<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>manueldelanda arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/manueldelanda/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/manueldelanda/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Apr 2019 14:52:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 14:52:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[manueldelanda]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[valery]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=1186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Mutlubaharlarevi, İzmir Frijot Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Uluer Aydoğdu</strong></p>



<p><strong>Mutlubaharlarevi,
İzmir</strong></p>



<p>Frijot
Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili
düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya
karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki
modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli
bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı
olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini söylüyordu”
ısrarla. “Başlıca gayesi” ise “gözlemlediği fenomenlerdeki organizasyon
ilkelerini keşfetmekti.” Buna “her şeyi birbirine bağlayan model” diyen Bateson
için “öyküler, kıssalar ve metaforlar insan düşüncesinin, insan aklının temel
ifadeleri” olup “öykülerin vazgeçilmezliği, ilişkilerin vazgeçilmezliğiyle”
ilişkilidir. Öyle ki “doğmakta olan yeni paradigmanın ana unsuru nesnelerden
ilişkilere geçiştir” artık. Diğer bir deyişle “Biyolojik yapı (form)
ilişkilerin bir araya gelmiş şeklidir, parçaların değil.” Bu doğrultuda “Bir
öyküde önemli olan, dikkate alınması gereken şey konu, olaylar veya öyküdeki
şahıslar değil bunların kendi aralarındaki ilişkilerdir.” Bana bir ilişki ver
sana bir dünya yaratayım. </p>



<p>Esas
olan karşılıklı ilişkiler ve birbirine bağımlılıktır. Öyle ki, Nobel Kimya
Ödüllü Ilya Prigogine’den hareketle “Birbirine bağımlılığı vurgulamakla canlı
(hayat) ve cansızlığın düşman olmadıklarını gösterebiliriz.” Zaten böyle de olmak
zorundadır. “Çünkü aksi durumda bir tarafımızda mekanik bir dünya diğerinde biyolojik
ve ondan sonra da mutlak engellerle (sınır) ayrılmış bir insan dünyası
olacaktı.” Burası zaten düğümlendiğimiz yer olup “bu engellerin ötesine geçmek
için birtakım transcendental/aşkın bilgilere başvurmak” zorundayız hep. Prigogine’ye
göre buna gerek yoktur.</p>



<p><strong>Çizgisel Olmayan Tarih</strong> </p>



<p>Kâinat,
bir embriyo gibi, her an bir bütün olarak oluşan bir organizmadır. Bu bağlamda
karşılıklı ilişki, etkileşim ve birbirine bağımlılıktır önemli olan. Burada
elbette zamanın oku geleceği göstermekte ve organizma geri-dönüşümü olmayan bir
şekilde geleceğe doğru hareket etmektedir, ama parçalar ya da
ilişkiler/süreçler arasında bir öncelik/sonralık ya da önemli/önemsiz ayrımı
yoktur ve parçaların ya da ilişkilerin/süreçlerin karşılıklı ilişki ve
etkileşimine yaratıcı faaliyet olarak bakmak gerekir. Tek başlarına hiçbir
anlamı olmayan süreçler bir araya gelince örneğin bir bedenin bütünlüğünü ve
geçici, ama verimli döngüsünü ortaya çıkarırlar. Tam da bu yüzden birtakım
aşkınlıklardan medet ummak yerine kâinatı bir bütün olarak oluşum, süreçler
içre süreçler, ‘ilişkiler birlikteliği’ olarak görmek bana daha doğru ve
anlamlı geliyor. Özetle çizgisel olmayan, geri-dönüşümsüz bir yol izler kâinat.
Manuel De Landa, <strong>Çizgisel Olmayan Tarih/
Bin Yılın Öyküsü </strong>(Türkçesi: Ebru Kılıç, Metis, İstanbul, 2006.) adlı
muhteşem kitabında “birbirini izleyen bu oluşumlar, giderek artan mükemmellik
aşamaları olarak ilerlemek şöyle dursun, yalnızca farklı tipte malzemenin
birikimleridir; peş peşe gelen her katmanın kendi içine kapalı bir dünya
oluşturmadığı, tam tersine farklı türde etkileşimlere ve bir arada yaşama
tarzlarına vardığı birikimlerdir bunlar” diyerek bütünselliğe olduğu kadar süreçler
arasındaki o büyüleyici etkileşime de dikkat çeker. </p>



<p>“Farklı
biçimlere bürünen madde-enerjinin” geri-dönüşümsüz akışıdır söz konusu olan ve
burada ilerlemekten ya da gerilemekten daha çok bu “farklı biçimlerin çoğulluk
içinde bir arada bulunuşu ve bu biçimler arasındaki etkileşim” söz konusudur. Nicelikler
birikip belli doygunluklara geldikçe faz geçişleri yapan ve giderek karmaşıklaşan
bir oluş’tur (oluşum/konfigürasyon) kainat.&nbsp;
Aynı zamanda da yapısal oluşumların, bir kere oluştuktan sonra karışıma
eklendiklerini ve kendilerini üreten/yaratan akışı engellemeye çalıştıklarını
ya da yoğunlaştırdıklarını, yani sıçramalar için önünü açtıklarını da sık sık vurgular
Landa. “Birçok bakımdan asıl önemli olan bu dolaşımın ortaya çıkmasına yol açan
belli biçimler değil, dolaşımın kendisidir.” Landa şöyle diyor: “Doğumumuzda,
bu akışın belli bir bölümünü bedenlerimizle yakalarız, sonra öldüğümüzde yine
serbest bırakırız ve mikroorganizmalar bizi yeni bir hammadde yığınına
dönüştürür.” Büyüleyici değil mi? &nbsp;</p>



<p><strong>Çekim merkezleri ve çatallaşma
noktaları</strong></p>



<p>Bir
bakıma, yaşayan sistemler çok iyi organize bir fabrikayı andırır”. Öyle ki bu
fabrikalar “bir yanda çok sayıda kimyasal dönüşümlere sahne olurken, öbür yanda
tekdüzelikten oldukça uzak bir dağılım gösteren biyokimyasal materyaliyle göz
alıcı bir ‘mekân-zaman’ organizasyonu”durlar. Bu doğrultuda sistemler imkân ve
kabiliyetlerini tüketinceye, yani tekdüzeleşinceye kadar kararlı haller
sergiler. Yeni “çekim merkezlerinin kurulması” varolan düzenin kararlılığını
kaybettiğine işarettir ve bu yeni “çekim merkezleri” sisteme yeni iletişim
yolları sağlayan konfigürasyonlardır. Artık görece “determinist kuşaklar”dan
geçilmiş ve “çatallaşma noktası” denen yere gelinmiştir. Ancak bundan sonrasını
tam olarak kestiremeyiz. “Burada, bir zarın atılışındakine çok benzer şans
olayları ile karşı karşıyayızdır. İşin daha büyülü tarafı ise simetrinin
kırılmasıdır. Aslında henüz doyurucu yanıtlar olmasa da, doğada sınırlı ve
kısmi simetrilerin kırılarak değişimlerin oluştuğu şeklinde bir görüşün yeni
yeni belirdiğini, başka imkân ve kabiliyetlerin kokusunu alan kimi süreçlerin
uyanan süreçlerle yeni dayanışmalara, işbirliklerine gittiğini söyleyebiliriz.
Sistem dengedeyken “… genellikle ‘gürültü’ diye adlandırılan dış akıştaki rastgele
dalgalanmalar, önemsiz nüanslar olmak şöyle dursun çok daha karmaşık reaksiyon
şemaları demek olan yeni tür davranışlar üretir.” </p>



<p>“Çatallaşma noktası”, sistemin “birden fazla olası gelecek arasında seçim yaptığı” sıçrama noktasıdır. Ancak, Prigogine ve Stengers’in [(Ilya Prigogine-Isabelle Stengers, <strong>Kaostan Düzene</strong> (Türkçesi: Senai Demirci), İz Yayıncılık, İstanbul, 1998. Kitabın orijinal adının <strong>Man&#8217;s New Dialogue with Nature</strong> (İnsanın Doğayla Yeni Diyalogu) olduğunu düşünecek olursak doğmakta olan yeni paradigmanın eski, bildik anlam, değer ve kurallarla bir işinin olmadığını söylememek mümkün.]<em> </em>de özellikle vurguladıkları gibi “… bütün ve parçaların davranışı arasındaki ilişkileri açıklamak için bir karmaşık organizasyon kavramı gereklidir.” Çünkü, “Mutlak bilginin mümkün olduğuna inanan determinizmiyle/gerekirciliğiyle klasik bilim anlayışı toleranssızlığa ve nihayetinde şiddete öncülük etmektedir.” İnsanbiçimsel olduğu kadar aynı zamanda da dogmatik bir “körlüktür” bu. İşin daha kötüsü sistemin bu halde kalması için uygulanan şiddetteki artış öyle bir hale gelir ki sistem denge halinde bir ölüye dönüşür. Ancak ölü bir sistem size güvenli/istikrarlı bir dünya sunabilir.</p>



<p><strong>Kaostan düzen doğar</strong></p>



<p>Frijot Capra’nın <strong>Fiziğin Tao’su</strong> (Fritjof Capra, (Türkçesi: Kaan H. Ökten), Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı. Frijot Capra,&nbsp; atom altı parçacıkların dansını eski Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeterek Şiva‘nın Raksı, adlı bir makale yazar (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, (Türkçesi: Mustafa Armağan), Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992) Bu makale daha sonra <strong>Fiziğin Tao’su</strong> adlı kitaba dönüşecektir. Diğer yandan <strong>Kaostan Düzene</strong>’de Weber, Prigogine’ye “Şimdi bilim, Şiva’nın dansıyla sembolize edilebilir mi?”, diye sorar. Prigogine’nin yanıtı şöyledir: “Evet, Hintli bir arkadaşımdan, Şiva’nın bir elinde bir müzik aletini, bir davulu; diğerinde ise bir alevi tuttuğunu duymuştum. Alev, yok etme; davul ise yaratmadır. Ruh, hem yok etmeyi hem de yaratmayı birleştiriyor.” Weber’in, Lama Goinda gibi Budist bilim insanlarından aktardığı üzere “… Şiva’nın dönüştürmeci kozmolojideki dinamik prensip olarak algılanmasıyla” Prigogine ve Stengers’in “kaostan düzen doğar” şeklindeki yaratıcı kâinatının uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. </p>



<p>Valery’nin dediği gibi “zaman inşadır”. Diğer bir deyişle an ve an yeniden yapılanır durur kâinat bir bütün olarak şimdi, şu an, burada. Parsifal’da ne deniyordu: “Zaman, burada uzaylaşıyor”.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1186</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
