<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Quad arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/quad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/quad/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Mar 2020 13:42:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>İçindeymişim meğerse içimde olanın</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/03/26/icindeymisim-megerse-icimde-olanin/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/03/26/icindeymisim-megerse-icimde-olanin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 13:42:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[anti-doğa]]></category>
		<category><![CDATA[buyurgan]]></category>
		<category><![CDATA[girdap]]></category>
		<category><![CDATA[kaçoş çizgisi]]></category>
		<category><![CDATA[kibirli]]></category>
		<category><![CDATA[kısır döngü]]></category>
		<category><![CDATA[ne için]]></category>
		<category><![CDATA[nereye kadar]]></category>
		<category><![CDATA[Niels Bohr]]></category>
		<category><![CDATA[Quad]]></category>
		<category><![CDATA[rampa]]></category>
		<category><![CDATA[Rilke]]></category>
		<category><![CDATA[rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel Beckett]]></category>
		<category><![CDATA[toplum sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[zorba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4087</guid>

					<description><![CDATA[<p>I’m so afraid of peoples’s words. They say everything so clearly: And this is called dog, and that is called house, And here is the beginning and the end is there. Rilke Kültür, yani anti-doğa, var olanın, mevcut ve hazır olanın etrafını kibirli olduğu kadar buyurgan, zorba, cahil anlam, değer ve kurallarla, simge ve imgelerle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/26/icindeymisim-megerse-icimde-olanin/">İçindeymişim meğerse içimde olanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/03/ic3a7indeymic59fim-mec49ferse-ic3a7imde-olanc4b1n1.jpg?w=1024" alt="" class="wp-image-4098" /></figure>



<figure class="wp-block-pullquote" style="border-color:#cf2e2e;"><blockquote class="has-text-color has-very-dark-gray-color"><p>I’m so afraid of peoples’s words.</p><p>They say everything so clearly:</p><p>And this is called dog, and that is called house,</p><p>And here is the beginning and the end is there.  </p><cite>Rilke</cite></blockquote></figure>



<p class="has-medium-font-size">Kültür, yani anti-doğa, var olanın, mevcut ve hazır olanın etrafını kibirli olduğu kadar buyurgan, zorba, cahil anlam, değer ve kurallarla, simge ve imgelerle çevirip böylece kendini sözde güvenli bir alana kapatmaktan başka bir şey değil. İlk elden (ilkel) olanın dolaylanmasından söz ediyorum. İlk elden olanın yerine düşüncelere, inançlara, mitlere, şablonlara takılıp kalmış saplantılı,  nevrozlu bir gerçekliğin ikame edilmesinden. Dünyanın sorgulanmayan verili bir şeye, gerçekliğe indirgenmesinden. </p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Jean Jacques Rousseau</strong>, iyi bilinen kitabı <strong>Toplum Sözleşmesi</strong>&#8216;nde birisinin gelip bir arazi parçasının etrafını çevirerek burası benim demesinde sorun olmadığını; asıl sorunun diğerlerinin bunu kabul etmesinde olduğunu vurgular. Bizi mahveden de bu olmuştur. Toplum Sözleşmesi budur işte. Yapılıp edildiğimiz gerçekliği uyurgezer bir şekilde körlemesine biz yapıyoruz. Senin, benim dışavrumum toplum. Öyledir, buyuran dil de etrafımıza insanbiçimsel bir duvar örer. Çık çıkabilirsen artık. Henry Miller, Sexus’ta “insanı dünyadan ayıran bu büyük camdan yapılmış pencerenin yok olduğunu görmek istiyorum ben. Tekrar balık olabilmek” der, bütün mis kokulu çiçekler ona.</p>



<p class="has-medium-font-size">&#8220;Her şeyin bir kabul olarak değil, bir soru olarak anlaşılması gerektiğini&#8221; söylüyordu Nobel ödüllü Danimarkalı fizikçi <strong>Niels Bohr</strong>. Tabii, &#8220;bu şudur, şu budur&#8221; diye ahkam kesip doğal olanın etrafını çitlerle çevirmiş bir dilin (iletişimden çok dikte eder dil, buyurur ve kendinden emindir) içinde bunu yapmak çok zor. Verili bir dünya, gerçeklik o kadar içimize işlemiş ki&#8230; Zaten toplum da, dünyamız da senin, benim, hepimizin dışavurumu, yansıması, yukarıda söylemiştik. </p>



<p class="has-medium-font-size">Bir eşik cini olduğundan hiç kuşku duymadığım <strong>Rilke</strong>, bakın:<br>&nbsp;<br>I’m so afraid of peoples’s words.<br>They say everything so clearly:<br>And this is called dog, and that is called house,<br>And here is the beginning and the end is there, </p>



<p class="has-medium-font-size">yani,</p>



<p class="has-medium-font-size"><em>İnsanların sözlerinden çok korkuyorum<br>Her şey o kadar açık ve net ki onlar için:<br>Örneğin bu köpek, şu ev diyorlar,<br>İşte burası başlangıç, şurası da son</em>.</p>



<p class="has-medium-font-size">diyor.<br> <br>Ah fırlatma rampam benim, kaçış çizgim  aldım kalp hizama koydum seni, akıl hizama, kaçış çizgisi hizama, sen çok yaşa emi!</p>



<p class="has-medium-font-size">Anbean yeni, diri ve doğal olanı, şimdi,  burada gürül gürül ve doludizgin akanı seçtim ben. Var olmaktan söz ediyorum, mevcut ve hazır olmaktan. </p>



<p class="has-text-align-left has-medium-font-size"><strong>Quad</strong> (Hangi Noktaya ya da Nereye Kadar?), 1980 yılında, <strong>Samuel Beckett</strong> tarafından yazılıp ertesi yıl da televizyon için çekilmiş bir oyun. Oyunda, “belirli bir koreografik düzene sahip (…) olay mahali” bir karedir ve ‘sınırlı değerler sistemine’ karşılık gelir. Dört oyuncu vardır ve bunlar (1, 2, 3, 4), her biri kendi belirli güzergâhlarında ilerleyerek verili alanı arşınlar. Bizler de tıpkı Quad oyununda olduğu gibi sahneye girip verili bir alanı, dünyayı sorgulamadan, öylece kabul edip yaşıyor (?) ve ayrılıyoruz. Oyuncular değişiyor, seriler başlayıp bitiyor ama verili alan hiç değişmiyor. Yapılıp edildiğimiz,  içinde dönüp, çırpınıp, debelenip durduğumuz gerçekliği/dünyayı yapıp ediyoruz çünkü. Şu an olmakta olan tam da bu. Ve bitecek, sonlanacak gibi görünmüyor. Peki, <strong>ne için</strong> ve <strong>nereye kadar</strong>?     </p>



<p class="has-medium-font-size">İçinde olduğumuz gerçeklik içimizde. <strong>İçindeymişim meğerse içimde olanın.</strong> Uyurgezer bir şekilde körlemesine yapıp ediyorum işte yapılıp edildiğim gerçekliği. </p>



<p class="has-medium-font-size">Var olanı, gerçekliği yargılamadan, karşılaştırma, yani olumlama ve değilleme yapmadan olduğu gibi, tek parça bir bütün olarak fark ettiğimde ise bir fark eden olurum.  İçinde dönüp, debelenip, çırpınıp durduğum bu girdaptan uyanıp/dirilip doludizgin akan nehre/varoluşa dönerek var olurum. Var olmak, var olanı bir bütün olarak fark etmek, onu olduğu gibi bilmektir. </p>



<p class="has-medium-font-size">Var olanı, gerçeği, kendini bilmiyorsan var, mevcut ve hazır olduğunu kimse söyleyemez. &#8220;Mevcudiyetten sürgünlük&#8221; diyor bu duruma John Zerzan. Nizam verilmek üzere ne idüğü aslında belirli bir &#8216;ilerleme şablonu&#8221; uyarınca itile kakıla geçirildiğimiz bir nizamiyeden başka bir şey değil uygarlaşmak, modernleşmek. Zerzan&#8217;ın saptamasıyla “mecbur tutulduğumuz ölüm seferi”&#8230;&nbsp;Bazen bir &#8220;deh&#8221; demenin kafi olduğu. </p>



<p class="has-medium-font-size">  <br>&nbsp;<br></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/26/icindeymisim-megerse-icimde-olanin/">İçindeymişim meğerse içimde olanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/03/26/icindeymisim-megerse-icimde-olanin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4087</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Quad ya da ne için nereye kadar?</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/29/quad-ya-da-ne-icin-nereye-kadar/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/29/quad-ya-da-ne-icin-nereye-kadar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jun 2019 15:47:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[akış]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Fo]]></category>
		<category><![CDATA[Ne İçin Nereye Kadar]]></category>
		<category><![CDATA[Quad]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel Beckett]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzü yeniği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2467</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Akıntıdan, akıştan kaçarken yakalandığımız girdapta dönüp duran bir kutu ya da bir tahta parçası gibiyiz. Kendimizi sağlam bir kazığa bağladığımızı sanıyoruz ama örneğin yaratılış miti ya da ilerleme hikâyesi, varlığımızı koruyacağını düşündüğümüz sert ve katı düzenler, hepsi bu girdabın marifeti. Döngüleri düşünün, akıntının, akışın dışında, nesnel, fiziksel gerçeklikle bir alakası olmayan zihinsel kurgulardan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/29/quad-ya-da-ne-icin-nereye-kadar/">Quad ya da ne için nereye kadar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-rich wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="youtube-embed" data-video_id="LPJBIvv13Bc"><iframe title="Samuel Beckett Quad" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/LPJBIvv13Bc?feature=oembed&#038;enablejsapi=1&#038;enablejsapi=1" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div></figure>



<p>Akıntıdan,
akıştan kaçarken yakalandığımız <em>girdapta
dönüp duran bir kutu</em> ya da bir tahta parçası gibiyiz. Kendimizi sağlam bir
kazığa bağladığımızı sanıyoruz ama örneğin yaratılış miti ya da ilerleme hikâyesi,
varlığımızı koruyacağını düşündüğümüz sert ve katı düzenler, hepsi bu girdabın
marifeti. Döngüleri düşünün, akıntının, akışın dışında, nesnel, fiziksel
gerçeklikle bir alakası olmayan zihinsel kurgulardan başka bir şey değildirler.
Debelenip durduğumuz, dönüp durduğumuz kesin. Yakalanmışız girdaba, ağa,
döngüye, olan bu. Kısır bir döngü bu ve Manzotti, Parks’a şöyle açıklıyor bunu:
“Gündelik algıda, yakın çevreden gelen akıntı o kadar güçlüdür ki girdaplar
genel akışa bir katkıda bulunmaz. Her şey orada potansiyel olarak sonu gelmeyen
bir atlıkarıncada döner durur. Girdaba kapılıp dönen hafif bir teneke kutu
gibi.” </p>



<p>Tamam, anoloji bu ama Samuel Beckett’ın, 1980 yılında yazdığı ve ertesi yıl televizyon için çektiği Quad’dan (hangi noktaya ya da nereye kadar demektir Quad) hareketle  <strong>Ne İçin Nereye Kadar</strong> diye sorarsak: Tıpkı Quad’da olduğu gibi sahneye girip çıkıyor ve sahnede verili bir alanı deneyimliyoruz. Sonra başka oyuncular. Seriler bitiyor seriler başlıyor, ama <strong>Ne için Nereye Kadar</strong>? Doğrusu kısır döngüler girdaptır. Tipik kapalı kaplar. Kendimizi nasıl anlamlandırıp şartlarsak şartlayalım akışın hemen yanı başında ama dışında bir alan deneyimi, yaşantısıdır. Sonu olmayan. Tam da bu noktada ilave etmeliyim ki nesnel gerçeklikle zihinsel gerçekliğimiz arasındaki gerilim, çatışma akıntıyla girdap arasındaki gerilimin aynısıdır. Yani burada anoloji yok. Öyleyse çocukluğun da alemi yok. Büyümeliyiz. Nesnel gerçekliğe uymayan, fiziksel gerçeklikle alakası olmayan bütün zihinsel örtülerden, çit ve duvarlardan, baskı ve zorbalıklardan, kibirden ve cehaletten kurtulmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok. Yeni bir dünya yapıp edeceksek bu dünyanın nesnel anlam, değer ve kurallara ihtiyacı var; sayıklamalara, illüzyonlara, safsatalara, mitlere, hikayelere, imgevelemelere değil. Gerçek kopuş, devrim de zaten budur. Değilse birtakım restorasyonlar, kıvırtmalar, masallar. </p>



<p>Uzak
denge ürünü olmana rağmen denge ve düzen peşindeysen, tıpkı bir teneke kutu
gibi takılıp kaldıysan bir düzene, bir düşünceye, bir duyguya bu atlıkarıncada
döner durursun. Oysa akıntıdan ayrı bir varlığın, varlığından ayrı bir akıntı
yok. Yalnızca akıntıya göre daha düzenli, daha dengede bir şeysin. Akıntının,
akışın pıhtılaşmış hali… </p>



<p>Dario Fo’nun belirttiği üzere “bugün en iyi şey, bu fantastik rüzgâr ve güneştir” ve hayali ve kurgusal gerçekliğe rağmen “dünya ölçeğinde örgütlenen genç insanlardır.”</p>



<p>Şimdi,
büyüme zamanı. </p>



<p>Pek hicâzkar, pek mahir bir kuştur cesaret</p>



<p>bi
gayret.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/29/quad-ya-da-ne-icin-nereye-kadar/">Quad ya da ne için nereye kadar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/29/quad-ya-da-ne-icin-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2467</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
