<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>selforganization arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/selforganization/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/selforganization/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2020 11:01:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Ölümcül olduğu kadar doğumcul çalımlarla</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/09/19/kus-gibi-kanat-cirpip-kus-gibi-sakiyor-yani-kus-gibi-davraniyorsa-hayattir-o/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/09/19/kus-gibi-kanat-cirpip-kus-gibi-sakiyor-yani-kus-gibi-davraniyorsa-hayattir-o/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2020 09:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[termodinamik]]></category>
		<category><![CDATA[Altüst]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[bozunmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bütünsel]]></category>
		<category><![CDATA[Çizgisel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru kuşlar yanlış uçmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Doğrusal]]></category>
		<category><![CDATA[doğumcul]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurgan rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Düz]]></category>
		<category><![CDATA[Esir]]></category>
		<category><![CDATA[Evcil]]></category>
		<category><![CDATA[evcil düştük]]></category>
		<category><![CDATA[gülümcül]]></category>
		<category><![CDATA[harman]]></category>
		<category><![CDATA[Harman ola]]></category>
		<category><![CDATA[kendi kendine]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Linear]]></category>
		<category><![CDATA[Mahsul]]></category>
		<category><![CDATA[Şakımak]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[Total]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üstalt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=5079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bozunup (bozulma değil) gidiyorsun, savrulup gidiyorsun, dağılıp gidiyorsun. İlk ve son kez oluşup yok oluyor, yok olup oluşuyorsun. Bir an sürüyor bu. Hiç de kısa bir süre değildir an. Düz, doğrusal, çizgisel (linear) bakarsan yıllar, yıllar. Hiç de uzun bir süre değil bu. Bütünsel (total) bir şey, an. Ondan kopup düz, doğrusal, çizgisel (linear) bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/09/19/kus-gibi-kanat-cirpip-kus-gibi-sakiyor-yani-kus-gibi-davraniyorsa-hayattir-o/">Ölümcül olduğu kadar doğumcul çalımlarla</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p style="font-size: 18px; line-height: 1.4;">Bozunup (bozulma değil) gidiyorsun, savrulup gidiyorsun, dağılıp gidiyorsun. İlk ve son kez oluşup yok oluyor, yok olup oluşuyorsun. Bir an sürüyor bu. Hiç de kısa bir süre değildir an. Düz, doğrusal, çizgisel (linear) bakarsan yıllar, yıllar. Hiç de uzun bir süre değil bu.</p>



<div class="wp-block-image is-style-default">
<figure class="aligncenter size-medium"><img decoding="async" class="wp-image-3934" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/02/bu-saatlerde-her-c59fey-kanar-biraz-.jpg?w=240" alt="" /></figure>
</div>



<p style="font-size: 18px; line-height: 1.4;">Bütünsel (total) bir şey, an. Ondan kopup düz, doğrusal, çizgisel (linear) bir yola hapsetmişiz kendimizi. İlkel&#8217;den modernliğe, uygarlığa doğru gelişiyoruz diye, böyle bir sanrıyla, nevrozla bütünsel (total) olandan kopmanın, yani evcil/esir düşmenin tarihidir tarihimiz.</p>



<div class="wp-block-image is-style-default">
<figure class="aligncenter size-medium"><img decoding="async" class="wp-image-4155" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/04/img_20200421_084851_201.jpg?w=169" alt="" /></figure>
</div>



<p style="font-size: 18px; line-height: 1.4;">Aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Aha mahsul, tohum; tohum, mahsul oluyor. Üstalt oluş bu, altüst.Dirim, ölümün; ölüm, dirimin annesi, doğurgan rahmi, mutlak, yüzde yüz olmayan iki uğrak yerinden söz ediyorum. Harman ola, harman ola, harman.</p>



<div class="wp-block-image is-style-default">
<figure class="aligncenter size-medium"><img decoding="async" class="wp-image-3796" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/01/ac3a7c4b1lan-her-kapc4b1-bac59fka-bir-yere-kapatc4b1r-seni-c3a7c4b1k-c3a7c4b1kc4b1nc4b1ndaki-dc3bcnyapng.png?w=197" alt="" /></figure>
</div>



<p style="font-size: 18px; line-height: 1.4;">Harman yeri, harman olan ve harman eden ayrılmazcasına bütündür. #Selforganization</p>



<div class="wp-block-image is-style-default">
<figure class="aligncenter size-medium"><img decoding="async" class="wp-image-2632" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/07/2019-04-29-151816069224..jpg?w=38" alt="" /></figure>
</div>



<p style="font-size: 18px; line-height: 1.4;">Kendi canına kıyıp (yerel ve kurgu benimin) kendini yaratma içgüdüm işbaşında. Ölümcül olduğu kadar doğumcul çalımlarla. Benim gülümcül varoluş sevgim budur işte.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/09/19/kus-gibi-kanat-cirpip-kus-gibi-sakiyor-yani-kus-gibi-davraniyorsa-hayattir-o/">Ölümcül olduğu kadar doğumcul çalımlarla</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/09/19/kus-gibi-kanat-cirpip-kus-gibi-sakiyor-yani-kus-gibi-davraniyorsa-hayattir-o/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5079</post-id><enclosure url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/09/qqqqq-e1601547003927.jpg" length="58187" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Dünyadan dünyayadır bütün seferler / hep tarifesiz yahu</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/16/dunyadan-dunyayadir-butun-seferler-hep-tarifesiz-yahu/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/16/dunyadan-dunyayadir-butun-seferler-hep-tarifesiz-yahu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2020 14:33:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya hakkında bir dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Efendime söyleyeyim]]></category>
		<category><![CDATA[Seferler]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarifesiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Yahu]]></category>
		<category><![CDATA[yapılıp edilme]]></category>
		<category><![CDATA[yapıp etme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılıp edildiğin dünyayı yapıp ediyorsun işte şiir ile, miir ile.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/16/dunyadan-dunyayadir-butun-seferler-hep-tarifesiz-yahu/">Dünyadan dünyayadır bütün seferler / hep tarifesiz yahu</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-medium-font-size">Yapılıp edildiğin dünyayı</p>



<p class="has-medium-font-size">yapıp ediyorsun işte şiir ile, miir ile.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-rounded"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/03/ic3a7indeymic59fim-mec49ferse-ic3a7imde-olanc4b1n1.jpg?w=800" alt="" class="wp-image-4098" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/16/dunyadan-dunyayadir-butun-seferler-hep-tarifesiz-yahu/">Dünyadan dünyayadır bütün seferler / hep tarifesiz yahu</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/16/dunyadan-dunyayadir-butun-seferler-hep-tarifesiz-yahu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapılıp edildiğin gerçekliği uyurgezer bir şekilde körlemesine yapıp ettiğini fark ettiğinde bir fark eden olarak fark ettiğin gerçeklikten özgürleşip varolursun</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/03/24/yapilip-edildigin-gercekligi-uyurgezer-bir-sekilde-korlemesine-yapip-ettigini-fark-ettiginde-bir-fark-eden-olarak-fark-ettigin-gerceklikten-ozgurlesirsin/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/03/24/yapilip-edildigin-gercekligi-uyurgezer-bir-sekilde-korlemesine-yapip-ettigini-fark-ettiginde-bir-fark-eden-olarak-fark-ettigin-gerceklikten-ozgurlesirsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2020 07:02:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Kara]]></category>
		<category><![CDATA[Cana kıymak]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurgan rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[girdap]]></category>
		<category><![CDATA[Körlemesine]]></category>
		<category><![CDATA[Mahsul]]></category>
		<category><![CDATA[Nehirde Bahar]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezer]]></category>
		<category><![CDATA[Varolmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma Cesareti]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aziz Kara, Nehirde Bahar&#8217;ın gözleri önünde adeta azizleşerek &#8220;Dünya, evren tek parça bir bütün. Kendi kendine, kendinin tohumu, mahsulü, doğurgan rahmi. Kendi kendine, kendi canına kıyabilmeli ki kendi kendine, kendini yaratabilsin. Kendi kendine, kendini varedebilme ki varolabilsin. Var ettikçe var olup var oldukça var eden bir organizmadan söz ediyorum. Var etmekle var olmanın ya da [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/24/yapilip-edildigin-gercekligi-uyurgezer-bir-sekilde-korlemesine-yapip-ettigini-fark-ettiginde-bir-fark-eden-olarak-fark-ettigin-gerceklikten-ozgurlesirsin/">Yapılıp edildiğin gerçekliği uyurgezer bir şekilde körlemesine yapıp ettiğini fark ettiğinde bir fark eden olarak fark ettiğin gerçeklikten özgürleşip varolursun</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-video wp-block-embed is-type-video is-provider-videopress"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="vid-20200316-wa0011" width='696' height='1230' src='https://video.wordpress.com/embed/sWItmovm?preloadContent=metadata&amp;hd=1' frameborder='0' allowfullscreen></iframe><script src='https://v0.wordpress.com/js/next/videopress-iframe.js?m=1435166243'></script>
</div><figcaption><strong>Video: Hülya Özel Aydoğdu </strong><br><a href="http://ulueraydogdu.com/hulyali-kizin-bahcesi/">http://ulueraydogdu.com/hulyali-kizin-bahcesi/</a></figcaption></figure>



<p class="has-medium-font-size">Aziz Kara, Nehirde Bahar&#8217;ın gözleri önünde adeta azizleşerek &#8220;Dünya, evren tek parça bir bütün. Kendi kendine, kendinin tohumu, mahsulü, doğurgan rahmi. Kendi kendine, kendi canına kıyabilmeli ki kendi kendine, kendini yaratabilsin. Kendi kendine, kendini varedebilme ki varolabilsin. Var ettikçe var olup var oldukça var eden bir organizmadan söz ediyorum. Var etmekle var olmanın ya da cana kıymakla yaratmanın aynı şey olduğundan&#8221;, diye konuşunca sahnede yeniden, yeniden tekrarlanan oyunun,  perdede dönüp duran filmin, verili bir dünyaya şartlanmış zihninin, varoluşun ortasında ama varaoluşa yabancı, gürül gürül ve doludizgin akıştan kopmuş bir girdabın (hepimizin dönüp durduğu, çırpınıp, debelenip durduğu) tekrar tekrar gösterimi olduğunu fark edip varolan bu gerçekliği yargılamadan, karşılaştırma yapmmadan tek parça bir bütün olarak olduğu gibi bildi Nehirde Bahar. Ve birdenbire sahne boşaldı kendiliğinden, perde beyazlaşıp başka bir dünyaya alamet bir açıklığa dönüştü zihni. Varolmak,  varolanı fark etmekten başka bir şey değil, diye düşündü: Farkındalığındır, aha işte fark yaratacak olan!</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/24/yapilip-edildigin-gercekligi-uyurgezer-bir-sekilde-korlemesine-yapip-ettigini-fark-ettiginde-bir-fark-eden-olarak-fark-ettigin-gerceklikten-ozgurlesirsin/">Yapılıp edildiğin gerçekliği uyurgezer bir şekilde körlemesine yapıp ettiğini fark ettiğinde bir fark eden olarak fark ettiğin gerçeklikten özgürleşip varolursun</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/03/24/yapilip-edildigin-gercekligi-uyurgezer-bir-sekilde-korlemesine-yapip-ettigini-fark-ettiginde-bir-fark-eden-olarak-fark-ettigin-gerceklikten-ozgurlesirsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4028</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek parça çoğulluk ya da self-organization</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/03/22/tek-parca-cogulluk-ya-da-self-organization/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/03/22/tek-parca-cogulluk-ya-da-self-organization/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2020 11:52:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Altüst]]></category>
		<category><![CDATA[Dışavurumudur]]></category>
		<category><![CDATA[Doğurgan rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Harman ola]]></category>
		<category><![CDATA[İç dış]]></category>
		<category><![CDATA[İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[Mahsul]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmetli]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[universe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4034</guid>

					<description><![CDATA[<p>En büyük ölüm başka doğum yok!Ne kadar toprak eder şu kertenkele acabakaç tane gül yetiştirir bir ceset?Ne kadar rahmetli olacak şu bedenim, hıbelki de bir evin tuğlası?Önümüzdeki şiirlere bakacağız artık. Uzaktan, dışarıdan bakıldığında tek parça bir bütün olarak görünen dünyanın, yakınlaşınca, içine girince enva-i çeşit şeyleri, nesneleri, bedenleri, renkleri, şekilleri ve giderek anlam, değer ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/22/tek-parca-cogulluk-ya-da-self-organization/">Tek parça çoğulluk ya da self-organization</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/01/20191203_155935.jpg?w=574" alt="" class="wp-image-3777" /></figure>



<p class="has-text-color has-medium-font-size has-vivid-red-color"><strong>En büyük ölüm başka doğum yok!<br>Ne kadar toprak eder şu kertenkele acaba<br>kaç tane gül yetiştirir bir ceset?<br>Ne kadar rahmetli olacak şu bedenim, hı<br>belki de bir evin tuğlası?<br>Önümüzdeki şiirlere bakacağız artık.</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Uzaktan, dışarıdan bakıldığında tek parça bir bütün olarak görünen dünyanın, yakınlaşınca,  içine girince enva-i çeşit şeyleri, nesneleri, bedenleri, renkleri, şekilleri ve giderek anlam, değer ve kuralları içerdiği görülür. İşte bu muazzam içerik kucaklaşıp birleşerek tek parça bir bütün olarak dışavuruyor. Dünya, yapılıp edildiği içeriği böyle böyle yapıp ediyor. Kendi kendine, kendini var ettikçe var olup, var oldukça da kendi kendine, kendini var ediyor. Anbean bir altüst/üstalt oluş bu. İçdış/dışiç oluş. Tohummahsül/mahsultohum oluş&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size">Kendi kendine, kendisiyle beslenen; kendi kendine, kendi canına kıydıkça kendini yaratan; kendi kendine, kendini yarattıkça da kendi kendine, kendi canına kıyan bir şey, bir nesne, bir beden. Kendi kendine, kendinin tohumu, mahsulü, doğurgan rahmi. Varolamayacağı yere varınca mahsul, yani imkan ve kabiliyetlerini tüketince, kendini gidip varolabileceği yere tohum olarak gömüp eker. Toprağın üstündekiler bi çalım, bi çalım dolaşa dursunlar, aslında sonraki uzay-zaman düzenlemelerinin tohumlarından başka bir şey değiller. </p>



<p class="has-medium-font-size">Kendi kendine, kendi harmanlıyor dünya. Harman ola, harman ola&#8230; Övgüm harman yeri dünyaya,  övgüm harman oluşadır.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/03/22/tek-parca-cogulluk-ya-da-self-organization/">Tek parça çoğulluk ya da self-organization</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/03/22/tek-parca-cogulluk-ya-da-self-organization/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4034</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hiçeriğimiz</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/hicerigimiz/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/hicerigimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Sep 2019 12:06:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[#hiçten]]></category>
		<category><![CDATA[azgın]]></category>
		<category><![CDATA[bitmeğle]]></category>
		<category><![CDATA[doludizgin]]></category>
		<category><![CDATA[hiç hiçe]]></category>
		<category><![CDATA[Hiçerik]]></category>
		<category><![CDATA[hiçtenlik]]></category>
		<category><![CDATA[mutlubaharlarevi]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[varmağla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Varoluş, doludizgin ve azgın bir nehirvarmağla, bitmeğle işi olmayan.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/hicerigimiz/">Hiçeriğimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Varoluş, doludizgin ve azgın bir nehir<br>varmağla, bitmeğle işi olmayan.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/img_20171105_101453_274.jpg?w=576" alt="" class="wp-image-496" /></figure>



<p></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/hicerigimiz/">Hiçeriğimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/hicerigimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3350</post-id>	</item>
		<item>
		<title>b&#8217;ulu&#8217;s şiirlemeleri</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/bulus-siirlemeleri-2/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/bulus-siirlemeleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Sep 2019 11:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[görebilen gözler]]></category>
		<category><![CDATA[hiç hiçe]]></category>
		<category><![CDATA[hiçhiçeyiz]]></category>
		<category><![CDATA[karşı konulmaz]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak]]></category>
		<category><![CDATA[mutlubaharlarevi]]></category>
		<category><![CDATA[ölünün dirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzde yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın ölünün dirilmesi değildir de nedir bahar! #yeryüzüyeniği #selforganization #durmayarakdurmak Hayır, mutlak, yüzde yüz bir bahar da yok kış dagörebilen gözler görüyor bunuhiç hiçeyiz.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/bulus-siirlemeleri-2/">b&#8217;ulu&#8217;s şiirlemeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın <br>ölünün dirilmesi değildir de nedir bahar!</p>



<h4 class="wp-block-heading">#yeryüzüyeniği</h4>



<h4 class="wp-block-heading">#selforganization </h4>



<h4 class="wp-block-heading">#durmayarakdurmak</h4>



<p>Hayır, mutlak, yüzde yüz bir bahar da yok kış da<br>görebilen gözler görüyor bunu<br>hiç hiçeyiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/09/bir-denklemim-var.png?w=573" alt="" class="wp-image-3328" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/bulus-siirlemeleri-2/">b&#8217;ulu&#8217;s şiirlemeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/09/21/bulus-siirlemeleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yığılımlar/Öbekleşmeler</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 20:22:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[entropi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Ludvig Boltzmann]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel De Landa]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[yığılımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Üzerine titrediğimiz varlıklarımız varoluş sahasında gelip geçici içsel uzay-zaman düzenlemelerinden başka bir şey değil. Burada içsel derken; kendi kendine, kendini örgütleyen (self-organization) yaratıcı ve yenilikçi bir sistemden söz ettiğim sanırım anlaşılıyordur. Böylece bu yazıya herhangi bir aşkınlığın giremeyeceğini umuyorum. Diğer yandan oluşları anlayabilmek için hem Ludvig Boltzmann’ın hem de Darwin’in üzerinde düşündükleri “yığılımlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/">Yığılımlar/Öbekleşmeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Üzerine titrediğimiz varlıklarımız varoluş sahasında gelip geçici içsel uzay-zaman düzenlemelerinden başka bir şey değil. Burada içsel derken; kendi kendine, kendini örgütleyen (self-organization)  yaratıcı ve yenilikçi  bir sistemden söz ettiğim sanırım anlaşılıyordur. Böylece bu yazıya herhangi bir aşkınlığın giremeyeceğini umuyorum. </p>



<p>Diğer yandan oluşları anlayabilmek için hem <strong>Ludvig Boltzmann</strong>’ın hem de <strong>Darwin</strong>’in üzerinde düşündükleri “yığılımlar (popülasyon)” düşüncesine şöyle bir bakıp burada birazcık eşelenirsek: “<strong>Darwin</strong>, bir seçim sürecine bağlı bireysel değişkenliğin nasıl bir sapmaya yol açtığını anlamamızı sağlayan şeyin bireylerin değil, uzun sürelerde yığılımların incelenmesi olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde, <strong>Boltzmann</strong>, bireysel dinamik yörüngelerin betimlenmesine bağlı kalınırsa, önceden bildirdiği ikinci ilkenin ve entropinin kendiliğinden yükselmesinin anlaşılamayacağını savunmuştur. Bunlar, entropi artışının izlediği, global sapmayı oluşturan bir parçacıklar yığılımındaki sayısız çarpışmalardır.” Bu bağlamda kâinat, anbean, yeniden, yeniden yapılanarak düzensizleşip dengeden uzaklaşırken bileşenlerini açığa çıkaran bir var etme süreci içinde geleceğe doğru hareket eder. Başlangıçta sisteme, sistemin bütünlüğü içinde körlemesine hizmet eden bileşenler/parçacıklar dengeden uzak hallerde aralarındaki sayısız çarpışma ile sistemi yeni bir dengeye götüren bir işlerlik kazanırlar. Diyeceğim ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’ aslında yeni bir yol arayışıdır. Tıpkı düzensizliklerin yeni bir düzen/gramer, hastalıkların da yeni bir sağlık arayışı olduğu gibi.</p>



<p>Öyle görünüyor ki, bir sistemi oluşturan bileşenlerin birbirleriyle etkileşimli süreçler olabilmesi için sistemin dengeden uzak bir halde olması gerekiyor. Çünkü ancak bu haldeyken uyanan ve böylece “görmeye başlayan” madde birbirleriyle etkileşerek, çarpışarak, dayanışmalara girişerek yapılıp edilecekleri bütünü yapıp edebiliyorlar. Bu da yaratıcı ve yenilikçi olmak anlamına geliyor. Dolayısıyla, <strong>Ilya Prigogine</strong>’nin de söylediği gibi “eğer sistem, etkileşimsiz bir parçacıklar sistemine indirgenebilirse, ne çarpışmalar ne de korelasyonlar akısı olacaktır.” Bu, istikrarlı, ama ölü bir sistem anlamına mı gelir bilmiyorum, ama böyle bir sistemde yaratıcı ve yenilikçi süreçlerin olamayacağını söyleyebiliriz. </p>



<p>Unutmayalım ki, “Zaman oku görünmüyorsa madde görmez, dengeye körü körüne bağlı kalır. Zamanın oku ortaya çıktığındaysa, madde dengeden uzaklaşmış olarak görmeye başlar!”</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/">Yığılımlar/Öbekleşmeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2621</post-id>	</item>
		<item>
		<title>VARLIK ve OLUŞ/UM</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 15:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Yapıt]]></category>
		<category><![CDATA[Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[becoming]]></category>
		<category><![CDATA[being]]></category>
		<category><![CDATA[Being and Time]]></category>
		<category><![CDATA[cisim]]></category>
		<category><![CDATA[Guattari]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[I heart Huckabees]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[raks eden kaos]]></category>
		<category><![CDATA[Sartre]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[Tesadüfler]]></category>
		<category><![CDATA[uzak denge]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Varlık ve Zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu “Niçin hiçbir şey yerine her şey var?” İnsan oluş, vatan oluş, şair oluş, çiçek oluş&#8230; Bütün mesele “olmak ya da olmamak” değil ‘oluşmak ya da oluş(a)mamak’. Çoğu zaman kendimizi sıkışıp kalmış gibi hissederiz. Doğrudur, çıkış yok gibidir: Acaba hakikaten çıkış yok mu? Belki de hakikaten saplanıp kaldık buraya. Tam da bu noktada, Nietzsche’den [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/">VARLIK ve OLUŞ/UM</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p style="text-align:left;" class="has-medium-font-size"><strong>“Niçin hiçbir şey yerine her şey var?” </strong></p>



<p>İnsan oluş, vatan oluş, şair oluş, çiçek oluş&#8230;
Bütün mesele “olmak ya da olmamak” değil ‘oluşmak ya da oluş(a)mamak’. Çoğu
zaman kendimizi sıkışıp kalmış gibi hissederiz. Doğrudur, çıkış yok gibidir:
Acaba hakikaten çıkış yok mu? Belki de hakikaten saplanıp kaldık buraya. </p>



<p>Tam da bu noktada, Nietzsche’den söz etmemek olmaz: “Eğer görebilen gözler olsaydı uyuklayan bir kayalığın raks eden kaos olduğunu görürdü”. Sanırım, varlık (being) ile varoluş (becoming) arasındaki çelişkiyi ya da iç içeliği bundan daha iyi anlatan bir cümle olamaz. </p>



<p><strong>Kendi
kendine kendini organize eden sistemler</strong></p>



<p>Kendini bakterilerle, virüs ve mikroplarla
olduğu kadar dinozorlardan tutun da sivri burunlu farelere, lemurlara,
ihtiyazorlara, bitkilerden böceklere, balıklara ve insana kadar enva-i çeşit
biçime dönüştürerek gerçekleştiren canlı bir organizma demek mümkün kâinat
için. Hatta, bu organizmaya jeolojik oluşumlar olan dağları, dereleri, vadileri
ekleyebileceğimiz gibi insansal anlam, değer ve kuralları da katabiliriz.
Ancak, üç boyutlu mekân ve doğrusal/çizgisel zaman algımız bütün bu şeyleri
(süreçler) bizden ayrı ve birbirinden kopuk, yani müstakil olarak görme eğilimindedir.
Deliler, işte, bu bloke olmuş enerji kalıplarının (varlık) akmasına öyle ya da
böyle izin veren kişilerdir. Örneğin, sarhoş olup esridiğimizde, kısmen de
olsa, günlük, bildik dünyanın gerçekliğinden çıkıp daha farklı bilinç
düzeylerini yaşarız. Deliler bu okyanusta kontrolsüz bir şekilde batarlarken
normal dediğimiz insanlar inşa ettikleri gündelik yaşam adacığında yaşarlar. Sanatçılar
ise bu iki çelişik bilinç düzeyini bir yollu birleştirebilmiş insanlardır. Ancak,
kişi-üstü yaşantılardan referans alan bu insanların kesif gerçeklik ve üç
boyutlu mekân ve doğrusal/çizgisel zaman algısı için tehdit oluşturdukları, yani
tekin olmadıkları kesin. Hiyerarşik örgütlenmelerin sanatçılara karşı kuşku duymaları
bu yüzdendir. Her ne kadar sistemin içinde yer alsalar da, sanatçılar
akışkanlıklarla, akış ve oluşlarla bağlantılarını koparmazlar. </p>



<p>Nietzsche’nin sözüne geri dönecek olursak
kayanın aslında bir süreç olduğunu görürüz. Örneğin, şu her gün kullandığımız
kalemin kapladığı uzayda ağırlığı, biçimi, yani bir varlığı var. Ama aynı
zamanda da atomlar, atom altı parçacıkları, moleküller harıl harıl çalışıyorlar
kalemin içinde. Hareketli ve dolayısıyla da canlı bir şeydir kalem. Bu yüzden uyukluyor
gibi göründüğüne aldanmayın. Diyeceğim o ki, taş ya da kaya dediğimiz şeyler de
birer süreç, görece olarak katılaşmış akışlar ya da oluşlardır. Eğer hakikaten
görebilseydik aslında kalemin de tıpkı Nietzsche’nin kayası gibi dans eden bir
kaos olduğunu görürdük. Bu bağlamda, örneğin Sanskritçede cisim ya da nesne
sözcükleri yerine süreç, ilişki sözcükleri vardır. Zaten, bilim de nesnelerden
süreçlere geçerek nesne dediğimiz şeylerin süreçler içre süreçler, bir
ilişkiler ağı olduğunu kabul etme noktasında bir ‘zihinsel dönüşümün’
eşiğindedir. Şöyle de diyebiliriz: Hepimiz oluşlardan, yani süreçlerden, yani
ilişkilerden başka bir şey değiliz. Hatta, oluştan, oluşlardan başka bir
varlığımız yok. </p>



<p><strong>Peki
bütün bu varlıklar, biçimler, nesneler nerden geliyor?</strong></p>



<p>Heidegger, <strong>Being and Time</strong> (Varlık ve Zaman)’da “Niçin hiçbir şey yerine her şey var?”, diye sorar. Binlerce yıldır tartışılan, bir çoğumuzun zaman zaman kendine sorduğu, insanı çileden çıkaran, insanın canını yakan, “birazcık daha düşünecek olursam delireceğim” dediği bir sorudur bu. Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine ise böyle bir sorunun “anlamlı bir soru olduğundan emin olmadığını” belirterek “Belki de bu soru, dünyamızın dışında olan ve bu dünyayı yaratmakla yaratmamak arasında tercih yapabilen Biri’nin bakış açısıyla sorulabilir” der. Onun yerine, “sahi, en altta ne var” diye sormak daha anlamlı bir soru gibi geliyor bana. Çünkü, yukarıdan aşağıya değil de aşağıdan yukarıya bakmak, içeriden doğru bir bakış olacağından, bütünü anlayabilmek kadar kendi kendine, kendini örgütleme konusunda da bize birtakım ipuçları verecektir. </p>



<p><em><strong>Sahi
en altta ne var?</strong></em></p>



<p><em>Artaud’un bir şiirinde geçen </em><em>Organsız Beden</em><em>’den söz etmek istiyorum burada. Ancak, organsız beden, en altta yer
almakla birlikte hiçbir şeyin dayanağı ya da üzerinde mekânın oluştuğu bir
yüzey değildir. İlle de tarif etmek gerekirse </em>“Katmanlaşmamış,
şekilsiz, yoğun maddedir, yoğunluk matrisidir, yoğunluğu sıfıra eşit maddedir… Sıfırdan
başlayan yoğun bir büyüklük olarak gerçeğin üretilmesidir.”<a href="#_ftn1">[1]</a> de
diyebiliriz. “Organsız beden” tamlamasını alıp biyolojik, sosyolojik, kültürel
süreçlere olduğu kadar jeolojik süreçlere de aktaran Deleuze ve Guattari’ye
göre bütün bu süreçler “organsız beden”deki geçici ve kısmi oluşumlar,
pıhtılaşmalardır. Tabii bu pıhtılaşmalarla “organsız beden” ya da uzay-zaman
arasındaki karşılıklı yoğun geri beslemeyi hep göz önünde bulundurmak
gerekiyor.</p>



<p><strong>Organsız
Beden</strong></p>



<p>David O. Russell’ın &nbsp;&nbsp;<strong>I Heart Huckabees</strong>/ I
Love Huckabees (Tesadüfleri Seviyorum) (<strong>Jason Schwartzman</strong>, <strong>Isabelle
Huppert</strong>, <strong>Dustin Hoffman</strong>, <strong>Lily Tomlin</strong>) adlı filminde, Dustın
Hoffman elinde bir battaniyeyi tutarak “Bu battaniye dünyadaki bütün madde ve
enerjiyi temsil ediyor diyelim” der ve öyle görünüyor ki böylelikle <em>Organsız Beden</em>’e giriş yapar: Bu
bağlamda, ‘her birimiz, battaniye üzerindeki ayrı ayrı, irili ufaklı
kabartılarından biriyiz’ demek mümkün. Örneğin, başka kabartılar daha yapalım,
onlar da kanser ya da orgazm ya da kin, kalleşlik, hasret olsun.&nbsp; Ya da aile, kabile, klan… Sahi bir dağı
ütülesek ne kadar cevher eder? Her şey, yüzeyde, birbirinden ayrı görünse de
varoluş sahanlığında birbirlerinin içine geçmişlerdir. Bu anlamda, bizim
çiçeklenen bir ağaçtan, bir dağ oluşumundan en azından teknik olarak bir
farkımız yok. Tıpkı yeryüzü şekilleri gibi, varoluş şekilleri var diyebiliriz. Diğer
yandan ise kâinat oluşan bir şey, kendi kendine, kendini var ettikçe varolan,
var oldukça da kendini var eden bir organizma/sistem. Bizler her ne kadar
‘olmak tabanlı’ bir zihniyetle hareket etsek de özde ‘oluş tabanlı’yız. Bir
akış, bir sel&#8230; Deleuze’e göre insanların en korktukları şey de sel. Yani bir
şeyin bizi sürüklemesini, bir şeye kapılıp gitmek istemiyoruz. Ama nafile!
Umberto Eco’nun, <strong><em>Açık Yapıt </em></strong>adlı muhteşem kitabında gösterdiği gibi “evrensel
entropi eğrisi” her an iş başındadır ve bizim sahile/hayata bırakmaya
çalıştığımız ayak izlerini bir darbe ile siler atar. Sonra yeniden, tıpkı <strong>Sisyphos Efsanesi</strong>’nde olduğu
gibi. Her nesil yeniden başlar. Ancak, yine de “incelikli bir umut
duygusu” da yok değildir hani. Umalım ki 2015 (2015 tane 1’dir) yılı kaosun
kalbinden bize kozmik dengeye açılan bir kapı olur. Öyledir, her hastalık yeni
bir sağlık arayışıdır. Öyledir, her yeni yıl kolektif bir sezgisiyle o kapının
açılmasını beklediğimiz için, her şeye rağmen, coşkulu ve umutluyuzdur.</p>



<p>Oluşmanın yerine
olmak. Olan şey, göçebe oluşun tam tersidir. Böylece kasabalara, şehirlere,
anlam, değer ve kurallara yerleşilir. Sınırlar, çitler, duvarlar böyle böyle
ortaya çıktı. Süreç düşüncesinde yapısal hiçbir şey bulamazsınız, bu yüzden de
giriş, gelişme ve sonuç ya da temel, temel kazma, dolayısıyla yapı diye bir şey
yoktur. Yapı yoksa kirişler, kolanlar da olmayacaktır. “Yükseltin tavan
kirişlerini ustalar” diyordu Salinger, Amerikalı. ‘Özgürlükler coğrafyası’
belli ki dar geliyordu. Darlığı ortadan kaldırmak için en iyisi kirişleri (kirişi)
kırıp kaçmak. Gelecek ise ancak başımıza geldikten sonra bilebileceğimiz bir
şey. </p>



<p>Ne diyordu Sartre: “İnsan asla bilemeyeceği
bir hakikatin işçisidir.”<br></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> Çizgisel Olmayan Tarih/ Bin Yılın Öyküsü, Manuel De
Landa (Çeviren: Ebru Kılıç), Metis Yayınları, İstanbul, 2006,s. 337. </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/">VARLIK ve OLUŞ/UM</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2531</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 14:52:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[manueldelanda]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[valery]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=1186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Mutlubaharlarevi, İzmir Frijot Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Uluer Aydoğdu</strong></p>



<p><strong>Mutlubaharlarevi,
İzmir</strong></p>



<p>Frijot
Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili
düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya
karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki
modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli
bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı
olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini söylüyordu”
ısrarla. “Başlıca gayesi” ise “gözlemlediği fenomenlerdeki organizasyon
ilkelerini keşfetmekti.” Buna “her şeyi birbirine bağlayan model” diyen Bateson
için “öyküler, kıssalar ve metaforlar insan düşüncesinin, insan aklının temel
ifadeleri” olup “öykülerin vazgeçilmezliği, ilişkilerin vazgeçilmezliğiyle”
ilişkilidir. Öyle ki “doğmakta olan yeni paradigmanın ana unsuru nesnelerden
ilişkilere geçiştir” artık. Diğer bir deyişle “Biyolojik yapı (form)
ilişkilerin bir araya gelmiş şeklidir, parçaların değil.” Bu doğrultuda “Bir
öyküde önemli olan, dikkate alınması gereken şey konu, olaylar veya öyküdeki
şahıslar değil bunların kendi aralarındaki ilişkilerdir.” Bana bir ilişki ver
sana bir dünya yaratayım. </p>



<p>Esas
olan karşılıklı ilişkiler ve birbirine bağımlılıktır. Öyle ki, Nobel Kimya
Ödüllü Ilya Prigogine’den hareketle “Birbirine bağımlılığı vurgulamakla canlı
(hayat) ve cansızlığın düşman olmadıklarını gösterebiliriz.” Zaten böyle de olmak
zorundadır. “Çünkü aksi durumda bir tarafımızda mekanik bir dünya diğerinde biyolojik
ve ondan sonra da mutlak engellerle (sınır) ayrılmış bir insan dünyası
olacaktı.” Burası zaten düğümlendiğimiz yer olup “bu engellerin ötesine geçmek
için birtakım transcendental/aşkın bilgilere başvurmak” zorundayız hep. Prigogine’ye
göre buna gerek yoktur.</p>



<p><strong>Çizgisel Olmayan Tarih</strong> </p>



<p>Kâinat,
bir embriyo gibi, her an bir bütün olarak oluşan bir organizmadır. Bu bağlamda
karşılıklı ilişki, etkileşim ve birbirine bağımlılıktır önemli olan. Burada
elbette zamanın oku geleceği göstermekte ve organizma geri-dönüşümü olmayan bir
şekilde geleceğe doğru hareket etmektedir, ama parçalar ya da
ilişkiler/süreçler arasında bir öncelik/sonralık ya da önemli/önemsiz ayrımı
yoktur ve parçaların ya da ilişkilerin/süreçlerin karşılıklı ilişki ve
etkileşimine yaratıcı faaliyet olarak bakmak gerekir. Tek başlarına hiçbir
anlamı olmayan süreçler bir araya gelince örneğin bir bedenin bütünlüğünü ve
geçici, ama verimli döngüsünü ortaya çıkarırlar. Tam da bu yüzden birtakım
aşkınlıklardan medet ummak yerine kâinatı bir bütün olarak oluşum, süreçler
içre süreçler, ‘ilişkiler birlikteliği’ olarak görmek bana daha doğru ve
anlamlı geliyor. Özetle çizgisel olmayan, geri-dönüşümsüz bir yol izler kâinat.
Manuel De Landa, <strong>Çizgisel Olmayan Tarih/
Bin Yılın Öyküsü </strong>(Türkçesi: Ebru Kılıç, Metis, İstanbul, 2006.) adlı
muhteşem kitabında “birbirini izleyen bu oluşumlar, giderek artan mükemmellik
aşamaları olarak ilerlemek şöyle dursun, yalnızca farklı tipte malzemenin
birikimleridir; peş peşe gelen her katmanın kendi içine kapalı bir dünya
oluşturmadığı, tam tersine farklı türde etkileşimlere ve bir arada yaşama
tarzlarına vardığı birikimlerdir bunlar” diyerek bütünselliğe olduğu kadar süreçler
arasındaki o büyüleyici etkileşime de dikkat çeker. </p>



<p>“Farklı
biçimlere bürünen madde-enerjinin” geri-dönüşümsüz akışıdır söz konusu olan ve
burada ilerlemekten ya da gerilemekten daha çok bu “farklı biçimlerin çoğulluk
içinde bir arada bulunuşu ve bu biçimler arasındaki etkileşim” söz konusudur. Nicelikler
birikip belli doygunluklara geldikçe faz geçişleri yapan ve giderek karmaşıklaşan
bir oluş’tur (oluşum/konfigürasyon) kainat.&nbsp;
Aynı zamanda da yapısal oluşumların, bir kere oluştuktan sonra karışıma
eklendiklerini ve kendilerini üreten/yaratan akışı engellemeye çalıştıklarını
ya da yoğunlaştırdıklarını, yani sıçramalar için önünü açtıklarını da sık sık vurgular
Landa. “Birçok bakımdan asıl önemli olan bu dolaşımın ortaya çıkmasına yol açan
belli biçimler değil, dolaşımın kendisidir.” Landa şöyle diyor: “Doğumumuzda,
bu akışın belli bir bölümünü bedenlerimizle yakalarız, sonra öldüğümüzde yine
serbest bırakırız ve mikroorganizmalar bizi yeni bir hammadde yığınına
dönüştürür.” Büyüleyici değil mi? &nbsp;</p>



<p><strong>Çekim merkezleri ve çatallaşma
noktaları</strong></p>



<p>Bir
bakıma, yaşayan sistemler çok iyi organize bir fabrikayı andırır”. Öyle ki bu
fabrikalar “bir yanda çok sayıda kimyasal dönüşümlere sahne olurken, öbür yanda
tekdüzelikten oldukça uzak bir dağılım gösteren biyokimyasal materyaliyle göz
alıcı bir ‘mekân-zaman’ organizasyonu”durlar. Bu doğrultuda sistemler imkân ve
kabiliyetlerini tüketinceye, yani tekdüzeleşinceye kadar kararlı haller
sergiler. Yeni “çekim merkezlerinin kurulması” varolan düzenin kararlılığını
kaybettiğine işarettir ve bu yeni “çekim merkezleri” sisteme yeni iletişim
yolları sağlayan konfigürasyonlardır. Artık görece “determinist kuşaklar”dan
geçilmiş ve “çatallaşma noktası” denen yere gelinmiştir. Ancak bundan sonrasını
tam olarak kestiremeyiz. “Burada, bir zarın atılışındakine çok benzer şans
olayları ile karşı karşıyayızdır. İşin daha büyülü tarafı ise simetrinin
kırılmasıdır. Aslında henüz doyurucu yanıtlar olmasa da, doğada sınırlı ve
kısmi simetrilerin kırılarak değişimlerin oluştuğu şeklinde bir görüşün yeni
yeni belirdiğini, başka imkân ve kabiliyetlerin kokusunu alan kimi süreçlerin
uyanan süreçlerle yeni dayanışmalara, işbirliklerine gittiğini söyleyebiliriz.
Sistem dengedeyken “… genellikle ‘gürültü’ diye adlandırılan dış akıştaki rastgele
dalgalanmalar, önemsiz nüanslar olmak şöyle dursun çok daha karmaşık reaksiyon
şemaları demek olan yeni tür davranışlar üretir.” </p>



<p>“Çatallaşma noktası”, sistemin “birden fazla olası gelecek arasında seçim yaptığı” sıçrama noktasıdır. Ancak, Prigogine ve Stengers’in [(Ilya Prigogine-Isabelle Stengers, <strong>Kaostan Düzene</strong> (Türkçesi: Senai Demirci), İz Yayıncılık, İstanbul, 1998. Kitabın orijinal adının <strong>Man&#8217;s New Dialogue with Nature</strong> (İnsanın Doğayla Yeni Diyalogu) olduğunu düşünecek olursak doğmakta olan yeni paradigmanın eski, bildik anlam, değer ve kurallarla bir işinin olmadığını söylememek mümkün.]<em> </em>de özellikle vurguladıkları gibi “… bütün ve parçaların davranışı arasındaki ilişkileri açıklamak için bir karmaşık organizasyon kavramı gereklidir.” Çünkü, “Mutlak bilginin mümkün olduğuna inanan determinizmiyle/gerekirciliğiyle klasik bilim anlayışı toleranssızlığa ve nihayetinde şiddete öncülük etmektedir.” İnsanbiçimsel olduğu kadar aynı zamanda da dogmatik bir “körlüktür” bu. İşin daha kötüsü sistemin bu halde kalması için uygulanan şiddetteki artış öyle bir hale gelir ki sistem denge halinde bir ölüye dönüşür. Ancak ölü bir sistem size güvenli/istikrarlı bir dünya sunabilir.</p>



<p><strong>Kaostan düzen doğar</strong></p>



<p>Frijot Capra’nın <strong>Fiziğin Tao’su</strong> (Fritjof Capra, (Türkçesi: Kaan H. Ökten), Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı. Frijot Capra,&nbsp; atom altı parçacıkların dansını eski Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeterek Şiva‘nın Raksı, adlı bir makale yazar (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, (Türkçesi: Mustafa Armağan), Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992) Bu makale daha sonra <strong>Fiziğin Tao’su</strong> adlı kitaba dönüşecektir. Diğer yandan <strong>Kaostan Düzene</strong>’de Weber, Prigogine’ye “Şimdi bilim, Şiva’nın dansıyla sembolize edilebilir mi?”, diye sorar. Prigogine’nin yanıtı şöyledir: “Evet, Hintli bir arkadaşımdan, Şiva’nın bir elinde bir müzik aletini, bir davulu; diğerinde ise bir alevi tuttuğunu duymuştum. Alev, yok etme; davul ise yaratmadır. Ruh, hem yok etmeyi hem de yaratmayı birleştiriyor.” Weber’in, Lama Goinda gibi Budist bilim insanlarından aktardığı üzere “… Şiva’nın dönüştürmeci kozmolojideki dinamik prensip olarak algılanmasıyla” Prigogine ve Stengers’in “kaostan düzen doğar” şeklindeki yaratıcı kâinatının uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. </p>



<p>Valery’nin dediği gibi “zaman inşadır”. Diğer bir deyişle an ve an yeniden yapılanır durur kâinat bir bütün olarak şimdi, şu an, burada. Parsifal’da ne deniyordu: “Zaman, burada uzaylaşıyor”.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1186</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
