<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nerval arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/nerval/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/nerval/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Jun 2019 17:12:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Kalbim, kaburgalarımın arasında küçük bir gök cismi</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/28/kalbim-kaburgalarimin-arasinda-kucuk-bir-gok-cismi/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/28/kalbim-kaburgalarimin-arasinda-kucuk-bir-gok-cismi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 17:12:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çilli çotlu]]></category>
		<category><![CDATA[eliot]]></category>
		<category><![CDATA[Guernica]]></category>
		<category><![CDATA[Haşim]]></category>
		<category><![CDATA[mutlubaharlarevi]]></category>
		<category><![CDATA[Nerval]]></category>
		<category><![CDATA[Pırrr Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzü yeniği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Mutlubaharlarevi, İzmir, Mayıs 2019 Hayatsızdım bir vakitler gram hayat girmemişti gözüme bir girdapta dönüp duruyordum uyurgezermişim meğerse körmüşüm basbayağı debelenip duruyormuşum sayıklayıp duruyormuşum güneşin altında bulanıkmış aydınlık sandığım bilincim boz, acı bir su.   Beni Haşim uyandırdı bir hışımla beni Nazım beni kalbim doğurgan rahmim benim sıçrama tahtam.   Yaratmanın ve cana kıymanın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/28/kalbim-kaburgalarimin-arasinda-kucuk-bir-gok-cismi/">Kalbim, kaburgalarımın arasında küçük bir gök cismi</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"> <strong>Uluer Aydoğdu </strong></h2>



<h5 class="wp-block-heading">Mutlubaharlarevi, İzmir, Mayıs 2019</h5>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/06/62180038_2301356220124426_1081715211741691904_n.jpg" alt="" class="wp-image-2439" width="496" height="708" /></figure>


<p>Hayatsızdım bir vakitler</p>
<p>gram hayat girmemişti gözüme</p>
<p>bir girdapta dönüp duruyordum</p>
<p>uyurgezermişim meğerse</p>
<p>körmüşüm basbayağı</p>
<p>debelenip duruyormuşum</p>
<p>sayıklayıp duruyormuşum güneşin altında</p>
<p>bulanıkmış aydınlık sandığım bilincim</p>
<p>boz, acı bir su.</p>
<p> </p>
<p>Beni Haşim uyandırdı bir hışımla</p>
<p>beni Nazım</p>
<p>beni kalbim</p>
<p>doğurgan rahmim benim</p>
<p>sıçrama tahtam.</p>
<p> </p>
<p><em>Yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek</em></p>
<p><em>henüz zamanımız gelmedi</em> diyor şair</p>
<p>‘ilahi Eliot, daha ne zaman kabilesi’nden geliyorum ben</p>
<p>‘yapıp ettikçe yapılıp ediliyor yapılıp edildikçe yapıp ediyoruz soyu’ndan</p>
<p><em>Guernica</em> var tam ortada eşsiz, mat ve sürekli</p>
<p>başka bir dünyaya davetiyedir bu dünyayı reddiye</p>
<p>o sarıasma kuşundan geliyorum ben</p>
<p>yanakları al al olmuş şiirlerden</p>
<p>aha işte içime çekiyorum kokunuzu ey güzel insanlar</p>
<p>yumruklarım öfkeli, yumruklarım ısrarlı</p>
<p>yumruklarımda binlerce yıllık bir inat</p>
<p>kalbimde güzel günler ekili.</p>
<p> </p>
<p>Kuş oluş tezgahından geçtim nasıl olsa</p>
<p>kendimi geçip, ülkeleri geçip, milletleri, gidiyorum</p>
<p>devrim oluyor, bak</p>
<p>devirip kendimi gidiyorum</p>
<p><em>durmayarak durma</em> diyor buna bilge, gidiyorum</p>
<p>yaratmaktan daha cana kıyıcı</p>
<p>cana kıymaktan daha yaratıcı bir şiir yok, gidiyorum</p>
<p>var eden de benim var olan da</p>
<p>fakat yoktur kibrim falan</p>
<p>kuşlara inanırım bir tek</p>
<p>inanmam ölüme</p>
<p>çünkü batımdır ölüm, ölüm dedikleri</p>
<p>ters dönmüş doğum.</p>
<p> </p>
<p>Zarlar yuvarlanıyor, zarlar gelmedi daha</p>
<p>armağan saydım bunu hiç yoktan</p>
<p>bir ıslık tutturdum</p>
<p>bir gelecek tutturdum gidiyorum</p>
<p>daha kuşanılmamış, daha çekilmemiş bir şiir var</p>
<p>kalbimin örsünde o kılıcı dövüyorum</p>
<p>say ki demirciyim, say ki ok-yay düzeneği tırtılın teki</p>
<p>say ki şelaleyi sezince titreyip ürperen bir damla su</p>
<p>saati koklaşıp koklaşıp öpüşmelere ayarlıyorum gün boyu</p>
<p>sana sarılıyorum yeniden</p>
<p>daha bir kuş oluyorum sarıldıkça</p>
<p>daha bir düş</p>
<p>derin uyanmalardayım, upuzun nöbetlerde</p>
<p>sel, duygu tarlasıyım</p>
<p>direniş bahçesi</p>
<p>matematik ve felsefe ekili.</p>
<p> </p>
<p>Ulumalarımı bir işitsen</p>
<p>kaleye sen geç dersin</p>
<p>hücumda sen varsan</p>
<p>geçerim sevdiceğim</p>
<p>gözlerimi şiir açar</p>
<p>beklerim kaleyi</p>
<p>yâr, bana bir sığırcık yuvası</p>
<p>yâr, bana çekirdeğin içi</p>
<p>yâr, bana bahar</p>
<p>başka bir şey olmasa da olur.</p>
<p> </p>
<p>Uyanıp kaldım ben ey zalimler</p>
<p>bu bir başkaldırı, bu bir döl, bu bir ısrar</p>
<p>ıtır ve hayatı müdafaa kokan</p>
<p>buyurun</p>
<p>bir de buradan göğe bakalım</p>
<p>flamingolar gibi yavaş yavaş ama</p>
<p>birlikte havalanabiliriz hepimiz.</p>
<p> </p>
<p>Gel öpeyim seni yeni bir dilsen</p>
<p>bin yıllık, on bin yıllık kavgayla</p>
<p>yıldızlara, bulutumsulara, galaksilere koşan benim</p>
<p>çünkü daha çok gökyüzü ayırmak istiyorum sana</p>
<p>daha ileride bir aşk</p>
<p>yerleşmişiz bir sapanın döşüne bak</p>
<p>kınalı ayakları görünce bir coşku, bir teslimiyet iki üzüm tanesi</p>
<p>tatlanıp şiirleniyor</p>
<p>şiirlenip tatlanıyor</p>
<p>yürüyoruz şaraba doğru.</p>
<p> </p>
<p>Cebinden çıkarıp çıkarıp kendini bir ufkun peşinde harcamak ne güzel</p>
<p>var olmak mahir bir kuştur sevgilim</p>
<p>cesaret ister, yürek ister, meşk ister</p>
<p>iki ayağının üzerine kalktığında</p>
<p>çoktan başka diyarlara gitmişti Homo Erectus, aha işte</p>
<p>burada kalmayarak burada kalmada nice şiir var</p>
<p>kendilerini daha büyük bir ‘ben’ atomlara açan kutlu bir halktır kuarklar</p>
<p>atomlar geri mi kalır hiç, ver elini moleküller</p>
<p>derken zerdaliyi eliptiklere, Nerval’i yanında gezdirdiği ıstakoza</p>
<p>beni sana, seni gök adalarına bağlayan bir trafik</p>
<p>ellerinden öperim büyüklerimin</p>
<p>Güneşin, Kızılırmak’ın, Kâinatın.</p>
<p> </p>
<p>Ellerin beyinde kapladığı yer düşünüldüğünde</p>
<p>insan devasa bir eldir</p>
<p>el kavrar, el uzanıp koparır</p>
<p>el kaldırıp atar köhnemiş olanı</p>
<p>bundandır</p>
<p>durup durup ellerini öpmem</p>
<p>dünya açık, çıkınında yarın olmasa</p>
<p>nasıl uçardı kuşlar</p>
<p>yağmur yağar mıydı hiç</p>
<p>çık öyleyse  </p>
<p>şiir takınıp şiir sallayalım meydanlarda</p>
<p>çilli</p>
<p>     çotlu</p>
<p>             çilli</p>
<p>                  çotlu</p>
<p>                         çilli</p>
<p>                               çotlu</p>
<p>çilliçotluçilliçotluçilliçotlu&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Uyuklayan kayalıkların bile</p>
<p>raks ettiği iyi bilinir kuşlar arasında.</p>
<p> </p>
<p> ‘Pırrr Bilim’ tahsil etmekle meşgul biriyim ben.</p>
<p> </p>
<p>(Üvercinka, Sayı 56, Haziran 2019)</p>


<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/img_20190129_194828_634.jpg?w=576" alt="" class="wp-image-539" width="343" height="609" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/28/kalbim-kaburgalarimin-arasinda-kucuk-bir-gok-cismi/">Kalbim, kaburgalarımın arasında küçük bir gök cismi</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/28/kalbim-kaburgalarimin-arasinda-kucuk-bir-gok-cismi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2420</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırlangıç Uşakları</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/19/kirlangic-usaklari/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/19/kirlangic-usaklari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 16:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Derviş Zaim]]></category>
		<category><![CDATA[Huberman]]></category>
		<category><![CDATA[ıstakoz]]></category>
		<category><![CDATA[Johnny Roten]]></category>
		<category><![CDATA[Kristiania]]></category>
		<category><![CDATA[molloy]]></category>
		<category><![CDATA[Muhiyiddin-i Arabi]]></category>
		<category><![CDATA[Munch]]></category>
		<category><![CDATA[Nerval]]></category>
		<category><![CDATA[Sarkis]]></category>
		<category><![CDATA[Theognis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu -Bana şartsız, biçimsiz ve sonsuz bakışını gördüm ve aklımı kaçırdım, dostum Asmin için- Gérard de Nerval, yatırıldığı hastaneden Alexandre Dumas’ın karısına yazdığı mektupların birinde “Hastayım dedirtinceye kadar insan içine salmadılar beni, gururumla oynadılar, yalan söylettiler. Bir zamanlar büyücüler ve münkirlere yapıldığı gibi, kabul et, kabul et diye haykırıyorlardı başımda. Doktorlar teslim aldı beni [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/19/kirlangic-usaklari/">Kırlangıç Uşakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Uluer Aydoğdu</h1>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/06/img_20170113_212749_113.jpg?w=800" alt="" class="wp-image-2345" width="400" height="500" /></figure>



<p>-Bana şartsız, biçimsiz ve sonsuz bakışını gördüm ve aklımı kaçırdım,  dostum Asmin için-</p>



<p><strong>Gérard de Nerval</strong>, yatırıldığı hastaneden <strong>Alexandre Dumas</strong>’ın karısına yazdığı mektupların birinde “Hastayım dedirtinceye kadar insan içine salmadılar beni,<strong> </strong>gururumla oynadılar, yalan söylettiler. Bir zamanlar büyücüler ve münkirlere yapıldığı gibi, kabul et, kabul et diye haykırıyorlardı başımda. Doktorlar teslim aldı beni sonunda, tıp sözlüğünde sözü geçen <strong>Théomanie</strong> ya da <strong>Démonomanie</strong> gibi hastalıklar yüklediler üstüme” diye sitem eder. Nerval, doktoru Blanche tarafından ruhunun çalındığını düşünmektedir. </p>



<p>Nerval’in, Paris sokaklarında bir ıstakozu tasmasıyla dolaştırdığı söylenir. Nerval, bana göre, kendini ıstakoz gibi hissediyordu. Yani, sokaklarda tasmayla dolaştırdığı ıstakoz kendisiydi. Bu yüzden de kaynayan kazana/dünyaya diri diri atılmış bir ıstakozun çığlıklarıdır şiirleri. </p>



<p><strong>Jules Janin</strong>’i tanıyan, hatırlayan var mı bilmiyorum, ama tam da o günlerde <strong><em>Gerard’ın Ruhuna Yazıt</em> </strong>diye bir makale yazarak Nerval’i hayattayken diri diri gömer. Ruhuna Fatiha kabilinden bir makaledir bu. Sözüm ona şifonu çekmiştir Janin. </p>



<p><strong>Sarkis</strong>’in, 2005 yılında Villejuif’teki atölyesinde çektiği 3 dakika 26 saniye süren video film <em><strong>au commencement, l’apparition</strong>’</em>dır (başlangıçta beliriş). Hiçbir şey yoktur başta. Aslında sonrasında da bir şey yok Hiçşey’den, Yokşey’den başka. Yalnızca şartsız, biçimsiz ve zamansız Bütün’den kopup ayrılarak içine girdiğimiz şartlı, biçimli ve zamanlı (ağırdan alıp zamana yaydığımız) bir dünyamız var. Harari’den hareketle söyleyecek olursak DNA’mızı aşan işlere giriştiğimiz nesnel gerçeklikten ve doğrulardan uzak hayali ve kurgusal bir dünya bu. Diyeceğim, fiziksel gerçekliğimize uymayan zihinsel bir yapılanmamız var. </p>



<p><strong>Georges Dıdı-Huberman</strong>, <em>Ölümün Sütü</em> adlı makalesinde “Önce sadece bir küvetin dibini görüyoruz” diyor Sarkis’in video filmini anlatırken: “Görüntü yok henüz: bekleyiş”. Çilliplopom çilliplopom… </p>



<p>“Haznenin
dibine hafif eğik, kalın, kocaman, kırmızı bir K çizilmiş -kalın fırçayla, lak
pigmentle.” Sonra, “sağdan, ekranın üst köşesinden süt dökülmeye başlar ve ince
ince, durmadan akar”. Ve “Süt akmaya devam ediyor.” Aktıkça “bir derinlik
yaratıyor. Bu derinlikte dibinde süte gömülüp yitmiş kırmızı harfi bir kez daha
ortaya çıkaran küçük bir girdap” oluşuyor.” Ve “Birkaç kabarcık beliriyor,
sonrasında beyazlığın içinde kayboluyorlar. Her şey sakinleşiyor.” O
kabarcıklara ne kadar benziyor bütün hayatlar, öyle değil mi! <em>Vitae nomen quidem est vita, opus autem
mors. Hayat, hayat ismiyle anılır, ama gerçekte ölümdür o. </em>Ya da<em> işlevi ölüm </em>olan bir süreçtir. Aha işte,
dağlar aşınıyor. </p>



<p>“Birdenbire,
ince bir gölge, ardından da bir insan parmağı beliriyor. Demek ki sanatçı
oradaydı, hemen yakında. İşte bedeni. Parmak, usulca kararlı olduğu kadar
hassas bir istençle, sütün “üstüne” değil de, daha çok sütün “içine” konuyor.”
Bir içkinlik kuvveti? Evet. Kendinde kendi kendine kendini var edip var ettikçe
var olan. Asla dışarıda değildir sanatçı, her şeyin ortasındadır. Ortası vardır
insanın, değil mi? Çalımları, başlama vuruşları,
geri pasları.
“Sıvı derinliği kat ediyor, içeri giriyor. Duruyor, zemine dokundu.” </p>



<p>Öyle ki “Çevresinde
eğri büğrü bir ayla, kırmızı pigmentten küçük bir çevrinti oluşuyor. O zaman
parmağın da kırmızıya (yapışıp kalmayan, dokunduğu beyaz sıvının içinde
kendiliğinden dağılan bir suluboyayla) boyandığı görülüyor. Sonra parmak
çekiliyor. O anda &#8211; büyüleyici bir an bu, “beliriş” sözcüğünü o sırada
anımsıyor insan &#8211; suyun yüzeyinde kırmızı bir çiçek oluşuyor. Ne sabitleniyor,
ne dağılıyor. Hayır, olası en yoğun noktasını arıyormuşçasına büzülerek, hafif
hafif daralarak biçim kazanıyor. İçindeki bir şeyler zemine çekiliyormuş
izlenimini yaratarak biçim alıyor. Çok güzel, biraz da kaygı verici bir görüntü
bu. Sanki süt birden tahmin edildiğinden daha derin oluvermiş gibi.” </p>



<p>Hayatın bir
bildiği olmalı, ben ne bilirim. “Yeniden her şey sakinleşiyor. Sonra, her şey
baştan başlıyor.” Şiirdir inşallah, dün gece yin-yang oynayan çocuklar gördüm
rüyamda. Bu karanlık sabaha çıkmaz diyorum, evet aydınlanıyor hava, ama tam
aydınlandığında çoktan kararmaya başlamış olmuyor mu? </p>



<p>“Parmak geri
geliyor, bekiniyor, zeminde biraz geziniyor. Rahatsız ediyor, “parmağını
yaranın üstüne basmak” denir ya hani, onun gibi. Biçimsiz birikinti büyüyor.
Parmak en sonunda çekiliyor. Bu kez daha büyük, en az öteki kadar güzel, özgür
ve kusursuz bir kırmızı çiçek oluşuyor sütün içinde. Bir manzara resmi sanki –
bir yandan da öylesine yakın, öylesine somut ki – ya da beyaz sıvıya basit
dokunuştan doğan basit bir çiçeğin oluşturduğu bilinmeyen bir harf.” </p>



<p>Hayatın topuzunu yiyince insan dünyaya gelmemiş
olmayı nasıl da istiyor: <em>Optima sors
homini natum non esse, nec unquam /</em> <em>Adispexisse
diem, flammiferumque jubar .</em>/ <em>Altera
jam genitum demitti protinus Orco,</em> / <em>Et
pressum mutla mergere, corpus humo. </em>Theognis işte: <em>İnsan için hiç doğmamış olmak, güneşin kavurucu ışığını hiç görmemiş
olmak en iyisi olurdu, ama eğer doğmuşsa olabildiğince çabuk Hades’in
kapılarına koşturmalı ve orada yerin altında huzur bulmalı. </em></p>



<p><em>Belki de </em><strong>Molloy</strong>’un dediği gibi<em> bütün diye bir şey yok, ya da ancak her şey sona erdikten sonra var.</em> Ya da bütün diye bir şey var, ya da ancak her şey başlamadan önce yok.</p>



<p>Mühendis, makine, mekanik… Bu üç sözcüğün
benzer anlamlarının olduğunu söyleyen Prigogine ve Stengers’e bakın hele,
buradayım: “Bu sözcükler bir rasyonel bilgiyi değil, bir tür kurnazlığı ve
çıkarcılığı ima ederler. Doğal süreçleri öğrenmekteki amaç, onları daha verimli
kullanmak değil, doğayı aldatmak, onu kendine karşı mekanize etmekti, yani
eşyaya “doğal düzenin”in dışında birtakım işler yaptırmak ve ürünler
verdirmektir.” </p>



<p>Aha işte Sex Pistols’un solisti canım <em><strong>Johnny Rotten</strong></em> “No future, no future”,<em> Gelecek yok, gelecek yok</em> diye çığlık atıyor. <strong>Çığlık</strong> deyince aklıma hemen <strong>Edward Munch</strong> geliyor: <em>Bir akşam / Kristiania yakınlarında / tepelik bir patikada yürüyordum &#8211; / iki dostumla birlikte. Hayatın ruhumu / yarıp içine aktığı bir vakitti. / Güneş batmaktaydı – ufukta / alevlere gömülmüştü. / Cehennemin yüzeyini kesip geçen / kanlı bir ateş kılıcı gibiydi. / Gökyüzü sanki kana bulanmıştı / &#8211; alev dilimleriyle kat kat kesilmişti – tepeler laciverde bürünmüş / fiyort – soğuk mavi, sarı ve kırmızı renklerle / lime lime olmuştu / Patikada ve ahşap çitin üzerinde – patlayan / kan kırmızısı / &#8211; dostlarım gözlerimi kamaştıran sarı – beyaz / lekelere dönüştüler &#8211; / &#8211; çok şiddetli bir çığlık / hissettim – ve duydum, / evet, çok şiddetli / bir çığlık doğanın çizgilerini – doğadaki renkleri – kırıverdi / &#8211; çizgiler ve renkler devinim içinde titreştiler &#8211; / &#8211; hayatın bu dalgalanmaları yalnızca gözlerimi değil / kulaklarımı da dalgalandırdı &#8211; / demem o ki, gerçek bir çığlık duydum &#8211; / sonrasında da Çığlık resmini yaptım.</em></p>



<p>Ortalığa dökülüyor sonra kaybolup gidiyoruz. Hepsi hepsi “Tabutta Röveşata!”. <strong>Derviş Zaim</strong> mavi bir ışık göndermiş. Aldım şiir ucuma, kalp ucuma koydum.</p>



<p><strong>Muhiyiddin-i Arabi</strong>, Fusul Hikem’de “İnsanın Allah’a ihtiyacı olduğu kadar Allah’ın da insana ihtiyacı var” diyor. Öyle ya <em>bilinmek istedim insanı yarattım</em> diyen bir Tanrı var karşımızda. </p>



<p><strong>Schopenhauer</strong> haklı: Hayat,<em> Maliyetini karşılamayan bir iş</em>. Hiçliğe katlanamadığı için küçük ve sefil yazgısını kabul eder insan.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/06/img_20161208_201453.jpg?w=800" alt="" class="wp-image-2344" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/19/kirlangic-usaklari/">Kırlangıç Uşakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/19/kirlangic-usaklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2342</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
