<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>öykü arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/oyku/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Jan 2026 14:08:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>HAYDİ, BANA BİR ÖYKÜ ANLAT</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2025/02/14/oyku/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2025/02/14/oyku/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 18:33:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı-Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya'lı Kırlangıç Uşakları Sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[Hülyal'lı Kızın Bahçesi]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[anlat]]></category>
		<category><![CDATA[Bateson]]></category>
		<category><![CDATA[frijot capra]]></category>
		<category><![CDATA[haydi]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=8527</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAYDİ, BANA BİR ÖYKÜ ANLAT.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2025/02/14/oyku/">HAYDİ, BANA BİR ÖYKÜ ANLAT</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fritjof Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyordu. Gregory Bateson, “kalıpların ötesindeki modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim adamıydı. “İlişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini söylüyordu” ısrarla ve “başlıca gayesi, gözlemlediği fenomenlerdeki organizasyon ilkelerini keşfetmekti.” Buna “her şeyi birbirine bağlayan model” diyen Bateson için “öyküler, kıssalar ve metaforlar insan düşüncesinin, insan aklının temel ifadeleri”dir. Ona göre “öykülerin vazgeçilmezliği, ilişkilerin vazgeçilmezliğiyle” ilişkilidir. Tam da bu noktada özellikle vurgulayayım ki “doğmakta olan yeni paradigmanın ana unsuru nesnelerden ilişkilere geçiştir.” Yani “biyolojik yapı (form) ilişkilerin bir araya gelmiş şeklidir, parçaların değil.” Bu doğrultuda “bir öyküde önemli olan, dikkate alınması gereken şey konu, olaylar veya öyküdeki şahıslar değil bunların kendi aralarındaki ilişkilerdir.” Diyeceğim, “dünya karmaşıklığı artıkça daha bir güzelleştiği” gibi bir yandan da kendine bir kalp edinmiştir, bir vicdan, bir adalet duygusu. Aynı zamanda da karmaşıklığı yönetecek bir akla, zihne, bilince gereksinimi olacağından bir beyin oluşturması kaçınılmazdı. Bu, o şeyin kendi kendini örgütleme isteği ve kararlılığıdır. Aslında bütün sistemler böyle işler. Buna, ‘kendinde kendi kendine kendini işleten işletim sistemi’ de diyebiliyoruz. Bana bir ilişki ver sana bir dünya yaratayım. Bu bağlamda hem kendi içimizde hem içinde olduğumuz süreçler içre süreçler anlamında bir dolu öyküden başka bir şey değiliz. Bir öyküler oylumu. Bir araya geldiklerinde dünyanın öyküsü ortaya çıkıyor. Yazılmış, yazılan, yazılacak olan bir öykü bu. Haydi, bana bir öykü anlat.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2025/02/14/oyku/">HAYDİ, BANA BİR ÖYKÜ ANLAT</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2025/02/14/oyku/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8527</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nehirde Bahar</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2024/05/03/mavi-suydu-ruyamdaki-adi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 May 2024 06:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı-Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya'lı Kırlangıç Uşakları Sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[Minik]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[potlatch]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tüy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=7765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tepe not: Hülya Özel Aydoğdu ile birlikte Bayraklı sahilinde- 3 Mayıs 2014 Fotoğraf: Hülya Özel Aydoğdu Bir nehrin kenarında, tıpkı nehir gibi akan mavi saçları, –Mavi Su’ydu rüyamdaki adı-, rüzgara teslim olmuş, rüzgarın estiği yönde dalgalanıyor, kanı doludizgin bir nehir gibi çağıldayarak akıyordu. Kalbi nehre su içmeye gelen bir cerenden farksızdı ve görünmeyen bir davulun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/05/03/mavi-suydu-ruyamdaki-adi/">Nehirde Bahar</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tepe not: Hülya Özel Aydoğdu ile birlikte Bayraklı sahilinde- 3 Mayıs 2014</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7705" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2024/04/fb-img-1713765222771.jpg" alt="" width="640" height="960" /> Fotoğraf: Hülya Özel Aydoğdu</p>
<p>Bir nehrin kenarında, tıpkı nehir gibi akan mavi saçları, –Mavi Su’ydu rüyamdaki adı-, rüzgara teslim olmuş, rüzgarın estiği yönde dalgalanıyor, kanı doludizgin bir nehir gibi çağıldayarak akıyordu. Kalbi nehre su içmeye gelen bir cerenden farksızdı ve görünmeyen bir davulun kasnağına vuran tokmak gibi anbean ritmi artan bir coşkuyla gümbürdüyordu. Olan şuydu: Mavi Tüy az önce hediye olarak ona mavi bir tüy vermişti. Daha o an’da bulut bulut olmuş, yaprak yaprak savrulmuş; eline, yüzüne, sesine, bakışlarına yağmur yağmur yağıp güneş güneş açmıştı. Açtıkça şeklinin şemalinin artık tutamadığı coşkusu, heyecanı görülmeyen içsel patlamalarla tir tir titretti Mavi Su’yu. Bir kısrağa dönüştürdü alacalı alacalı kişneyen. Kaburgalarının altında bir gezegen yaptı, gezegenin içinde atlı, atlının içinde gökyüzü, gökyüzünü içinde bir çekmece, çekmecenin içinde gelecekteki güzel günler, gelecekteki güzel günlerin içinde mavi bir tüy&#8230; Bu hediyeye karşılık boynundan çıkarıp yeryüzü taşlarından enva-i çeşit taşın irili ufaklı gezegenler gibi dizildiği kolyesini verdi Mavi Tüy’e aldığı nefesi verir gibi. Mavi Tüy’ün yüzü buğulandı bu sıcacık nefesten. Ilıdı. Gözleri bir göktaşı gibi kayıp Nehirde Bahar’ın içine bir ateştopu olarak düştü. Tatlı tatlı yakıp kavurdu her şeyi. Yalayıp yuttu. Derken verilecek hiçbir şeyleri kalmayıncaya kadar pervasızca, hiç çekinmeden ve coşkuyla sözler alıp sözler, öpücükler alıp öpücükler, dünyalar alıp dünyalar verdiler birbirlerine. Neleri var neleri yoksa. Bütün her şey verilip alınınıp verilip alınacak bir şeyleri kalmayınca bir tek kendileri kaldı. Öylesine, başıboş ve hülyalı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/05/03/mavi-suydu-ruyamdaki-adi/">Nehirde Bahar</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7765</post-id><enclosure url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2024/04/fb-img-1713765268556.jpg" length="47101" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Minncık</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2023/07/21/yuzayak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jul 2023 17:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı-Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hülyal'lı Kızın Bahçesi]]></category>
		<category><![CDATA[graviteravite]]></category>
		<category><![CDATA[gravotu]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kabus]]></category>
		<category><![CDATA[kırkayak]]></category>
		<category><![CDATA[minnacık]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=6808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulunduğum yer ben diyeyim bir saniye siz deyin çağlar, çağlar önceki İstanbul denilen kentin kıyılarına en tepeden bakan bir yer, aşağıda boğaz kıyılarında türlü türlü oyunlar oynayan kedi kuşlarını izliyorum. Dallarında enva-i çeşit rüyanın, kabusun mu demeliyim yoksa, yeşermiş olduğu bir imge ağacının yanındayım. Henüz açılmamış bir zarf uçuşuyor gökyüzünde, çılgınca birbirleriyle çarpışıp duran sürüyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/07/21/yuzayak/">Minncık</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bulunduğum yer ben diyeyim bir saniye siz deyin çağlar, çağlar önceki İstanbul denilen kentin kıyılarına en tepeden bakan bir yer, aşağıda boğaz kıyılarında türlü türlü oyunlar oynayan kedi kuşlarını izliyorum. Dallarında enva-i çeşit rüyanın, kabusun mu demeliyim yoksa, yeşermiş olduğu bir imge ağacının yanındayım. Henüz açılmamış bir zarf uçuşuyor gökyüzünde, çılgınca birbirleriyle çarpışıp duran sürüyle yüzü olan bir dolu zar, </strong><br />
<strong>gökyüzü çilekleri, yer altı canlıları ve rengarenk kalpleri olan çiçekler. Nereye baksam, </strong><strong>gözlerim ve baktığım şeyler birbirinden habersiz iki dünya gibi bir süre birbirini izliyor, </strong><strong>ardından birbiriyle çarpışarak bütünleşiyor. Dali görse çıldırır, kesin. Bir çeşit kırmızı </strong><strong>elmaya benzeyen güneşler cirit atıyor tepemde, birbirlerini çocuklar gibi kovalıyor,</strong><br />
<strong>yakalayanlar yakaladıklarını bir güzel çatır çutur yiyor, sonra şişmanlamış bir halde </strong><br />
<strong>oyuna devam ediyorlar. Oyunu kim sevmez ki! Toprağın, dağların, kayaların vığıl </strong><strong>vığıl kaynadığını görebiliyorum. Renkler renkleri, kokular kokuları, sesler sesleri, </strong><strong>şekiller şekilleri parçalıyor, öğütüyor yeni renklere, koku ve seslere, şekillere </strong><strong>dönüşüyor, bir curcunadır gidiyor. Rüya ile kabus karışımı bir oyun sahasındayım. </strong><strong>Devler, cinler, cüceler… Burada olmak, asla böyle bir yerde olmayı istememekle </strong><strong>birlikte madem şimdi buradayım, ne yapayım, sal gitsin türünde iki ayrı dünyanın </strong><strong>çiftleşmesine benziyor. Bir toplu iğne başı kadar yerde neredeyse kasaba </strong><br />
<strong>büyüklüğünde tuhaf canlılar. Arka arkaya, soluk almaksızın faz değiştiren </strong><br />
<strong>ağaçlar mı, pek tavsiye etmem ama isteğiniz buysa daha idealini bulamazsınız. Aha </strong><br />
<strong>işte gravotu denen bir yakıtla çalışan bir uzay-zaman gemisi tam karşıma demirliyor. Yakın </strong><br />
<strong>bir güneşten geliyor, Öteki Dünyaları Yerinde Görüp İnceleme Projesi için gelen </strong><br />
<strong>üniversite öğrencileri. Yüzayaklılar.</strong></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/07/21/yuzayak/">Minncık</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denizsuyukâsesi &#8211; YAZ 2019  SAYI 48 &#8211; “Yetinmek Sevindirir”* &#8211; Adil İzci</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/09/12/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-yetinmek-sevindirir-adil-izci/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/09/12/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-yetinmek-sevindirir-adil-izci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2019 11:57:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[adil izci]]></category>
		<category><![CDATA[denizsuyukâsesi yaz 2019]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Sina Akyol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde, hayır efendim, son aylarda ne kadar sık yineliyorum bu dize-sözü bir bilseniz. Elleri dert görmesin o ozan dostumun! Elleri dert görmesin de bu değerde yeni dize-sözlerini de okuyalım! Sen Marmara’nın bir adasındasın, o Ege’nin bir kıyı kasabasında, nasıl duyar bu dileklerini, derseniz, ben de dünyanın ta öbür ucunda(n) bile dostlar birbirini duyar derim. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/12/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-yetinmek-sevindirir-adil-izci/">Denizsuyukâsesi &#8211; YAZ 2019  SAYI 48 &#8211; “Yetinmek Sevindirir”* &#8211; Adil İzci</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/adil-izci.png?w=708" alt="" class="wp-image-3113" /></figure>



<p>Son günlerde, hayır
efendim, son aylarda ne kadar sık yineliyorum bu dize-sözü bir bilseniz. Elleri
dert görmesin o ozan dostumun! Elleri dert görmesin de bu değerde yeni
dize-sözlerini de okuyalım! Sen Marmara’nın bir adasındasın, o Ege’nin bir kıyı
kasabasında, nasıl duyar bu dileklerini, derseniz, ben de dünyanın ta öbür
ucunda(n) bile dostlar birbirini duyar derim. Oldu mu?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bizim
Karamel (bir Rus finosu), on günden beri yanımda. Evi ne kadar sevse de
sokakların yeri ayrı. Canı ne zaman isterse yüzüme öyle bir hevesle bakıyor,
oralı değilsem öyle bir “hev hev” tutturuyor ki sokaklarda dar alıyoruz soluğu.
Yalnız kim kimi gezdiriyor, orası belirsiz&#8230;</p>



<p>Neden böyle dedim?
Hangi sokağı isterse dalıyor. Aman iri bir hemcinsi ya da azgın, gözü kara bir
kedi, evet kedi saldırır maldırır korkusuyla ben de hemen o sokağa dalıyorum.
Bakıyorum ki bir tehlike yok, ortalık alabildiğine sakin, Karamel ufacık
adımlarıyla bir burayı kokluyor, bir orayı. Eh, arada izini de bırakıyor elbet.
</p>



<p>Döne döne neleri
kokluyor bilmem. Kokluyor da ne oluyor, onu da bilmem. Haydi, yeter bu kadarı,
gidelim artık desem, belki de gücenecek. O zaman ısrarla yüzüme bakar, yerinden
bir adım olsun kımıldamaz. Kafa tutar kısacası. Keyfine uyuyorum ister istemez.
O koklar dururken ben de sağı solu, evleri seyrediyorum. Oldum bittim severim
seyrin böylesini. Yeter ki eski sokaklar, eski evler olsun bana. Adada da bu
gibi sokaklardan, evlerden eh epeyce var. </p>



<p>Buraların pek
yabancısı sayılmam aslında, ama uzun uzun, alıcı gözlerle seyrettin mi
derseniz, yok, o kadarı yeni kısmet oluyor. Peki, iyi mi oluyor, kötü mü,
orasında kararsızım. Evlerin arasında bir ev görüyorum, bu ev değil, tam tamına
bir sanat yapıtı dememe kalmadan ıssız, hem de nicedir ıssız, kısacası bilmem
ne kadar yıl önceleri kendi haline terk edilen bir ev olduğunu anlıyorum.
Camları kırık bir pencerenin kirli, herhalde bir yerlerden sızan yağmur
sularıyla dantelalı eteğine kadar sarı sarı leke kesilen perdesi küf, nem, daha
kötüsü ölüm kokulu bir havayla kıpır kıpır&#8230; Sokak kapısının o artık has bir
ustasını mumla arasanız zor bulunur vitrayları bile toz topraktan bulanık; yer
yer kırık&#8230; Diyelim ki zamanlardan bir zaman birileri, sere serpe oturalım,
ömrümüzün en güzel hazlarına erelim diyerek bu evleri yaptırdılar. Tam da
öngördükleri gibi oldu hepsi. Sonra, nice bir zaman sonra da birer birer
öldü-ler; belki öyle olmadı da yerlerinden kalkamaz hallere geldiler artık. Ya
kızları oğulları tembellikten mi, dert saymaktan mı, hor görmekten mi, neden
sildiler gönüllerinden bu güzelim evleri? Yoksa büyük kentin bin bir türlü
“lüksü” (!) arasında unuttular mı? </p>



<p>Yakın yıllarda
yapıldığını ya da yenilendiğini sandığım bazı evlerse tam tersine&#8230; Bir
beğenisizlik, bir sevimsizlik ki ancak o kadar olur. &nbsp;Nedir sur gibi duvarların, kalın kalın demir
kapıların ardındaki o iri yarılık, nedir o kat kat üstünelik? Nedir
alınlarındaki o herhalde parıltılı metalden birtakım yuvarlaklar? Güya aydınlık
pencereleri mi? </p>



<p>Ya o kaba saba
palmiyeler? Bu iklimin onca güzel, onca seyretmelere doyum olmaz ağacı dururken
kimler aldı getirdi bunları adalara? Getirdi de ne buldu? Sonra o plastikten
masalar, sandalyeler, oyuncaklar, kuzular, kazlar, ördekler falan filan nedir?
Birazcık olsun anlamaz mı insan, adalar bir yana, hayata ne kadar aykırı
olduğunu bu ıvır zıvırların?</p>



<p>Evet, bir de o
türlüsü var: Evlerin, dükkânların önündeki kaldırımlar, daha ötesi sokak bile
bir boydan öbür boya kadar birilerinin. Mutlaka engin bir doğa sevgisiyle (!)
iri iri saksılardan bir sıra dizmek, abuk sabuk bir kameriye uydurmak yeterli.
Asfalt yolun dört yerinden kazıldığını, oralara dikilen birtakım gür dallı
bitkilerin, hanımelilerin, yasemenlerin üst katlara bağlandığını ve bu yolla
hepimize ait kaldırımlardan güya (dürüst olayım; kimisi aslında gayet güzel!)
birer kameriye elde edildiğini de gördüm desem, inanır mısınız? Fakat bunlar
“kapatılan” birtakım yerlerin yanında nedir ki? Biraz iyimserlik gösterirsek,
ne yapsınlar, evleri ya da dükkânları dardır, havasızdır, soluk alacak bir yer gereksinimi
alt tarafı diye bazı hafifletici nedenler bile bulabiliriz. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ekmeğini kazanmak uğruna bir yerlere
sığınmayı, oralarda bütün bir gün alın teriyle didinmeyi sanıyorum hepimiz
anlarız. Gönlümüzün gücünce de kollarız o insanları, belleri bir an önce
doğrulsun, en azından iyi kötü birtakım güvenceleri olsun isteriz; sevgimiz
saygımız da cabası. Onlara ne sözüm olabilir? Asıl tepkim, ötekilere,
kaldırımları da bir yana bırakalım, doğrudan doğruya sokakları üstelik plastik
masa ve sandalyelerle, kiralık bisikletlerle babalarının tapulu malı gibi
kapatanlara… Yanı sıra insaf nedir bilmeyenlere&#8230; Özellikle de günübirlik
gezgin kaynayan tatil günlerinde&#8230; Bire, bilemediniz ikiye elde edilen, sekize
ona o satılır mı? Satılırsa da buna yok efendim alın teri, yok efendim ekmek
parası denebilir mi?&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; II</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hemen hepimizin birtakım
tuhaflıkları vardır ya, benim de vardır. Sözgelimi zaman zaman kendimi bir
onarıcı gibi (de) duyumsarım. Olabilir, ne haddime olabilir. Yine de bir iki
satır söz edeyim. Nasıl olsa kimseye bir zararı dokunmaz o kadarının. Daha
fazlasının da dokunmaz ya, bilmem neden(se) bir iki satır dedim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karamel, nazına oynayacağımı
bilmenin rahatlığıyla gezisini sürdürsün bakalım bu sırada. Ben de bir gözüm
onda, hayalleyeyim:&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bütün bu gördüklerim yalan… Neden mi
yalan? Hepsi eskiden olduğu gibi de ondan…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O sokak kapısı vitraylı olan evde
uzun yıllardır bir müzisyen oturuyor. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gün olur balkonundan,
pencerelerinden önce birtakım akort sesleri duyarım. Ardından da hafif boğuk
bir ses… Genizden gibi… Keyifli olduğu kadar sitemli de… Sonu gelmez ki bu
adamın tutkunluğunun. Sanıyorum memnundur da bu durumundan. Bana sorarsanız,
tam bir “hercai gönüllü” demek haksızlık… o halde yarı “hercai gönüllü”
sayalım. Yoksa sevmeli mi bu huyunu? Her yeni tutkunluğu, yeni besteleri demek
ya! Sözlerinden anladığıma göre, endamlı… esmer… ela gözlü… ama ne yazık ki
yine ilgisiz bir güzele tutkun! </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kimdir acaba o güzel, bizim adadan
olabilir mi diye bazı varsayımlar yürütebilirim. Yok, en iyisi orada durmak!
Özel hayata girmez mi bu türlü konular? Yanı sıra, haydi anladım diyeyim, benim
neyime gerek? Güzel, onun güzeli!&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Müzisyenin evinin sağ yanındaki, her
görenin hayran kaldığı mavi boyalı evse marangozundur. Öyle sıradan bir
marangozun değil, ustaların ustası bir marangozun. Tamam, öbür adaları hesaba
katmayayım; ama bu adada alın terinin sinmediği bir ev arasanız belki
bulursunuz, belki bulamazsınız! Bir kusuru, sözünü pek tutmaz, büyük olasılıkla
ister ama tutamaz. Ha bugün ha yarın… Bitivermez mi bir hafta daha… Eh, biraz
pahalıcıdır da…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Onun yanındaki, hani basamakları
kıvrım kıvrım olan ev… Bir sürü tembel sokak kedisi uzanıyor ya avlusunda…
Birisi de pencerenin önünde… Tekir… Orası da anasının gözü Rum bakkalın evi.
Bütün kazıklarını tatlı bir dille attığından, öyle ha deyince kızamazsınız da…</p>



<p>            Sözün kısası, bütün bu evler var oldukları yıllardan beri sakinleriyle, ona göre de süreğen canlılıklarıyla eskiden olduğu gibidir! </p>



<p>            Issız eski evleri, bir gözüm ömür törpüsü Karamel’de, birer an da olsa, iyi dönemlerindeki gibi hayalledim diyeyim. Ya bu yakın yılların her yanından bir beğenisizlik, bir sevimsizlik… akan evlerini ne yapmalı? Haydi onlar da yalan olsun bitsin! Yosunlu yosunlu kırmızı kiremitlerin altındaki güzelim ada evlerinden sayayım onları da! Ya o surlar gibi kalın kalın görünenler mi? Duvarları mı diyorsunuz; ne ilgisi var efendim, lütfen biraz daha yakından bakın; taflan öbekleri onlar! Ardındakiler de, ah yine yanıltıyor sizi gözleriniz, plastikten olur mu; herhalde ceviz ağacından sade bir masa ve sandalyeleri! O ıvır zıvırlar mı? Hani, nerede?&nbsp; </p>



<p>             Ya o kaba saba palmiyeler? Onlarda mı yalan? Fakat canlı olanlara, tıpkı biz insanlar, hayvanlar gibi soluk alanlara ne yapılabilir ki? Göz(lerimi) yummak? Bir bakıma yok saymak? Hayır, gönlüm elvermiyor. Zaten, adada kendi kendilerine bitmedikleri halde bir sürü kötü söz ettim. Neyse, bu kadarla kalsın, her yeri sarmasınlar da… biz asıl bundan sonrasına bakalım: Yakıcı yaz günlerine bir serinlik aramaksa derdimiz, diyelim koyuca gölgeleriyle salkımsöğütler olamaz mı? İnanın bir zamanlar gölgelerinde saatlerce oynadığımdan, diplerinden akan derecikte dallarını, yapraklarını, masmavi, tek bulut olsun gezinmeyen yaz göğünü saflıkla izlediğimden, kâğıttan gemiler yüzdürdüğümden falan öne sürmüyorum! </p>



<p>              Biliyorum, en zoru bundan sonrası&#8230; Önüne gelenin babasının tapulu malı gibi koca koca saksılar sıraladığı, kameriyeler düzenlediği, masa ve sandalyelerle kapattığı kaldırımları, sokakları arındırmaya benim hayal gücüm falan sökmez. Ne olacak peki? Hepsi olduğu gibi kalacak mı? Ne yazık ki öyle görünüyor. Mal mülk hırsı bu, para pul hırsı&#8230; Yanı sıra insafsızlığın hazzı&#8230; En kötüsü ne biliyor musunuz? Bütün bunlara kimselerin ses etmemesi, belki de edememesi&#8230; Olabilir, bizim bilemeyeceğimiz birtakım hesaplar da olabilir.</p>



<p>                Bu nedenle daha söze girerken, Ege’nin bir kıyı kasabasındaki ozan dostumu, onun “Yetinmek sevindirir” dize-sözünü andım ya! Duyan biri(leri) olur mu aralarından bu güzelim sözü? Sanmam. İnanın sanmam ama umutsuz da olmuyor ki&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; * <em>Sina Akyol’dan</em> </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/12/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-yetinmek-sevindirir-adil-izci/">Denizsuyukâsesi &#8211; YAZ 2019  SAYI 48 &#8211; “Yetinmek Sevindirir”* &#8211; Adil İzci</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/09/12/denizsuyukasesi-yaz-2019-sayi-48-yetinmek-sevindirir-adil-izci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Kitap</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/08/01/mavi-kitap/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/08/01/mavi-kitap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 16:02:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir Budak]]></category>
		<category><![CDATA[adil izci]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Özyalçıner]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ada]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ertan Mısırlı]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[Arife Kalender]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Sarısayın]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[çilliplopom]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Hızlan]]></category>
		<category><![CDATA[Enis Batur]]></category>
		<category><![CDATA[Eray Canberk]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Bener]]></category>
		<category><![CDATA[Erkut Tokman]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Özyiğit]]></category>
		<category><![CDATA[Gonca Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Gültekin Emre]]></category>
		<category><![CDATA[Güngör Tekçe]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Bahar]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Ergülen]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Hükümenoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Peker]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Berk]]></category>
		<category><![CDATA[İş Bankası Kültür Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[Kamil Masaracı]]></category>
		<category><![CDATA[karikatür]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[mavi kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Zaman Saçlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Melih Cevdet Anday]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Batmankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Köz]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kale]]></category>
		<category><![CDATA[Nazlı Eray]]></category>
		<category><![CDATA[Necati Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Necati Tosuner]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Ziyalan]]></category>
		<category><![CDATA[Nurduran Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Nurer Uğurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Akbal]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Caymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Çakmakçı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Serhat Erkekli]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir İnce]]></category>
		<category><![CDATA[Refik Durbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Rıfat Ilgaz]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Kudret Aksal]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Karaören]]></category>
		<category><![CDATA[Selim İleri]]></category>
		<category><![CDATA[Semih Poroy]]></category>
		<category><![CDATA[Sennur Sezer]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Sina Akyol]]></category>
		<category><![CDATA[Talât Sait Halman]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncer Uçarol]]></category>
		<category><![CDATA[Turgay Fişekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Vüs’at O. Bener]]></category>
		<category><![CDATA[Yazınımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Pazarkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Koray]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Alper]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Aliye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazınımıza Saygı ve Sevgi Hazırlayan: Adil İzci Mavi Kitabın arka kapağı: Ozan ve yazar Adil İzci, bu kitabı elli yıllık bir okur kimliğiyle yer yer belgeliğinden de yararlanarak hazırladı. Amacı, yazınımıza bir sevgi ve saygı sunumu… Rıfat Ilgaz, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, İlhan Berk, Vüs’at O. Bener, Oktay Akbal, Sami Karaören, Can Yücel, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/08/01/mavi-kitap/">Mavi Kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Yazınımıza Saygı ve Sevgi </h1>



<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Hazırlayan: Adil İzci </h1>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/08/20190801_1740541785663262.jpg?w=576" alt="" class="wp-image-2977" /></figure>



<p><strong>Mavi Kitabın arka kapağı</strong>:</p>



<p>Ozan ve yazar Adil İzci, bu kitabı elli yıllık bir okur kimliğiyle yer yer belgeliğinden de yararlanarak hazırladı. Amacı, yazınımıza bir sevgi ve saygı sunumu… Rıfat Ilgaz, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, İlhan Berk, Vüs’at O. Bener, Oktay Akbal, Sami Karaören, Can Yücel, Halil İbrahim Bahar, Erhan Bener, Talât Sait Halman, Adnan Özyalçıner, Nihat Ziyalan, Özdemir İnce, Doğan Hızlan, Güngör Tekçe, Eray Canberk, Yüksel Pazarkaya, Nurer Uğurlu, Tuncer Uçarol, Sennur Sezer, Refik Durbaş, Necati Tosuner, Nazlı Eray, Hüseyin Peker, Ahmet Ada, Selim İleri, Necati Güngör, Sina Akyol, Kamil Masaracı, Gültekin Emre, Enis Batur, Abdülkadir Budak, Zeynep Aliye, Metin Cengiz, Semih Poroy, Arife Kalender, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Osman Serhat Erkekli, Yusuf Alper, Salih Bolat, Haydar Ergülen, Turgay Fişekçi, Yunus Koray, Ayşe Sarısayın, Muzaffer Kale, Ahmet Ertan Mısırlı, Mustafa Köz, Mete Özel, Uluer Aydoğdu, Murat Batmankaya, Osman Çakmakçı, Hikmet Hükümenoğlu, Erkut Tokman, Erol Özyiğit, Nurduran Duman, Kenan Yücel, Kadir Aydemir, Onur Caymaz, Gonca Özmen, Harun Atak… O saygı ve sevgi sunumunu hak edenlerden ancak bir bölümü…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/08/20190801_174022-1385287565.jpg?w=576" alt="" class="wp-image-2978" /></figure>



<p><strong>Önsöz Yerine&#8217;den</strong></p>



<p>&#8220;Bu kitabı, biraz okurluğun (&#8230;) kazanımlarını vurgulamak, biraz okurluğu özendirmek, yok, eksik kalacak, okurluğu kutsamak -haddime mi değil mi orasını bilmem- asıl da Cumhuriyet Dönemi yazınımızı var eden bütün değerli ozan ve yazarlarımıza bir saygı ve sevgi sunumu amacıyla hazırladım. Az birazı kendi adımaysa, kalanı nitelikli okurlar adına&#8230; </p>



<p>Kasım 2018&#8243; </p>



<p><strong>Adil İzci</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/08/20190801_1802571290227881.jpg?w=576" alt="" class="wp-image-2979" /></figure>



<p>Mavi Kitap, Yazınımıza Saygı ve Sevgi, Hazırlayan: Adil İzci, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019.</p>



<p><strong>Adil İzci</strong>&#8216;ye çok teşekkür ediyorum. Saygımla&#8230;  Uluer Aydoğdu</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/08/01/mavi-kitap/">Mavi Kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/08/01/mavi-kitap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2981</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
