkıntılarından kurtarır. Öyledir, her hal geçilmesi gereken molalardır. Soyut bir geniş zamandan şimdiyi kurtarma operasyonu… İnsanı pervasız, sakınmasız bir varoluş olmaktan daha çok, durmadan hesap kitap yapan bir varlık olarak düşünmek mutsuzluk veren bir işlem olduğu kadar siyasi de bir şeydir. Böylece kendinden bir hayli uzağa taşınan insan vasatlaşıp kısırlaşmıştır. Adeta canlılığını yitirmiştir. Bir sürecin kendi akışından çıkarılıp yatağının değiştirilmesi işlemi pahalıya mal olan bir iştir. İnsan dediğimiz sürece karşı işlenecek en büyük suç, içgüdü eksiltmeyi ahlak yüksekliği gibi ne olduğu belirli bir soyutlukla takas etmektir. O halde bu alışverişi kesmek, iktidar aygıtına karşı en azından ‘bir pahalıya mal olma makinesi’ kesilmek, kükremek, kişnemek, ölmek, gülümsemek, savaşmak, nefret etmek ya da sevişmek -“sevişmezsin de neylersin”-, gitmek ya da cana kıymak… Yabancı oluş ya da yaban oluş… Albert Camus’un Yabancı’sında görebilirsiniz bunu: Yaşlı Büyücünün öldürülüşünü. İnsanın varoluşuna tanıdık gelmesi meselesi. Ben’in canına kıymak yabanın yaratılışı değil de nedir? Ölümcül bir doğum ya da doğumcul bir ölüm. Asıl yabancılaşmak insanın doğasında yer alan pervazsızlığa, boşalmaya, ayaklanmaya yabacılaşmaksa, şimdi-burada-oluş, yabancılaşmaya yabancılaşmaktır öyleyse… Tam da burada, yani iki tür yabancılaşma arasında geçmektedir her şey. İlerleme bandından şimdi, buraya kaçış. Çapta ilerleme işlevi. Çapsızlaşmak ya da yörüngeden çıkış işlevi. Zaman ve mekan böylece bir yekun ve nicelik olmaktan kurtulur. Çünkü çapın oluşturduğu alan mecburen yekun ve niceliktir. İktidar aygıtı bu alanı sürekli tarayarak her şeyi denetler. Bir çeşit radardır. Sistemden memnun olup olmamanız önemli değildir, önemli olan yörüngede kalmanızdır. Merkeze kurulan iktidar aygıtının taradığı alanda… Burada insanın varlığı görmezden gelinir. Bütün anlam, değer ve kurallar buna bağlıdır. İnsan-kuvveti sıfırdır. Belli hal ve koşullarda geçerli olan denklemler. İnsan kaçtığında bir anlamı olmadan oluşur. Ne kadar çapsızsak o kadar iyi. Yörüngeden çıkmak başarıldığında kaptan Ahap oluşur. Burada farklı bir anlamda, Moby Dick’in fallik anlamına doğru bir hamleden söz etmek gerekirse, kaptan Ahap’ın diğer balıkçılardan ayrılarak Moby Dick’e yönelmesi iktidar aygıtına karşı bir başkaldırı olarak da okunabilir. Bu dünyadan çıkmak, varoluşu sürdürmek için bu gereklidir.  Kedinin sıçramadan çok önce kendisini sıçrayacağa yere doğru uzatması gibi Kaptan Ahap da yaşamı üretmek/yaratmak için kendisini yörüngenin dışına uzatır. Kaptan Ahap olmak değildir bu, Kaptan Ahap oluş’tur. Bir başka dünyada oluşmak ve oraya doğru emilip çekilmek. Paradoks mu? Kesinlikle, ama aynı zamanda da graviteyi kullanarak zaman ve mekanda istediğin gibi dolaşmak… Gerçekleşmekte olan gerçeklikle Gerçek arasında gravite ekseni, bir solucan deliği işlevi. Kendinizi büktüğünüzde, bir an’da başka bir yerde bulursunuz. Başka dünyalara fırlatılan ipe tutunarak hareket etmektir gravite. Zaman ve mekanı bükmek. İnsan sıçrarken gerçekleşmekte olan gerçekliğin çekimi ile varolan dünyaya doğru zorlanır. Varolan dünya bir dip fonksiyonu olarak sert darbelerle iş görür, ama sıçramak isteyen her seferinde konumunu sıçramaya göre alır. KIERKEGAARD’ın “sonsuzluk şövalyeleri”… Yani  bir kedinin sıçrama öncesi yerinde sağa sola kımıldaması gibi. Gerçekleşmekte olan gerçeklik çekimi insan olmadığında geçerlidir. Nedir bunlar? Ahlakçekimi, iyilikçekimi, doğruolmakçekimi vs…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bunlar yörüngede tutar insanı. Onlara yaşıyor demeyin, onlar bir yörüngede dönüyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olmak yerine oluş. Adam ol ya da insan ol ya da şair ol diyen iktidardır. Oysa adam oluş ya da insan oluş ya da şair oluş vardır. Oluşlar, hiçbir zaman tamamlanmadığına göre, olmak mümkün değildir ya da bir ‘oluş felsefesi’[5] oluşur burada. ‘Oluş felsefesi’ her zaman için geçicidir ya da bir açıklıktır ya da açlık. Bakın varoluşun çanları çalmakta. Olmaktan oluşa giden yöneliş için. ‘Oluş felsefesi’ işte bu devinim oluşun felsefesidir. Dalgalanışın, canlılığın. Ne kadar aşağılık kabul edilirse edilsin içimizde ilk uyanan arzuya atlayıp sağa sola, ileriye geriye, yukarıya aşağıya dalgalanarak kaçmak, ne olacak diye hiç hesap kitap işine girmeden, öylece, pervasız arzunun sürüklediği bir boşalma oluş; kendinde, kendi kendine, kendine yaslanan; kendinde, kendi kendine, kendini kaçıran, gelip geçmekten korkmayan bir kaçak oluş. Ben kim oluyorum da kaçmayayım? Rüzgar bir an’da çıkar ve bizi sürükler. Rüzgar oluş. Varlığının örsünde varoluşun başka hallerini dövmek. Sıkıntıdan patlarken nerden çıktığı belirsiz bir rüzgar beni iteler ya da gidip büyücülerden üç düğümlü bir torba içinde rüzgar satın alırım.[6] “Rüzgardaki anahtarlar benim tinimi kaçırmak içindir.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Mutlubaharlar evi, İzmir, 2007</p>
<p style="font-weight: 400;">Mühür, Mayıs-Haziran 2007, sayı 14</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p>[1] Oluşlar, Varlık ve Şairler, Uluer Aydoğdu.</p>
<p>[2] Yaşlı Büyücünün Memeleri, Uluer Aydoğdu, Prospero Yayınları, Ankara, 1994.</p>
<p>[3] a. g. y.</p>
<p>[4] Hayran Olunası Casanova, Philippe Sollers (Fransızcadan çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2002.</p>
<p>[5] bkz. Yok Felsefesi, Gaston Bachelard, YKY, 2006. Olanın değil, oluşun/oluşların felsefesi. Oluş, hiçbir zaman tamamlanmadığı için, Oluş Felsefesi de oluşan bir felsefedir. Bu yüzden geçicidir, açık bir sahadır ve süreçlerin egemenliğindedir. Tam da bu yüzden canlılığın, akışların, ilişkilerin, rastlaşmaların, karışımların felsefesidir. “Deneysel bilimlerden örnekler alır. Deneyden sonra ortaya çıkan, sonsal ya da mutlak bir değer olmadığı için (a posteriori) oluşların görece konumunu ve hızını verir.” Değerlidir ve aynı zamanda da böylece “a priori filozefemlerle” karıştırılmamış olur deneysel bilimlerin teoremleri. Oluş Felsefesi oluşun/oluşların felsefesi olduğu için varolanı da görece olarak durdurulmuş oluş/oluşlar olarak ele alır. Diğer yandan bütün ilkeler sabit olmayıp oluşan ilkelerdir, yani geçicidirler. “Filozefemlerin” anlaşılmaya teoremlerinin ise uygulanmaya gereksinimi vardır. Oluş Felsefesi nesnelerden ilişkilere, olandan oluşlara yönelir. Bu yüzden nerdeyse mutlak da denebilecek bir şekilde devinimdir. Devinimini oluşlardan alır.</p>
<p>[6] “Finlandiya’da büyücüler denizcilere rüzgar satarlardı. Rüzgar üç düğüm içinde saklanmış olurdu. Birinci düğümü açarlarsa ılımlı bir rüzgar başlardı; ikinciyi açarlarsa, fazla sert olmayan bir fırtına eserdi; üçüncüyü açarlarsa bir kasırga.” Altın Dal, James G. Frazer (İngilizce aslından çeviren: Mehmet H. Doğan), Payel Yayınları, İstanbul, 1991.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2025/03/29/olus-felsefesi1-ya-da-kaptan-ahap-olus/">OLUŞ FELSEFESİ[1] ya da KAPTAN AHAP OLUŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2025/03/29/olus-felsefesi1-ya-da-kaptan-ahap-olus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8613</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denizsuyukâsesi-YAZ 2019  SAYI 48-&#8220;Devrim&#8221;, o &#8220;güzel kız&#8221; gelecek, buralar yeniden şiirlik olacak, düşlük olacak, aşklık&#8230;</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/09/19/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-devrim-o-guzel-kiz-gelecek-buralar-yeniden-siirlik-olacak-uluer-aydogdu/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/09/19/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-devrim-o-guzel-kiz-gelecek-buralar-yeniden-siirlik-olacak-uluer-aydogdu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Sep 2019 12:11:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[1990]]></category>
		<category><![CDATA[Adakale sokak]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[Bedrettin]]></category>
		<category><![CDATA[Behçet Aysan]]></category>
		<category><![CDATA[borderline]]></category>
		<category><![CDATA[denizsuyukâsesi yaz 2019]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Gençtan]]></category>
		<category><![CDATA[Ergin Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[eşik cini]]></category>
		<category><![CDATA[Gel]]></category>
		<category><![CDATA[Gülseren Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[Hüdhüd]]></category>
		<category><![CDATA[ibibik]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Gümüş]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mühür]]></category>
		<category><![CDATA[nazım]]></category>
		<category><![CDATA[o güzel kız]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[T. S. Eliot]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Kadar Bir Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Kaynar]]></category>
		<category><![CDATA[Varoluş]]></category>
		<category><![CDATA[varoluş ve psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlı Büyücünün Memeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Celali saçlarınla savrul tepele geç kanlı tarihi hayalin omuzlamakta kâinatı, gel gel ki Yunus gelsin, Mevlana gelsin, Nazım gelsin. Taraçalarında nadide ay ışıkları büyüten annem alnında hangi dille aktığını çözemediğim su ama onca isyanın içinde hemen tanırım seni, gel boylu boyunca tarihe uzanmış Bedrettin gelsin zaman ve mekandan tövbe uzak Behçet abi Sivas’ta hala çuha [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/19/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-devrim-o-guzel-kiz-gelecek-buralar-yeniden-siirlik-olacak-uluer-aydogdu/">Denizsuyukâsesi-YAZ 2019  SAYI 48-&#8220;Devrim&#8221;, o &#8220;güzel kız&#8221; gelecek, buralar yeniden şiirlik olacak, düşlük olacak, aşklık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Celali saçlarınla savrul</p>
<p>tepele geç kanlı tarihi</p>
<p>hayalin omuzlamakta kâinatı, gel</p>
<p>gel ki Yunus gelsin, Mevlana gelsin, Nazım gelsin.</p>
<p>Taraçalarında nadide ay ışıkları büyüten annem</p>
<p>alnında hangi dille aktığını çözemediğim su</p>
<p>ama onca isyanın içinde hemen tanırım seni, gel</p>
<p>boylu boyunca tarihe uzanmış Bedrettin gelsin</p>
<p>zaman ve mekandan tövbe uzak Behçet abi</p>
<p>Sivas’ta hala çuha çiçeği olarak dolaşan gelsin</p>
<p>Aysan, Aysan</p>
<p>bir büyü gibi sardı ruhumu süvarilerin, gel</p>
<p>Uğur Kaynar gelsin!</p>
<p>&nbsp;</p>

<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" class="wp-image-2678" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/07/2019-07-14-162037932196..jpg" alt="" /></figure>



<p>Yukarıdaki dizeler <strong>Mühür </strong>dergisinde (Temmuz-Ağustos 2007, sayı 15) yayımlanan <strong>Gel</strong> adlı şiirimden&#8230; Yo, hayır şiirden miirden söz etmeyeceğim. 80&#8217;lerin sonu, 90’ların başı Ankara’sından, Ankara’nın sokaklarında tanıdığım <strong>Uğur Kaynar</strong>’dan, Adakale Sokak’taki <strong>Sanat Kurumu</strong>’ndan, orada tanıştığımız <strong>Behçet </strong>ağabeyden (<strong>Aysan</strong>), <strong>Sivas Katliamı</strong>&#8216;ndan, <strong>Gümüş Tapınak</strong>&#8216;tan, <strong>Engin Geçtan</strong>&#8216;dan, <strong>Gülseren Günçe</strong> ve <strong>Ergin Günçe</strong>&#8216;den söz edeceğim.</p>



<p>Tarihte benzerlerini biliyoruz, 31 Mart’ı, Kubilay’ı, ama <strong>Sivas Katliamı</strong>, gemi azıya almış <strong>süreksiz aklın sürek avı</strong>’dır. Vahşi, barbar, zorba&#8230; Karşı devrim sürecinde nerelere geldiğimizi, yobazlığın nelere kadir olabileceğini yaşayarak öğrendik: Vahşetle yobazlığı, yobazlıkla cehaleti, cehaletle kibri ayırt edemediğimiz zamanları yaşıyoruz. <strong>Darwin</strong>, “ters evrim” diyordu. Beterin beteri anlamında, atı alıp cumhuriyeti yıkmaya girişmişlerdir. </p>



<p>90&#8217;ların başında <strong>Prospero Yayınları</strong>&#8216;nda çalışıyordum (Ah, canım ağabeyim <strong>İsmail Gençtürk, </strong>yolun açık olsun, <a href="http://yasamoykusu.com/biyografi-1309-Ismail_Gencturk"><strong>http://yasamoykusu.com/biyografi-1309-Ismail_Gencturk</strong></a>). Aynı zamanda da <strong>Ankara Sanat Kurumu</strong>’nun bültenini hazırlıyor ve kurum etkinliklerinin organizasyonuna yardım ediyordum. Yakın zamanda kaybettiğimiz ressam, öykücü, şair canım ağabeyim <strong>İsmail Gümüş</strong> (<strong><a href="https://www.biyografya.com/biyografi/10041)'d%C3%BC">https://www.biyografya.com/biyografi/10041)</a></strong> kurumun başkanıydı. Hemen hemen her gün Emek 2. Cadde&#8217;deki atölyesindeyim. Ressamların, yazarların, şairlerin buluşma yeriydi atölye. Gümüşten, şiirden, gelecek güzel günlerden bir <strong>tapınak</strong>&#8230; Hani, “Yükseltin tavan kirişlerini ustalar” diyor ya<strong> Salinger</strong>, <strong>Gümüş Tapınak</strong>&#8216;ta da varoluşun kirişleri, kolonları yükseltiliyordu. Dünyanın yapım ve tamir işine emek verenlere selam, saygı ve mis kokulu çiçekler.</p>



<p>&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-3249" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/ismail-gc3bcmc3bcc59f-1.jpg?w=1024" alt="" />

</figure>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-2713" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/07/20190718_174341-151545834.jpg?w=576" alt="" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-2712" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/07/20190718_174242-1541665295.jpg?w=576" alt="" /></figure>
</div>
</div>



<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-2711" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/07/20190718_174313-23920044.jpg?w=576" alt="" width="288" height="512" /></figure>
</div>



<p>O sıralar neredeyse tam zamanlı serseriydim, varoluş huzursuzu, bahar zırzobu, gam seli, umum müdür akvaryum balığı, ağlarken balina&#8230; İngiliz Dili ve Edebiyatı okuduğum fakülteyi bitirmemek için bin şairden, düşünürden bin su getiriyordum. <em>Anksiyete</em> , <em>obsesyonlar</em> ve <em>borderline</em> gibi sıkıntılarım vardı. Tam da o günlerde önce <strong>Engin Geçtan</strong>&#8216;la ve hemen sonrasında da onun yönlendirmesiyle <strong>Gülseren Günçe</strong>&#8216;yle tanıştım.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img decoding="async" class="wp-image-3246" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/varoluc59f-ve-psikiyatri-1.jpg?w=395" alt="" width="198" height="364" /></figure>



<p><strong>Varoluş ve Psikiyatri</strong>, nelere kadirdir bilemezsiniz, eşik cinlerimden biridir, <a href="https://www.ensonhaber.com/biyografi/yazar/engin-gectan-kimdir">https://www.ensonhaber.com/biyografi/yazar/engin-gectan-kimdir</a>, saygımla.</p>



<p>Gülseren Günçe, <a href="http://pdr.education.ankara.edu.tr/gulseren-gunce/">http://pdr.education.ankara.edu.tr/gulseren-gunce/</a>, psikiyatrist ve Ergin Günçe’nin eşi, sevgili Dadal Günçe’nin annesi. Aynı zamanda da bir eşik cini olduğundan eminim. Yakalanıp dönüp durduğum girdabın farkına varıp esaslı ve zorlu bir ‘oluş hamlesi’ ile akışa, yani varoluşa döndüm sayesinde.</p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-899" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?w=574" alt="" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-897" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?w=576" alt="" /></figure>
</div>
</div>



<p><strong>Yaşlı Büyücünün Memeleri</strong> (Yaşlı Büyücünün Memeleri, Prospero Yayınları, Ankara, 1994), tam da o günlerin toplamıdır. <strong>İsmail</strong> ağabeyi (<strong>Gençtürk</strong>) bir kere daha anayım, “<strong>hadi ilk kitabını çıkaralım</strong>” dediği gün ta buralara kadar büküldüm.</p>



<p>Nesnel/fiziksel gerçekliğe, yani varoluşa, akışa aykırı ve düşman anlam, değer ve kuralların yaşlı bir büyücünün memeleri gibi ne süt ne de zevk vermediğini, yeni bir meme bulmak gerektiğini düşünüyordum. Hâlâ da öyle. Tabii, daha önceleri şiirime giren <strong>T. S. Eliot</strong>‘un “yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek, henüz zamanımız gelmedi”, diye itelediği durmayarak durmaya, yani burada kalmayarak burada kalmaya alamet bir açıklıkta <strong>cana kıymaktan daha yaratıcı, yaratmaktan daha cana kıyıcı bir şey var mı, yok, gidiyorum</strong> diye kaçış çizgisi alıştırmaları yapıyordum epeydir.</p>



<p><strong>Ergin Günçe</strong>, 16 Ocak 1983’de Ankara’daki uçak kazasında aramızdan ayrıldı. <strong>Gülseren Günçe</strong>‘yi tanımamdan çok önce. Sonra bir gün <strong>Ergin Günçe</strong>‘nin <strong>Türkiye Kadar Bir Çiçek</strong> adlı kitabıyla <strong>Gülseren Günçe</strong>‘nin yanına gittim imzalatmak için: “<strong>Bu kitap gerçekten duygulu ve iyi iki insan arasında bir haberleşmedir bence. 6. 3. 1991</strong>”… Tarihe bakar mısınız, şimdi fark ettim, doğum günümde kendime böyle harika bir armağan vermişim.</p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-3242" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/gc3bclseren-gc3bcnc3a7e-imza-1-e1568831528206.jpg?w=576" alt="" />
<figcaption><strong>&#8220;Bu kitap gerçekten duygulu ve iyi iki insan arasında bir haberleşmedir bence. <br />6. 3. 1991&#8243; </strong><br /><strong>Gülseren Günçe</strong></figcaption>
</figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-3241" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/ergin-gc3bcnc3a7e-e1568831401723.jpg?w=673" alt="" />
<figcaption><strong>Türkiye Kadar Bir Çiçek, Ergin Günçe, Can Yayınları, İstanbul, 1988.</strong></figcaption>
</figure>
</div>
</div>



<p>Behçet ağabeyle (Aysan) <strong>Ankara Sanat Kurumu</strong>&#8216;nda tanıştım. Gümüş’ün Sanat Kurumu’ndaki odasındaki konuşmalarımızı hatırlıyorum. Dem aldığımı, büyü aldığımı, sancak aldığımı söylemeliyim. Saygılarımı yazıyorum.</p>



<p>2 Temmuz 1993’ten birkaç gün önce Gümüş&#8217;ün ısrarıyla, &#8220;bir de Behçet ağabeyinle konuş bakalım, ne diyecek&#8221;, diye muayenehanesine gittik. Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin olduğu binadaki. Kısa da olsa bir süre konuştuğumuzu, <strong>Gülseren Günçe</strong>&#8216;den, sıkıntılarımdan söz ettiğimi hatırlıyorum. Başka bir meslektaşının işine karışmayacak kadar zarif ve erdemli birisi olduğu için fazla uzatmadı ama yanından ayrılırken bizi birkaç gün sonraki <strong>Pir Sultan Abdal Kültür Derneği</strong> tarafından düzenlenecek olan <strong>Pir Sultan Abdal Şenlikleri</strong> için <strong>Sivas</strong>&#8216;a davet etti. O gün Gümüş’ün şekeri yükseldiği için gidemediğimizi hatırlıyorum. Hayatın bir bildiği vardır, ben ne bilirim!</p>



<p>Şiirin hiç taraflarına, kuytularına, ücralarına, enginlerine akın üzerine akın düzenlediğimiz günler&#8230; Gülsaçan bir adam, Festival İsmail abi, Bay Pan Flüt ve Nehirde Bahar&#8217;la birlikte… Aha işte gönlü şiir, gönlü aşk, gönlü türkü dolu <strong>Uğur Kaynar</strong>&#8216;la sık sık karşılaşıyorduk  savrulup sürüklenmelerimizde. Şiir kuşanıp şiir sallıyorduk sokaklarda, meydanlarda, meyhanelerde… Yerinde duramayan şiir, hayatın başına oturmuş hiçinden, dışından, uçlarından, tam ortasından, yanlarından, diplerinden birlikte atıştırmışlığımız çok olmuştur. Kendini anbean daha büyük ve kapsamlı şey, nesne, beden hayata, şiire, isyana açan kutlu bir halk tayfasındandır <strong>Uğur Kaynar</strong>. Abi, yolun açık olsun.</p>



<p>&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" class="wp-image-3243" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/uc49fur-kaynar-e1568831587938.jpg?w=800" alt="" />
<figcaption><a href="https://www.biyografya.com/biyografi/2565">https://www.biyografya.com/biyografi/2565</a></figcaption>
</figure>



<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/19/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-devrim-o-guzel-kiz-gelecek-buralar-yeniden-siirlik-olacak-uluer-aydogdu/">Denizsuyukâsesi-YAZ 2019  SAYI 48-&#8220;Devrim&#8221;, o &#8220;güzel kız&#8221; gelecek, buralar yeniden şiirlik olacak, düşlük olacak, aşklık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/09/19/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-devrim-o-guzel-kiz-gelecek-buralar-yeniden-siirlik-olacak-uluer-aydogdu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3227</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölügeçmişim</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/27/olugecmisim/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/27/olugecmisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 13:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Aeolus]]></category>
		<category><![CDATA[buradayım]]></category>
		<category><![CDATA[çilliplopom]]></category>
		<category><![CDATA[clearly]]></category>
		<category><![CDATA[çu-pi]]></category>
		<category><![CDATA[değilleme]]></category>
		<category><![CDATA[end]]></category>
		<category><![CDATA[eşik cini]]></category>
		<category><![CDATA[gravite]]></category>
		<category><![CDATA[gravotu]]></category>
		<category><![CDATA[Köri]]></category>
		<category><![CDATA[Lily]]></category>
		<category><![CDATA[Mars]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Mecnun]]></category>
		<category><![CDATA[meşk]]></category>
		<category><![CDATA[mutlubaharlarevi]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapayım]]></category>
		<category><![CDATA[Odin]]></category>
		<category><![CDATA[olumlama]]></category>
		<category><![CDATA[Ozi]]></category>
		<category><![CDATA[Rilke]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Barthes]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarlar kralı]]></category>
		<category><![CDATA[seken bir kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[Şu-Şan]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Ağa]]></category>
		<category><![CDATA[Zeliş]]></category>
		<category><![CDATA[Zen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu seken bir kurşunum babamın sıktığı ne yapayım buradayım. Kuşlar var, iyi ki, inanalım diye başka diyarlara, nehirler akar hiç bıkmadan, rastlaşır ve severiz birbirimizi, zamanın aktığı istikamette milyonuncu kez karşılayıp hayatı, uğurlarız milyonuncu kez. &#160; Kuş gibi kanat çırpıyor, kuş gibi şakıyor, kuş gibi yerinde duramıyor, yani kuş gibi davranıyorsa hayattır o. Ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/27/olugecmisim/">Ölügeçmişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Uluer Aydoğdu</h1>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?w=540" alt="" width="270" height="480" /></figure>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/img_20190129_194828_634.jpg?w=268&amp;h=476" alt="" class="wp-image-539" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>seken bir kurşunum babamın sıktığı</p><p>ne yapayım buradayım. </p></blockquote>



<p></p>



<p>Kuşlar var, iyi ki, inanalım diye başka diyarlara, nehirler akar hiç bıkmadan, rastlaşır ve severiz birbirimizi, zamanın aktığı istikamette milyonuncu kez karşılayıp hayatı, uğurlarız milyonuncu kez. &nbsp;</p>



<p>Kuş gibi kanat çırpıyor, kuş gibi şakıyor, kuş gibi yerinde duramıyor, yani kuş gibi davranıyorsa hayattır o. Ve kuş gibi doğup kuş gibi yaşayan kadınlar büyütür insanı orta yerinden.</p>



<p>Diyaloglar, hakiki diyaloglardan söz ediyorum tabii, şaşırtıcı ve ölümcül sıçramalara gebedir. Marx’dan hareketle söylüyorum bunu, aferin ona.&nbsp;<br>“Ölümcül sıçramalar; aynı, ortak anlam, değer ve kurallar dizinini paylaşmayanlar arasındaki karşılaşmalardan, çarpışmalardan, yani aralarındaki mübadeleden doğar ” diyordu; geleceğe, şiire, aşka alamet bir açıklığı koymuştur önüme, hürmetler. Tabii, bütün hisseden ve hissetmeyen varlıklara, onların yapım ve tamir işinde çalışan kuarklara, atomlara, moleküllere de sevgiler, mis kokulu çiçekler, şiirler.</p>



<p>Odin, Mars ve Zeliş, Köri, Lily, Ozi, aha işte çocuklarımız. Ozi, on beş yaşında dişi bir kedi. Tabii kedi dediğime bakmayın, bencileyin birisi. Diğerleri de köpek etiketini kaldırarak söylersem başka birer ben…</p>



<p>İki kumrumuz var bir de, dostlarımız.</p>



<p>Çilliplopom Diyarı dedik biz buraya. Can veren ad verir, kadim bir yasadır. O diyarda Mutlubaharlarevi’nde yaşıyoruz canım refikam Hülya Özel’le birlikte:</p>



<p>Yedi Nisan İki Bin Bir’de<br>aşkın köründe uyanıp<br>rüzgarlar kralı Aeolus’un refakatinde<br>iki meleğin uçurduğu bir otobüsle<br>uzay-zamanda bütün gece yol aldıktan sonra<br>İzmir’e gelişini hatırlıyorsun.<br>&nbsp;<br>Körfezde<em>&nbsp;yabancı bir dilde yazılmış gibi&nbsp;</em>uçuyordu kuşlar<em>.</em></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/wordpress3.jpg?w=263&amp;h=468" alt="" class="wp-image-1141" /></figure>



<p>Çilliplopom Diyarı nedir diye soracak olursanız, hemen söyleyeyim, buyrun:<br></p>



<p>Bir keresinde<br>köprünün birinin<br>çilliplopom, &nbsp;çilliplopom diye seslendiğini hatırlıyorsun sana&nbsp;<br>çilliplopom, büyük deden Tahsin Ağa’nın gravotu dediği gravite ile&nbsp;<br>bir yörüngeden başka bir yörüngeye bükülmek demekti<br>meşk halinden Mecnun’a doğru faz değiştiriyordun mesela<br>yaprağın dalından ayrılış vaktiydi bir çalımla<br>başkalarına karşılayamayacağı toplar atmadın hiç<br>oyun sürsün istiyordun çünkü<br>değilse yapayalnızdın, bir anlamı yoktu mavinin<br>değilse nefes alıp verir gibi ping-pong oynayamazdı Çinliler<br>belki de en çok buydu çilliplopom<br>bütün sorulara verilebilecek yegane cevap<br>biz kimiz, çilliplopom<br>hayatın anlamı ne, çilliplopom<br>niye hiçbir şey yok da bir şey var, çilliplopom.</p>



<p>Bu yüzden “olumlama ve değilleme” yapmadan <em>konuşacağım, konuşacağım, konuşacağım</em>. Tam buraya bir parantez açabilir miyim? [“Olumlama” ve “Değilleme” yapmadan konuşmak Roland Barthes’ın Romanın Hazırlanışı I’in  (Collège de France Ders Notları, 1978 -1979) 9 Aralık 1978 tarihli oturumunda söz ettiği Zen-anekdotunda geçer: “Şu-Şan (X. yy.) bir grup tilmizi karşısında elindeki çubuğu sallayarak şöyle der: Buna çu-pi demeyin, çünkü derseniz bir olumlama yapmış olursunuz; bunun bir çu-pi olduğunu yadsımayın, çünkü yadsırsanız, bir değilleme yapmış olursunuz. Olumlama ve değilleme yapmadan konuşun, konuşun!”]  Bu yüzden, mesela “aşk,  şudur” dersem aldırmayın, “bu, aşk değil dersem” boş verin. Aha işte aldı bir eşik cini olduğundan hiç kuşku duymadığım Rilke:<br> <br>I’m so afraid of peoples’s words.<br>They say everything so clearly:<br>And this is called dog, and that is called house,<br>And here is the beginning and the end is there.<br> <br>Ah canım benim ya, fırlatma rampam, kaçış çizgim nereden buldun bunları, kim fısıldadı bunları sana, aldım kalp hizama koydum, akıl hizama, kaçış çizgisi hizama, sen çok yaşa emi:<br> <br><em>İnsanların sözleri beni de çok korkutuyor </em>adamım<em><br>Her şey o kadar açık ve net ki onlar için:<br>Örneğin bu köpek, şu ev diyorlar,<br>İşte burası başlangıç, şurası da son.</em></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/27/olugecmisim/">Ölügeçmişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/27/olugecmisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2851</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
