<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Üvercinka arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/uvercinka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/uvercinka/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Aug 2023 22:50:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Kendi değirmisinde bir azınlık, şair oluş: Ahmet Ada / Üvercinka / Kasım 2015</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2023/08/26/kendi-degirmisinde-azinlik-sair-olus-ahmet-ada-uvercinka-kasim-2015/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2023 22:49:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergiler]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ada]]></category>
		<category><![CDATA[değirmisi]]></category>
		<category><![CDATA[metis]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=6861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet Ada’nın; Taşa Bağlarım Zamanı [1] (2009) adlı kitabından Taşın Sesi&#8216;ne [2] (2014), oradan da son kitabı, ‘düzyazı şiirler’ Yağmur Başlamadan Eve Dönelim’e [3] (2015) düz-doğrusal (linear) bir hat, bir çizgi çektiğimizde bu üç noktanın (tabii arada başka kitaplar/ noktalar da var) koordinat sistemindeki kronolojik uğrak yerleri olduğu doğrudur, ancak bu düz-doğrusal çizgiyi, bu çubuğu alıp iki ucundan bükerek birleştirirsek non-linear, yani düz-doğrusal olmayan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/08/26/kendi-degirmisinde-azinlik-sair-olus-ahmet-ada-uvercinka-kasim-2015/">Kendi değirmisinde bir azınlık, şair oluş: Ahmet Ada / Üvercinka / Kasım 2015</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table id="BookTextPage" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr id="BookTextPage_Row_0">
<td id="BookTextPage_Cell_0_2" class="Right">
<p class="NoIndent"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6858" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2023/08/screenshot-20230826-013638-chrome.jpg" alt="" width="1080" height="2408" srcset="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2023/08/screenshot-20230826-013638-chrome.jpg 1080w, https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2023/08/screenshot-20230826-013638-chrome-696x1552.jpg 696w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p class="NoIndent">Ahmet Ada’nın; <em>Taşa Bağlarım Zamanı </em><a id="NoteReferans_1" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_1" name="NoteReferans_1">[1]</a> (2009) adlı kitabından <em>Taşın Sesi</em>&#8216;ne <a id="NoteReferans_2" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_2" name="NoteReferans_2">[2]</a> (2014), oradan da son kitabı, ‘düzyazı şiirler’ <em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>’e <a id="NoteReferans_3" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_3" name="NoteReferans_3">[3]</a> (2015) düz-doğrusal (linear) bir hat, bir çizgi çektiğimizde bu üç noktanın (tabii arada başka kitaplar/ noktalar da var) koordinat sistemindeki kronolojik uğrak yerleri olduğu doğrudur, ancak bu düz-doğrusal çizgiyi, bu çubuğu alıp iki ucundan bükerek birleştirirsek non-linear, yani düz-doğrusal olmayan bir ‘Ahmet Ada Çevrimsel Süreci’ elde ederiz.</p>
<p><b class="SubTitle">Peki, güzel, ama ne işimize yarayacak bu?</b></p>
<p class="NoIndent">Düz-doğrusal (linear) zaman algısı, bizi içinde yaşadığımız ve sevdiğimiz ve öldüğümüz dünya yerine nicelikler dünyası da diyebileceğimiz bir dünyaya koyar. Böylece bu dünya ve öteki dünya ayrımı oluşur ki 1977 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine’nin vurguladığı üzere “iki dünya demek iki gerçek ya da hiçbir gerçek demektir.” Buradaki asıl sorun ise bir şeyin içinde olduğumuz zannıyla bir dışarının, dolayısıyla da dışarıda, her şeyin dışında bir efendi, bir otorite olduğunu sanmamız&#8230; “Bu, “evren bilmecesini çözmüş” fakat onun yerine başka bir bilmeceyi, yani kendi bilmecesini koymakla yetinmiş modern aklın trajedisidir.” Oysa düz-doğrusal olmayan (non-linear) zaman anlayışıyla içerinin ve dışarının, başlangıç ve sonun (ikiliklerin) olmadığı bir açıklığa varırız. Öyledir, Ahmet Ada, <em>Taşın Sesi</em>’nde, varlık (being) ile oluş (becoming) arasındaki ayrılığı ortadan kaldırıp kendisini dışarıda duran bir şair-efendi ya da şair-otorite olmaktan çıkararak taş dediği oluşa, oluş dediği taşa katılarak bütünün/bütünselliğin şiirine varır. Sanki bütün, kendi kendine, kendini dillendiriyordur.</p>
<p><b class="SubTitle">Ahmet Ada Şiir Evreni</b></p>
<p class="NoIndent">Evren, eğer yalnızca ‘patateslerden’, yani büyük cisimlerden, bu büyük cisimlerin kendi aralarındaki ilişki ve etkileşimlerinden oluşsaydı (Descartesçı ve Newtoncu biçimde birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız üç boyutlu nesne ve düz-doğrusal, yani linear zaman anlayışı) kendimize kesin bir başlangıç koyup bu başlangıç koşullarından (kelebek etkisi) hareketle evreni, dünyayı ve insanı, dolayısıyla da ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’ni açıklayabilirdik ama bu evrende yalnızca patatesler yok. Bu evren, aynı zamanda da daha küçük, belirsiz ve kararsız yapılanmaların, ‘bezelyelerin’ de evreni. Burada; koylar içinde koylar, bu koyların içinde devasa dalgalar ve gelgitler, gelmeler gitmeler var. Küçük fırtınaların büyük fırtınalar gibi davrandığını görürsünüz ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’nde, non-linear, yani düz-doğrusal olmayan geri-dönüşsüz dalgaların -“Geri alamam damlayan hüznün mürekkebini” (<em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>, s. 13)- var olan anlam, değer ve kuralların kıyılarını, sahillerini ısrarla ve inatla dövdüğünü, bu alanı durmadan ‘yapıbozumuna’ uğrattığını.</p>
<p>Tamam, çevrimsel süreçlerin döngüsel olduğu, döngüselliğin ise pek de yaratıcı süreçler olmadığı söylenebilir. Ancak çok iyi biliyoruz ki evren de, dünya da ve giderek çevremizde gördüğümüz her şey düz-doğrusal olmayan geri besleme ilmekleriyle birbirlerinin içine yerleşmiş geçici, ama son derece verimli ve yaratıcı konfigürasyonlardır (yapılanmalar). ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’nde, düz-doğrusal (linear) baktığımızda başlangıç ya da son dediğimiz uğrak noktaları non-linear, yani düz-doğrusal olmayan geri dönüşümsüz bir bakışla anlam ve önemini yitirir. Öyle ki Ahmet Ada şiirinde, tıpkı çevrimsel süreçlerde olduğu gibi sürekli bir ‘ölüm-yeniden doğum’ döngüsü vardır. Bu yüzden ben ısrarla, Ahmet Ada’da ölümün hep ‘yeniden doğum’la ilgili olduğunu söyleyeceğim. Bu bağlamda <em>Taşa Bağlarım Zamanı</em> ve <em>Taşın Sesi</em>’nde ortaya çıkan ‘ölüm korkusu’ aynı zamanda da doğum korkusu ve doğum kaygısıdır. Tam da bu yüzden bu iki kitabın son derece yoğun non-linear geri besleme trafiğiyle birbirlerini var ettiğini söylemek mümkün. Hatta birbirlerinin içine birer ‘doğum kanalı’ olarak uzandıklarını da söylemek gerek. Bu nedenle ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’ kendi kendine, kendini organize eden, kendi kendine, kendini var ettikçe var olup, var oldukça da kendi kendine, kendini var eden ve dışarıdan bir efendiye, bir otoriteye gereksinim duymayan bir ‘self-organization’ (kendi kendine yapılanma) oluşum olarak görülmelidir.</p>
<p>Görebilen gözler, şairin <em>Taşa Bağlarım Zamanı</em> adlı kitabında zamanı bağladığı taşın aslında raks eden kaos, yerinde duramayan, böylece ‘yerinde durmayarak duran’ bir dinamik oluşum olduğunu görecektir. Kitapta, varlık (being) ile varoluş (becoming) arasındaki ezeli ve ebedi çatışma ana motif olarak görünse de esas olarak asıl varlığımızın arasız ‘oluş’ olduğunu ortaya çıkarıyor Ahmet Ada. Şu dizelerdeki ‘hiçlik’ vurgusu, “Belki hiçlik bu denizden çektiğim/ Belki de hiçlik salyangozun kabuğundan çıkması” ya da “Elimi uzatsam varlığımın hiçliği”, acı da olsa evrenin ya da doğanın ‘oluşmaktan’ başka bir varlığın olmadığının anlaşılmasından başka bir şey değil. Tabii, aynı zamanda da hiç yoktan bir evrende yaşadığımızı göstermesi bakımından da önemli. Taş, uyukluyor gibi görünse de, anlam değer ve kuralların ve dilin akışının, insanın için için ve dışın dışın ağrıyışının, yerinde dur(a)mayışının, pervasızlığının ve giderek başkaldırısının, başka bir söyleyişle de o raks eden kaosun ta kendisidir. Her defasında damağımızda gelip geçmelerin, hallerden hallere savrulmaların (faz değişimleri) o kekre, o hüzünlü tadı kalır böylece. Bu geçici, ama verimli ve son derece yaratıcı döngüyle geçici olmayanın, ‘varoluşun’ farkına varırız. Öyledir, sonsuzluğun açtığı parantezdir, kapanacaktır, ama ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’ girdiğimiz sonlu alanı, o düz-doğrusal çizgiyi, o hattı, o çubuğu iki ucundan büküp birleştirerek bu kronolojik iki uğrak yerini sonlandırır ve böylece adeta sonsuzluğun sağlamasını yapar. Başlangıç ve son birbirine bağlandığında görülecektir ki bir şeyin içinde olduğumuz zannıyla var sandığımız dışarısı kendiliğinden ortadan kalkmış ve mağlubu olduğumuz o metafizik, o aşkın sulardan uzaklaşmış ve evrene yeniden dahil olmuşuzdur. İşte evrene, dünyaya dahil oluşumuzun da şiiridir Ahmet Ada şiiri.</p>
<p><b class="SubTitle">Hele bir uyanıp kalmaya görün</b></p>
<p class="NoIndent">Yukarıda, Ahmet Ada Şiir Evreni’nin bir ‘self-organization’ (kendi kendine yapılanma) oluşum olduğunu söylemiştik. Bunu söylerken, çevrimsel sürecin ya da non-linear, yani düz-doğrusal olmayan geri dönüşümsüz zaman anlayışının kendi kendine kendi canına kıydıkça kendi kendine, kendini yarattığını vurguluyorduk. Burada yaratan da yaratılan da, cana kıyan da, canına kıyılan da çevrimsel süreçlerden geçen evrenin, dünyanın kendi kendine kendisidir. “Bir varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığım Goethe, Faust’ta, Mephisto eliyle, “Hep yadsıyan o ruhum ben!/ Çünkü oluşan her şey,/ Yok olmayı hak eder” derken aslında her şeyin, dağların, uyuklayan kayalıkların, binaların, anlam, değer ve kuralların termodinamiğin ikinci ilkesinin mağlubu olduğunu söyler bize şiir diliyle.”. Evren ya da dünya kendi canına kıydıkça kendini yaratacağını bildiğinden kendi canına kıymakta hiçbir zorluk yaşamaz, değilse hiçtir. Öyledir, “Dağ yolunda değişmeler içindeyken taşlar” (<em>Taşa Bağlarım Zamanı</em>, s. 35.) Ahmet Ada da elbette ‘oluş’a doğru bükülür. Rumî’den çalarak söyleyecek olursam: “Oyun tahtasında bu oyundan başkası yoktur” çünkü.</p>
<p>Ben evrenin, dünyanın, insanın ve giderek etrafımızda gördüğümüz her şeyin kendinde kendi kendine, kendini var ettikçe var olup, var oldukça da kendi kendine, kendini var eden birer “güç istençi” olduğunu düşünüyorum. Bir belirip bir yok olan güç istençleri kendilerinden bekleneceği üzere birbirinden ayrı, bağımsız yapılanmalar olarak ortaya çıkarlar. Şartsızlıktan şartlı tahliyeler söz konusudur çünkü. Kuvve bütün olarak değil, sonsuz gerçekler olarak fiilleşir. Şöyle de diyebiliriz: Sonsuzluk, sonlu alanlarda var olur ya da ölümsüzlük ancak ölümle mümkündür, değilse sonsuzluktan ya da ölümsüzlükten söz edemeyiz. Fiil alanı birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız gibi duran, öyle görünen gerçeklerin birbirleriyle karşılaşıp kapışma, birbirleriyle yeni dayanışmalara, yeni işbirliklerine girişme alanıdır. Bu da zaten şeylerin/ gerçeklerin kendi imkan ve kabiliyetlerini (şartlı tahliyedir hepsi) giderek daha büyük bütünlere açma ve böylece her seferinde yeniden yapılanıp örgütlenme bilgisiyle örtüşen bir bilgidir. Tabii, sistem dengedeyken, yani zamanın oku geleceği göstermediğinde, yani bir yarın hayali, düşüncesi yokken oyuncular, aktörler, yani madde kördür. Kördür çünkü sistem içeriden ve dışarıdan enerji akışları olmadığında var olan konumunu sürdürme eğilimindedir. Bu durumda az önce söz ettiğimiz oyuncular bir çeşit uyurgezer gibi hareket ederler ki sistem için bu durum kendi huzur ve bekası için en uygun durumdur. Ancak ne olursa olsun, uyuklayan bir kayalık bile aslında raks eden bir kaostur. Taş gibi deriz ya, eğilmez, yerinden oynamaz, ne yaparsak yapalım katılığından asla vazgeçmez, o taş bile görebilen gözler için mücadelenin, kavganın, kapışmanın sürdüğü bir alandır. Öyle ya “katı olan her şey buharlaşır”, buhar olan her şey yağmur olup, nehir olup, sel olup bir fazdan başka bir faza taşır bizi. Yani her şeyde, bir ‘burada kalmayarak burada kalma’ bilgisi vardır. Hele bir uyanıp kalmaya görün.</p>
<p>“<b>Dilsel bir direnç” olarak şiir</b></p>
<p class="NoIndent">İşte, Ahmet Ada o uyanıp kalanlardandır ve bunda, politik bir bağlam vardır. Belki, Ahmet Ada için doğrudan ‘toplumcu gerçekçi’ diyemeyiz, ama şiirinin, özellikle de son kitabı, ‘düzyazı şiir’ler toplamı <em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>’de “çağıyla örtüşmeyen, çağından izler taşımayan şiir”e karşı “kendi içinde dilsel bir direnç” <a id="NoteReferans_4" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_4" name="NoteReferans_4">[4]</a> gösterdiğini söylemeliyim. Son otuz-kırk yıldır Türk şiirinde kaybedilen sınıfsal bakış açısının yeniden kazanılmaya çalışıldığını, bu bağlamda Ahmet Ada’nın mevziiye girdiğini görebiliyoruz. Her ne kadar ‘uzaktan baksa’ da şair “toplumcu gerçekliğin önemli bir deneyim olduğunun” farkında: “Ah benim gülüşüm çalımlıydı gök bitiminde duran kızlara. Sonra otobüs bekleyen kızlara. Onlar Gezi Parkı’nda da görüldü. İstiklal Caddesi’nde de. Ve onlar için ‘çapulcu’ denildi. Kırmızılı siyahlı gözüpeklikti topuklarına dek onlar. Naz, berrak, arı sularla katıldı karnavala. Ben uzaktan baktım.” Ancak bu uzaktan bakış, pek de uzakta duruyor gibi görünmüyor. Örneğin, Söylence adlı şiirde (<em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>, s. 22) “insanlığın sorunsallarını içeren, yeni biçimsellikler taşıyan, izlek genişlemesi içinde olan” <a id="NoteReferans_5" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_5" name="NoteReferans_5">[5]</a> bir tavra, ‘yarınlı’ bir şiire dönüşüyor Ahmet Ada şiiri:</p>
<p>“… Parklar anımsıyor özgürlük isteklerimizi. Ondan mıdır bilmem duvarlar kuşlarla dolu. Mevsimler savruluyor sökülen ağaçların yerinde. Enginlikle buluşuyor kuş seslerinin içinden geçen Aşk. Böyle değişiyor yenilgiler tarihi. Birikiyor usul usul su, bendini yıkıyor.</p>
<p>Sokaklar sarsılmaz değil, panzerler, ejderhalar yenilmez değil. Şaşmaz balığım yürüyor özgürlüğe. Umudun gürzü iniyor Ferhad’ın elinde. Dağ geçilmez değil.”</p>
<p>Kuşlu, çiçekli, insanlı ve yarınlı şiirin, yüksek edebiyat/şiir adına dışlandığı, şiirden sayılmadığı, politik olduğundan hiç kuşku duymadığım son derece baskıcı ve zorba bir dönemden geçerek geldik buralara. Yarının olmadığı, yani zamanın okunun geleceği göstermediği, yığınların bir çeşit dinsel huşuyla iç döktüğü (sanki bir içleri kalmış/varmış gibi), ortalığı, neredeyse birbirine tıpatıp benzeyen sürüyle ‘için’ kapladığı, hastalıklı sayıklamaların birbirine eklendiği, bana yükseklerden, yücelerden söz edin diye ünlüyordu Nietzsche, yükselmeyen düşer: ya terakki, ya inhitat!, diyordu Tevfik Fikret, yerine, ‘alçaklığın’, ‘düşkünlüğün’ moda olduğu…</p>
<p>Özgürlüğün; insanın özü olan akışı, pervasızlığı, başkaldırıyı gürleştirmek olduğunu unutmuş görünüyor şairler, biz hatırlatalım, burada kalan, oluş(a)mayan ölür.</p>
<p>Tabii, Ahmet Ada’nın yeterince yankı bulmamasında hem ‘killing by silence’ (sükût suikasti) denen son derece politik bir tavır var hem de uyuyup kalanlardan, uyurgezerlerden herangi bir etkileşim, yankı beklemek safdillilik olur. Yukarıda söz etmiştik, zamanın oku geleceği göstermiyorsa madde kördür ve bu ortamda ‘oyuncular’ birer sleepwalker (uyurgezer) olarak birbirlerinden habersiz, birbirlerine yabancı elemanlar olarak biyolojik yeme-içme ve çiftleşme aygıtlarına (sürü) dönüştürülmüştür.</p>
<p>Peki şimdi ne olacak? Hemen söyleyelim: Sistem bütün imkan ve kabiliyetlerini tüketip birörnekleşerek tekdüzeleşinceye kadar evrimleşecektir ki belki de bu sürecin sonuna çoktan geldik. Türk şiirinde toplumcu yanların tamamen ortadan kalktığını söylemek sanırım abartı olmaz. Yerine ‘yarınsız’, ‘geleceksiz’, ‘söyleyecek bir şeyi olmayan’ sürüyle iç döküş, sızlanış ve sayıklama var artık. Zamanında kısmen yeni ve ilerici bir üslup değişmesi olan İkinci Yeni’nin dili bile şimdilerde herkesin hiç de sürpriz olmayan bir şekilde içinde debelenip durduğu bir bataklığa dönüşmüş durumda. Böyledir; çünkü, yukarıda söz ettik, sözcükler, söz dizimi tekdüzeleşip birörnekleşinceye kadar evrimleşti ve gidecek bir yer kalmadı. Diğer bir deyişle zamanında yeni olan imkân ve kabiliyetler tükenip bitti. Tamam, günümüz şiirinde cambazlık, ip atlama, ip çevirme ve artistik beceri on puan ama eksik bir şey var: O da, ‘gelecek’ hayali, ‘gelecek’ düşüncesi. ‘Gelecek’ görünmüyorsa, ‘yarın’ yoksa insan yoktur, dolayısıyla şiir de.</p>
<p>Bu yüzden <em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>’in, “dilsel bir direnç” olarak da önem ve değeri şimdi olmasa bile ileride yerine konacaktır. Öyle ya, “direnmek yaratmaktır.”</p>
<p><b class="SubTitle">Aydınlık sandığımız bilincimiz belki de bulanıklıktır</b></p>
<p class="NoIndent">“Kendi değirmisinde gök/ Duyabiliyor musun”?, diye soruyor ya Ahmet Ada, bu soru apaçık evrenin, dünyanın, doğanın ve insanın kendi çevrimsel sürecinde olduğunun farkındalığıdır. Descartçı ve Newtoncu algı zamanı düz-doğrusal, yani linear ve nesneleri de üç boyutlu ve birbirinden ayrı, bağımsız konfigürasyonlar şeklinde algıladığı için, böyle bir algının mağlubu olarak çağımızın bir alameti niceliğin egemenliğindedir. “Şeyleri büyüklükleri ve ömürleri açısından düşünme alışkanlığında olan bir uygarlık”tan söz ediyorum. Bu yüzden, Merleau-Ponty’den haraketle aydınlık sandığımızın bilincimizin aslında bulanıklık olduğunu söylemek mümkün. İşte, Ahmet Ada şiiri, bu bulanıklığı oradan kaldırmanın da şiiridir. Öyledir, bütün şiirlerinde ‘durmadan duran’, oluşan ve verili olmasa da bir geleceğe doğru bükülen evrenin sesini işitiriz, o raks eden kaosun sesini durulmuş, sade ve zarif Ahmet Ada diliyle. Varlığın oluş, oluşun varlık oluşunu… Şöyle de denilebilir: <em>Taşın Sesi</em>, nicelikler dünyasından nitelikler, başka bir ifadeyle “oluş” dünyasına sıçrayan ‘ölümcül’ olduğu gibi ‘doğumcul’ ve aynı zamanda da ‘gülümcül’ deneyimin sesidir. Bu bağlamda okuyucuyu bir bilinç gezintisine çıkardığını söylersek sanırım en doğru tarifi yapmış oluruz: “Taşın sesi suya değdi/Taze bir sesti belki yeşil/Varlığım ürperdi duyunca/Ağaçlar kadar büyük müziği”.</p>
<p><b class="SubTitle">“Güzel kitaplar yabancı dildeymiş gibi yazılmışlardır”</b></p>
<p class="NoIndent">Ve “kendi değirmisinde” Ahmet Ada’nın yarına, insana, ‘oluş’a, direnişe alamet geldiği ‘açıklık’, <em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>, adlı son kitabı… Kitabı okurken aklımda hep Proust’un “Güzel kitaplar yabancı dildeymiş gibi yazılmışlardır” cümlesi vardı. Tıpkı fırtına gibi, tıpkı sel gibi, tıpkı volkanlar ya da kuşlar gibi…</p>
<p>Tabii, düzyazı şiirler bunlar, ama “Düzyazı şiiri (poème en prose), şiirli düzyazıyla karıştırmamak gerekir.” <a id="NoteReferans_6" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_6" name="NoteReferans_6">[6]</a> Gerekir, çünkü “Şiirli düzyazı düzyazıya aittir.” <a id="NoteReferans_7" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_7" name="NoteReferans_7">[7]</a> Bunları şu nedenle söylüyorum: “Şiirli düzyazı (prose poème) romanın, öykünün dili olabilir, olmayabilir de. Sözgelimi Yaşar Kemal’in dili şiirli düzyazıdır. Düzyazının içinde kalır”<a id="NoteReferans_8" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_8" name="NoteReferans_8">[8]</a> ve “Seçkin şiir okuru şiirli düzyazı ile düzyazı şiirin ayrımına varır ve öyle okur.” <a id="NoteReferans_9" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_9" name="NoteReferans_9">[9]</a> Diğer yandan, bu kitapta Ahmet Ada ‘oluş’u, akışı, akışkanlığı var edip gösteren bir üsluba ulaşmış. Gilles Deleuze ve Claire Parnet bu üslup için “… kendi ana dilinde kekelemektir. Bu çok güçtür, çünkü bu tip bir kekelemenin gerekliliği olmalıdır. Bu sözlerinde kekeme değil, kendi dilinde kekeme olmaktır. Ana dilinde yabancı gibi olmak. Bir kaçış çizgisi yapmak” <a id="NoteReferans_10" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#Note_10" name="NoteReferans_10">[10]</a> diyordu. Öyle görünüyor ki şair-oluş’la azınlık-oluş aynı ya da benzer şeyler ve Ahmet Ada Türk şiirine böylesine bir azınlık/şair-oluş’u katmıştır. Öyle olmasa “Yol devam edecek yol olmaya kendisi için” ya da “… çağları eskiten sokaklardan öğrendim göğün sinemasını”, der miydi hiç?</p>
<p>Deleuze ve Parnet’in çok güç olduğunu söylediği o kaçış çizgilerinden biri de kitaptaki <em>Cellat çağı</em> adlı düzyazı şiirdir (<em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>, s. 40): “Ve boynumuz Emrah, sevdamız Karacaoğlan, isyanımız Pir Sultan’dı. Saçtık Anadolu’ya göz göz sevinç tohumlarını. Kovaladık kibri kale kapılarından. Usul usul düşerken gölgeler insanlık sofralarına, maviydi soluğu Yunus’un. Yağmur yeğniydi, ırmaktan alıyordu gücünü./…”</p>
<p>Genel olarak; &#8216;Mekanistik Dünya Görüşünün Ötesi&#8217; diyebileceğimiz bir açıklık ve berraklıkla düz, doğrusal (linear) olmayan bir zaman ve üç boyutlu uzaya dayanmayan, yani Descartesçi/Newtoncu algının ötesinde bir zihinselliğin sahneye/bilince indirdiği şiirler bunlar. Okuduğunuzda zihin, bilinç (sahne) ve göz üçgeni de diyebileceğimiz kapalı devre sistem tamamlanacak ve böylece çok boyutlu bir dünyaya, ‘Ahmet Ada Şiir Evreni’, gireceksiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="NoteArea ">
<h3>Notlar</h3>
<div class="Notes">
<p class="NoIndent">[1] <span id="Note_1_desc"><em>Taşa Bağlarım Zamanı</em>, Ahmet Ada, Metis Yayınları, İstanbul, 2009.</span><a id="Note_1" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_1" name="Note_1">Metne dön.</a><br />
[2] <span id="Note_2_desc"><em>Taşın Sesi</em>, Ahmet Ada, Şiirden Yayıncılık, İstanbul, 2014.</span><a id="Note_2" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_2" name="Note_2">Metne dön.</a><br />
[3] <span id="Note_3_desc"><em>Yağmur Başlamadan Eve Dönelim</em>, Ahmet Ada, Ve Yayınevi, İstanbul, 2015.</span><a id="Note_3" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_3" name="Note_3">Metne dön.</a><br />
[4] <span id="Note_4_desc"><em>Şiir Dersleri</em>, Ahmet Ada, Artshop, İstanbul, 2011, s. 50.</span><a id="Note_4" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_4" name="Note_4">Metne dön.</a><br />
[5] <span id="Note_5_desc"><em>Şiir Dersleri</em>, Ahmet Ada, Artshop, İstanbul, 2011, s. 51.</span><a id="Note_5" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_5" name="Note_5">Metne dön.</a><br />
[6] <span id="Note_6_desc"><em>Şiir Yazıları</em>, Ahmet Ada, Şiirden Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 65.</span><a id="Note_6" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_6" name="Note_6">Metne dön.</a><br />
[7] <span id="Note_7_desc"><em>Şiir Yazıları</em>, Ahmet Ada, Şiirden Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 65.</span><a id="Note_7" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_7" name="Note_7">Metne dön.</a><br />
[8] <span id="Note_8_desc"><em>Şiir Yazıları</em>, Ahmet Ada, Şiirden Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 65</span><a id="Note_8" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_8" name="Note_8">Metne dön.</a><br />
[9] <span id="Note_9_desc"><em>Şiir Yazıları</em>, Ahmet Ada, Şiirden Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 66.</span><a id="Note_9" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_9" name="Note_9">Metne dön.</a><br />
[10] <span id="Note_10_desc"><em>Diyaloglar</em>, Gilles Deleuze/ Claire Parnet, Bağlam Yayınları, Türkçesi: Ali Akay, İstanbul, 1990 </span><a id="Note_10" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/98420#NoteReferans_10" name="Note_10">Metne dön.</a></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6860" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2023/08/ahmet-ada-renkli.jpg" alt="" width="308" height="400" /></p>
</div>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/08/26/kendi-degirmisinde-azinlik-sair-olus-ahmet-ada-uvercinka-kasim-2015/">Kendi değirmisinde bir azınlık, şair oluş: Ahmet Ada / Üvercinka / Kasım 2015</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6861</post-id><enclosure url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2023/08/screenshot-20230826-013638-chrome.jpg" length="204951" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2020 07:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Belgeli]]></category>
		<category><![CDATA[Birikim]]></category>
		<category><![CDATA[Gel öpem seni]]></category>
		<category><![CDATA[görebilen gözler]]></category>
		<category><![CDATA[görmek]]></category>
		<category><![CDATA[Görmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür Romanları]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[Özür]]></category>
		<category><![CDATA[serap]]></category>
		<category><![CDATA[Stockholm sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[ters serap]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osman Çutsay, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak&#8221;ın isimlerini sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/">En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/1596799744463_uvercinka-70.-facebook-1.jpg?w=717" alt="" class="wp-image-4580" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/05/osman-c387utsay-c396fke-1.jpg?w=386" alt="" class="wp-image-1772" /></figure>



<div class="wp-block-image is-style-default"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/0000000356247-1.jpg?w=270" alt="" class="wp-image-4797" /></figure></div>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak&#8221;ın isimlerini sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek olan var mı?” diye sorar: “Herhalde yoktur”. Yalçın Küçük ise “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”nda “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ah, evet bir sürüler. Yalçın Küçük, &#8220;sürüleştirmek için sürüleştiler&#8221;, diyordu. Kimi “uvertürdür”, kimi de ‘asçürütücü’ ve ‘asyıkıcı’. Gördük, biliyoruz, yaşadık koro/sürü halinde “Yıkın, daha çok yıkın haykırışında&#8221; olmuşlardır hep. Üstelik utanmazlar: “Yıkıntıdan şehvet çıkarıyorlar” bir de.</p>



<p class="has-medium-font-size">Sürünün elebaşları, Yalçın Küçük’te, “Murat Belge, Ahmet Altan, Orhan Pamuk ve daha önceki kuşaktan Kemal Tahir’dir”. Osman Çutsay ise Murat Belge’yi, yani “Belge’li Birikim Gericiliği”ni baş sıraya koyar. “Türk edebiyatına girip Stockholm sendromunu andırır bir tutkuyla sahip çıkan solcularımız, sürekli dövülen çocuklar gibiydi. Birçoğu “dayak arsızı” oldu ve bu nitelikleriyle de birer karşıdevrim militanı olarak kariyer yapabildiler” dediği “dayak arsızı kariyeristler galerisi”nde tabii başka isimler de var: “Fethi Naci’nin yetiştirmesi Semih Gümüş” ve Semih Gümüş’ün “bir başka versiyonu “tanıtman” Ömer Türkeş”, örneğin. “Bunlar bir dönemin “solcu” gençleri. Bunlara Metin Celal, Haydar Ergülen, hatta Nurdan Gürbilek gibi isimler de eklenebilir.” Öyledir, Türk edebiyatı bunlardan sorulur ama “Sol inadın bu edebiyatta bir yeri olabilir mi?”</p>



<p class="has-medium-font-size">Haydar Ergülen, olmayan şeyleri görerek serap görmüş, olabilir. Ancak apaçık ortada olanı görmemesine ne demeli peki? Bu da tersinden seraptırtır, öyle değil mi? Şimdi de kalkmış kandırıldım diye özür diliyor ama bahaneler üretip haklı çıkmaya, gerçekliği yontup kendine göre düzenlemeye ve kendini temize çıkarmaya çalışmaktan başka bir şey değil yaptığı. Özrü kabahatinden, kabahati özründen büyük. Tipik bir girdap işte, dönüp duruyor, debelenip, çırpınıp duruyor. </p>



<p class="has-medium-font-size">Girdaplarla gürül gürül akan nehirler arasında bir gerilim vardır. Takılıp kaldıysan bir yerlere gözünün önündekini görmezsin, göremezsin. Ve yeniden akışa, varoluşa dönmek zordur. </p>



<p class="has-medium-font-size">En zor olan ise apaçık ortada olanı görmektir kuşkusuz. Görenlere selam olsun.</p>



<p class="has-medium-font-size">Burada alıntılar yaptığım, <strong>Gel Öpem Seni Yeni Bir Dilsen</strong> (Üvercinka, Temmuz 2015, Sayı 9) adlı yazımın tamamı için:</p>



<p class="has-medium-font-size"><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="iqZwK0ORCE"><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Gel öpem seni yeni bir dilsen&#8221; &#8212; Uluer Aydoğdu" src="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/embed/#?secret=5neMiuwHpL#?secret=iqZwK0ORCE" data-secret="iqZwK0ORCE" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/">En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4795</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor”*</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/18/her-sey-dagiliyor-merkez-yerinde-durmuyor/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/18/her-sey-dagiliyor-merkez-yerinde-durmuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2020 14:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Birlikte sevinebiliriz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya hakkında bir dünya]]></category>
		<category><![CDATA[flamingolar]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Engels]]></category>
		<category><![CDATA[görmek]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Manifesto]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Olayı]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya hakkında bir dünyayım. Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, yiyip içtiğim şeyler, nesneler, bedenler de dünya hakkında birer dünya… Öyleyse onlardan ayrı, farklı ve bağımsız olamam. İç içeyiz işte (iç içe neden ayrı yazılıyor ki*?), aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız, aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Tek, biricik ve eşsiz paydamız bu. Bunun dışındaki her şey böler, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/18/her-sey-dagiliyor-merkez-yerinde-durmuyor/">“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor”*</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-style-large is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Dünya hakkında bir dünyayım. Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, yiyip içtiğim şeyler, nesneler, bedenler de dünya hakkında birer dünya… Öyleyse onlardan ayrı, farklı ve bağımsız olamam. İç içeyiz işte (iç içe neden ayrı yazılıyor ki*?), aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız, aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Tek, biricik ve eşsiz paydamız bu. Bunun dışındaki her şey böler, ayırır, parçalar. Aha işte indirgendiğin, bağlandığın yerden de dünya birbirinden ayrı, uzak, farklı şeylerin, nesnelerin, bedenlerin, benlerin kapıştığı, savaştığı bir yer olarak görünür.</p><p>Hisseden ve hissetmeyen bütün varlıkları, bütün yönleri hurra, hurra, hurra diye selamlayarak bir kez daha çığıralım: “Görmek yapmaktır” ve görmekten daha kallavi bir eylem yoktur.</p></blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>Bir de</em></p><p><em>flamingoların yavaş yavaş ama birlikte</em></p><p><em>tek parça bir bütün olarak havalandığı</em> <em>yerden göğe bakalım</em></p><p><em>hepimiz gerçekten mutlu olabiliriz.</em></p><p>*<em>Komünist Manifesto</em>,&nbsp;<strong>Karl Marx</strong>,&nbsp;<strong>Friedrich Engels</strong></p><p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="d9Corj4XIC"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/">Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU</a></blockquote><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU&#8221; &#8212; Sanat Olayı" src="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/embed/#?secret=d9Corj4XIC" data-secret="d9Corj4XIC" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p></blockquote>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/18/her-sey-dagiliyor-merkez-yerinde-durmuyor/">“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor”*</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/18/her-sey-dagiliyor-merkez-yerinde-durmuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4718</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İmecenin gücü / Seyyit Nezir</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/13/imecenin-gucu-seyyit-nezir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/13/imecenin-gucu-seyyit-nezir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 19:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Anafartalar]]></category>
		<category><![CDATA[Anımsatma]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanın]]></category>
		<category><![CDATA[Dedem Korkut]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaşi Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Leylaklar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal]]></category>
		<category><![CDATA[şaman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zühal Tekkanat ve Seyyit Nezir’in birbirini karşılıklı ayartmasıyla dernek tüzüğündeki dergi yayımlama maddesinin Üvercinka adıyla yaşama geçişinin 70. ayında ve sayısındayız. Tekkanat; Cemal Süreya’nın yapıtlarından kendi payına düşen telifin önemli bir bölümünü derneğin ve derginin mali açıklarını kapatmaya ayırdı. Geçtiğimiz Ekim ayında beklenmedik ölümü, derneğe ve dergiye ağır sorunlarla yansıdıysa da, dernek Kasım’daki genel kuruldan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/13/imecenin-gucu-seyyit-nezir/">İmecenin gücü / Seyyit Nezir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<blockquote class="wp-block-quote is-style-large is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Zühal Tekkanat ve Seyyit Nezir’in birbirini karşılıklı ayartmasıyla dernek tüzüğündeki dergi yayımlama maddesinin Üvercinka adıyla yaşama geçişinin 70. ayında ve sayısındayız. Tekkanat; Cemal Süreya’nın yapıtlarından kendi payına düşen telifin önemli bir bölümünü derneğin ve derginin mali açıklarını kapatmaya ayırdı. Geçtiğimiz Ekim ayında beklenmedik ölümü, derneğe ve dergiye ağır sorunlarla yansıdıysa da, dernek Kasım’daki genel kuruldan güçlenerek çıktı. 9 Ocak’ta ise üyeler ve okurlar Üvercinka’nın 5. cildiyle buluştu. Mart’ta Kovid &#8211; 19 küresel salgınıyla birlikte kitapçılar da kapanmaya yüz tutunca, dergi artık asla yürümez diyenlerse bir daha yanıldı: Dergiye beş yıldır sürekli emek veren yazarlardan 40 kadarı, maliyetini karşılamanın yanı sıra dergiyi çevrelerindeki okurlarla buluşturmayı üstlendi. Üvercinka İmecesi, 5 aydır dergiyi daha güçlü ve yaygın hale getirdi; derneğin giderleri karşılandı, sanatolayi.com’un temeli atıldı.&nbsp;</p><cite>https://www.aydinlik.com.tr/haber/imecenin-gucu-215724</cite></blockquote>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/1596799744463_uvercinka-70.-facebook-1.jpg?w=717" alt="" class="wp-image-4580" /></figure>



<p class="has-medium-font-size">Aşağıdaki şiirimle (Yeryüzü Yeniği, 2013, s. 49) <strong>Üvercinka</strong> (Ağustos 2020, Sayı 70)&#8217;dayım.</p>



<p></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Türkiye Tarihi</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">-Anımsatma, unutanlar için</p>



<p></p>



<p class="has-medium-font-size">Yunus&#8217;ta yunduk biz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Fikret&#8217;le istiklale çalıştık&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">yüzdük Hacı Bektaşi Veli deryasında&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Jön Türkleriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">önümüz arkamız aşk&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">üstümüz başımız kuş.&nbsp;</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Yola dökülmüş gönlü akıtmalı <em>beş yüz atlı</em>&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><em>dayanın geliyoruz</em> diyorlar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">dayanıyoruz leylaklar, türküler, kadınlar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Jön Türkleriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">siz barbar dersiniz, biz</p>



<p class="has-medium-font-size">hakan.</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Şah damarımızda Mustafa Kemal</p>



<p class="has-medium-font-size">güneş gidip şaman&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Dedem Korkut gelip yanmaya hevesli zabit duran&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">oluşunu sevdiğim&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ölünür icabında bu kara sevdadan&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">hiç bu kadar güzel ölünmemiş olunur</p>



<p class="has-medium-font-size">neye sayarsanız artık&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">nara, rüzgâra, başağa&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">at süreriz gönülden gönle biz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Jön Türkleriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Âşık Veysel&#8217;i,&nbsp; Nazım&#8217;ı iyi biliriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">kim baharmış, kim kış.</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Ekmek idi Çanakkale&#8217;de geçilemeyen&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">su idi</p>



<p class="has-medium-font-size">Dumlupınar&#8217;a ve oradan İzmir&#8217;e akan&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">kalbimizdi irice&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">bir bildiği vardı hayatın&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">dünya dönende&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">kuşlar uçanda.&nbsp;</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">İnsan girip Anafartalar&#8217;a Kemal çıkarız&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">severiz dirimi, onun türkülerini biz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">güneş işe girişmiş, bak&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ışk taşıyor kağnılar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">yağmur, ustabaşı sanki&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">toprağı, suyu yönetiyor aşk&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ilelebet çete reisi.&nbsp;</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Barış mı, Kurtuluş Savaşı ile&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Lozan&#8217;ın aydınlık sokaklarını biliriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Polatlı Ovası&#8217;nı ve taşını Ankara&#8217;nın&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">bir sapana koymuşlar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">suyun muradını dökmüşler üzerimize</p>



<p class="has-medium-font-size">şu kertenkeleye sorun isterseniz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">bazen köpürür su, menevişlenir&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">o menevişlerden geliyoruz biz, o deyişlerden&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">şeker söylesek çocuklara kuş söylesek&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">vakit daha şiirken&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ardıçlara varıp yağmur söylesek</p>



<p class="has-medium-font-size">Jön Türkleriz.</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Yurt kuran ölmeyi emretmişse&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ve bir güzel ölmüşsek ve&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ölüyorsak hâlâ&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">inceldikçe inceliyorsa o edalı memleket kuşları boyunlarımız&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">hakka tapmışlığımızdandır&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">aşksız, şiirsiz olmaz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">vatansız asla&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">kim koymuş bizi buraya&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Pir Sultan Abdal&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">biliriz biz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">güneşe doğru büyür insan</p>



<p class="has-medium-font-size">iyi biliriz.&nbsp;</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">19 Mayıs&#8217;ta gönlümüze çıkmıştır Mustafa Kemal&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">sayımız da var suyumuz da kıyamet kadar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Jön Türkleriz&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">içimiz dışımız vatan&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">üstümüz başımız isyan.&nbsp;</p>



<p style="line-height:3;"></p>



<p class="has-medium-font-size">Ya oyalı mendiller ya ölüm!</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/13/imecenin-gucu-seyyit-nezir/">İmecenin gücü / Seyyit Nezir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/13/imecenin-gucu-seyyit-nezir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4577</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güvercinnâme -Rindin belirişi</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/10/guvercinname-rindin-belirisi/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/10/guvercinname-rindin-belirisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2020 15:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Dilenci kabı]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinnâme]]></category>
		<category><![CDATA[hicran]]></category>
		<category><![CDATA[kedi ortan]]></category>
		<category><![CDATA[Keşkül]]></category>
		<category><![CDATA[oklanmak]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm ile dirim]]></category>
		<category><![CDATA[Ozi]]></category>
		<category><![CDATA[Rind]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tırtıl]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[vuslat]]></category>
		<category><![CDATA[yaylanmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4447</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211;Kedi diye yazılır dünya hakkında bir dünya diye okunur, Ozi&#8217;ye Baharın suyu nerden gelecek kıştan gelir&#160; senalar olsun gelene ve gidene ve bu işte bir şairanelik yok mu var diyene ki ölü dirilir gözünün önünde&#160; mucize midir bu hayır küçük bir büyük patlama, hobaaa&#160; üzerindeki rengârenk hırkadır bahar&#160; kışın ördüğün vuslat hicrandan&#160; hicran vuslattan gelir. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/10/guvercinname-rindin-belirisi/">Güvercinnâme -Rindin belirişi</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/02/img_20200218_090422.jpg?w=574" alt="" class="wp-image-3974" /></figure>



<p class="has-medium-font-size"><br>&#8211;<strong>Kedi diye yazılır dünya hakkında bir dünya diye okunur, Ozi&#8217;ye</strong></p>



<p></p>



<p class="has-medium-font-size" style="line-height:3;">Baharın suyu nerden gelecek</p>



<p class="has-medium-font-size">kıştan gelir&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">senalar olsun gelene </p>



<p class="has-medium-font-size">ve gidene</p>



<p class="has-medium-font-size">ve bu işte bir şairanelik yok mu </p>



<p class="has-medium-font-size">var diyene </p>



<p class="has-medium-font-size">ki ölü dirilir gözünün önünde&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">mucize midir bu</p>



<p class="has-medium-font-size">hayır</p>



<p class="has-medium-font-size">küçük bir büyük patlama, hobaaa&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">üzerindeki rengârenk hırkadır bahar&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">kışın ördüğün</p>



<p class="has-medium-font-size">vuslat hicrandan&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">hicran vuslattan gelir.<br></p>



<p class="has-medium-font-size">Var olamayacağı vakte varınca Ozi</p>



<p class="has-medium-font-size">bir kuşu gidip tohum oldu geçenlerde</p>



<p class="has-medium-font-size">dirim ölümün&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ölüm dirimin güzel annesidir</p>



<p class="has-medium-font-size">aynı şiirin iki kıtası diye&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">hüznün ortasında</p>



<p class="has-medium-font-size">hasretin ortasında </p>



<p class="has-medium-font-size">bir dala tüneyip&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">ötüşüp durdun orada</p>



<p class="has-medium-font-size">yağmurun yukarıdan değil&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">aşağıdan yağdığını farkettin birdenbire</p>



<p class="has-medium-font-size">yaylanıp yaylanıp oklanan&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">oklanıp oklanıp yaylanan bir tırtılı gördün</p>



<p class="has-medium-font-size">hem yay</p>



<p class="has-medium-font-size">hem ok</p>



<p class="has-medium-font-size">hem de ölümcül sıçramalar erbabı</p>



<p class="has-medium-font-size" style="line-height:3;">tırtılın tekidir belki de kâinat.<br></p>



<p class="has-medium-font-size">Şimdi sana bir keşkül*</p>



<p class="has-medium-font-size">şimdi sana bir asa yeter</p>



<p class="has-medium-font-size">dolu dizgin akan nehirdir külahın.</p>



<p class="has-medium-font-size"><br></p>



<p class="has-medium-font-size">Dünyadan gelen dünyaya gider yavrucum</p>



<p class="has-medium-font-size">gitmek, ters dönmüş gelmektir.<br></p>



<p class="has-medium-font-size">* Dilenci kabı.</p>



<p class="has-medium-font-size">Üvercinka, Temmuz 2020, Sayı 69.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/10/guvercinname-rindin-belirisi/">Güvercinnâme -Rindin belirişi</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/10/guvercinname-rindin-belirisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gel öpem seni yeni bir dilsen</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 14:57:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür Romanları]]></category>
		<category><![CDATA[LE RETOUR DE LA COLONNE DURUTTI]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4408</guid>

					<description><![CDATA[<p>-suyumuzda koklaşmak da var birbirimize girişmek de Yalçın Küçük’ün, “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”, ‘sath-ı müdafaa’ kitabıdır ki o satıh Cumhuriyet’tir, ilerici/ilerlemeci anlam, değer ve kurallar toplamıdır. Kitabını, “Cumhuriyet Düşmanları ile Savaş Kitabı’dır”, diye imzalamış, kendisine, onun kaburgalarımın arasındaki minik gök cisminin selamını yazıyorum.  Bir şarkısında “yenilmedim ki” diyor Selda Bağcan. Öyledir; asıl varlığı ‘oluşmak’, ‘ilerlemek’, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/01/20191203_155935.jpg?w=574" alt="" class="wp-image-3777" /></figure>



<p class="has-medium-font-size"><em>-suyumuzda koklaşmak da var birbirimize girişmek de</em></p>



<p class="has-medium-font-size">Yalçın Küçük’ün, “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”, ‘sath-ı müdafaa’ kitabıdır ki o satıh Cumhuriyet’tir, ilerici/ilerlemeci anlam, değer ve kurallar toplamıdır. Kitabını, “Cumhuriyet Düşmanları ile Savaş Kitabı’dır”, diye imzalamış, kendisine, onun kaburgalarımın arasındaki minik gök cisminin selamını yazıyorum. </p>



<p class="has-medium-font-size">Bir şarkısında “yenilmedim ki” diyor Selda Bağcan. Öyledir; asıl varlığı ‘oluşmak’, ‘ilerlemek’, ‘burada kalmamak’ olan yenilmez. İnsanın özünde pervasızlık, akış ve başkaldırı vardır. Biz o özü gürleştiriyoruz, o öz yenilmez! Ölümsüzlük mü, işte budur. İnsan özünde devrimcidir.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Ve bu, bir ‘taksim’dir, fasıl az sonra, böylece başlıyoruz, başlamak çerçeveye girmektir, değilse yoksundur.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Çizgisel hat, mevziden çıkıp ‘satıh’a, <em>seni direnirken sevmek aşkların en güzeli Türkiye</em>, giriş yazısıdır bu yazı: Geçti ‘hattı müdafaa’ devri, sürdüm kalbimi ve aklımı bütün satıh vatana, bütün satıh Cumhuriyet’e, bütün satıh insana! Öyle.</p>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay’ın, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı son kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye bir kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak…” gibi isimleri sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek olan var mı?” diye sorar. Cevap kesindir: “Herhalde yoktur”. Yalçın Küçük de, kitabında “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Asyıkıcı Cephe</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Açıkça “Cumhuriyet’in karşısında”lar ve bir sürüler. Yalçın Küçük’ten hareketle, insanı sürüleştirmek için sürüleşmişlerdir. Sürü olunca ağıllar da olacaktır tabii, geleceği ortadan kaldırınca çoğunluğun yönelmekte zorlanmayacağı, bir “deh, yürü” demenin yeterli olduğu… Kimi “uvertürdür”, bunların,  “irili ufaklı piyasa dergilerinin neredeyse tüm ucuz şöhretleri”, kimi de ‘asçürütücü’ ve ‘asyıkıcı’. Öyle ki, gördük, biliyoruz, yaşıyoruz koro/sürü halinde “Yıkın, daha çok yıkın haykırışındadırlar”, ve üstelik utanmazlar: “Yıkıntıdan şehvet çıkarıyorlar” bir de. Bu sürünün elebaşları, Yalçın Küçük’te, “Murat Belge, Ahmet Altan, Orhan Pamuk ve daha önceki kuşaktan Kemal Tahir’dir”, örneğin. Osman Çutsay ise Murat Belge’yi, yani “Belge’li Birikim Gericiliği”ni baş sıraya koyar. “Türk edebiyatına girip Stockholm sendromunu andırır bir tutkuyla sahip çıkan solcularımız, sürekli dövülen çocuklar gibiydi. Birçoğu “dayak arsızı” oldu ve bu nitelikleriyle de birer karşıdevrim militanı olarak kariyer yapabildiler” dediği “dayak arsızı kariyeristler galerisi”nde tabii başka isimler de var: “Fethi Naci’nin yetiştirmesi Semih Gümüş” ve Semih Gümüş’ün “bir başka versiyonu “tanıtman” Ömer Türkeş”, örneğin: “Bunlar bir dönemin “solcu” gençleri. Bunlara Metin Celal, Haydar Ergülen, hatta Nurdan Gürbilek gibi isimler de eklenebilir.” Öyledir, Türk edebiyatı bunlardan sorulur ama “Sol inadın bu edebiyatta bir yeri olabilir mi?” </p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yeni olmanın ilkesi</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Yalçın Küçük, kitabının önsözü’nde bir şeye yeni demekle, o şeyin yeni olamayacağından hareketle “<strong>Yeni Roman</strong> hiçbir zaman yeni olmadı. Çünkü <strong>yeni</strong> olmak isterken <strong>roman</strong> olma niteliklerini yitirdi” diyor. Bu saptama şiir için de doğrudur: Nazım Hikmet’i, “onun tetiklediği 40 Kuşağı”nı ve kısmen de İkinci Yeni’yi bir kenara koyarsak, Türk şiirinin yeni bir şiir oluşturamadığını, yaratamadığını söylemek mümkün. Yeni olmak isterken şiir olmaktan çıkmış, şiir olma niteliklerini yitirmiştir. Dolayısıyla şiir olma özelliklerini yitirmiş metinlere şiir diyemeyeceğimiz için bu ‘şeylerin’ şiir bağlamında yeniliğinden de söz edemeyiz.&nbsp; Ancak, bu doğrultuda devam edebilmemiz için, öncelikle hakikaten “Şiir nedir?” diye sorup cevap vermemiz gerekiyor.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Şiir sayıklamak</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Soralım öyleyse: Şiir nedir? Birçokları için edebiyattır, sanattır, sayıklamadır vs., ama örneğin Onur Behramoğlu, şiiri “edebiyat değil başkaldırı sayar”. Şiirin ‘ne olduğuna’ dair sıkı bir saptamadır bu. Ben de; şiir sanat değildir, şair varoluşun eşiğinde ölümcül/gülümcül sıçramalar yaparak konuşur demiştim geçmişte. İnsanın verili olana karşı direnişini, isyanını dile getirir, ancak son elli yıldır giderek “çürümeyi, şizofrenik dünyaları anlatmanın aracısı” olmuştur. Şunu söylemeye çalışıyorum: Şiirde bir ‘durmayarak durma’, ‘burada kalmayarak burada kalma’ refleksi vardır ki böylece hep yenidir zaten, hiçbir zaman eskimez. Tabii şiirin dünya hakkında bir dünya, evren hakkında bir evren olduğunu da unutmadan, dünyanın ya da evrenin kendi kendine attığı bir isyan çığlığı, bir sesleniş, bir çağrı olduğunu söylemek de mümkün. En azından iktidar aygıtına, baskıya, zulme karşı bir ‘pahalıya mal olma makinesi’dir. Şimdi anlıyor musunuz, yukarıda tarif ettiğimiz bağlamda, şiiri neden sevmediklerini ve sloganlardan korktuklarını. Öyledir, Osman Çutsay’ın vurguladığı gibi “eski bir çaresizliği yineliyor ve karşıdevrimci bir arka planı” olduğu için sloganlardan da ödü kopar bu iktidar aygıtı ve onun memuru ‘çürütücü’ ve ‘yıkıcı’ tayfanın, mahzuru yok, kopsun: Şiir vardır, iyi ki, başka dünyalara inanalım diye.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Sabit ya da süreksiz akıl var olanı, eskiyi, verili olanı abartır, etrafımız bunlarla doludur, hangi şairin altını kaldırsak bir katılık vardır, eskiye övgü; sanat, sanat içindir kandırmacılığı, iç dökme histerisi… İlerici/ilerlemeci bakış ise var olanı, eskiyi “önemine indirir”: Geçmiş, geçmişte kalmıştır. Bu yüzden bunların yeni bir yol açamayacağı, hayata yön veremeyeceği kesin! Şöyle bir bakıldığında bile, özellikle de 80’den sonra, birkaç istisna dışında, Türk şiirinin ka’ale, çerçeveye alınabilecek bir isim çıkarmadığı, çıkaramadığı hemen görülecektir. Baskıcı, zorba sistemin son zamanlarda herhangi bir şairi tehdit olarak görüp ciddiye aldığını bilen, gören, işiten var mı? Yoktur. Çünkü direnen, insanın alçalışına karşı koyan, bu ‘satha’ yayılan bir şair yok. Şiirin, başlı başına, bütün olarak bir “reddiye” olduğunu unutmuş görünüyor şairler. İmgeveleyip duruyorlar işte. Sözüm ona sanat yapıyor ‘iç’lerini döküyorlar. Sanki bir ‘iç’leri varmış, sanki ortada bir ‘iç’ kalmış gibi Bu yüzden, herhangi bir tehdit, yani şiir içermediklerinden kimsenin umurunda bile değiller.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yeni dedikleri Türkiye</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Türkiye, doğrudur, “yeni” Türkiye’dir, ancak burada “yeni” sözcüğü sizi yanıltmamalı. Türkiye, ilerlemeci, ileri bir çerçeveye girmemiş, aksine eskisinden daha köhne ve geri bir yapıya sokulmuştur. Gericiliğin tersyüz edilerek “yeni” diye yutturulmaya çalışıldığından söz ediyorum. Yarım asırdır verilen narkoz altında (milliyetçilik, dincilik, liberalizm, demokrasi), Türkiye’nin, gericiliğe, gerilemeye direnmesi gereken iç organlarının değiştirilmesinden&#8230; Olan budur, “1923 İlerlemeci Projesi”ni, bu dinamiği ölümcül/gülümcül sıçramalara uğratarak hakikaten “yeni” süreçlere taşıyabilecek hayati organlar hemen hemen ortadan kaldırılmış, “yeni” Türkiye görüntüsü altında gerici bir bakış ve estetik aşama aşama bünyeye aşılanmıştır. Apolitik diyorlar ya, Osman Çutsay’dan hareketle söyleyecek olursam, tam tersine ben bu zihniyeti, dolayısıyla da yazılan şiiri, yapılan edebiyatı tepeden tırnağa politik buluyorum. Tam da bu yüzdendir bugün yaşadığımız tepkisizlik. Bu tepkisizliği, ‘şiirsizlik’ diye de okuyabiliriz. Diyeceğim, yazılan şiirin herhangi bir direniş göstermemesine birileri şaşıradursun bizim için sürpriz değildir. Hani soruyor ya Brecht, “Demeyecekler: Karanlıktı o sıralarda günler, geceler/ Ama diyecekler: Bu ülkenin şairleri neden sessizdiler?” diye, işte yapılan operasyondan dolayıdır; ilahi Brecht!.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>İhanete ve alçaklığa methiye</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Sahi direnmek neydi, nasıl bir şeydi? Bilen var mı acaba? Sanmıyorum.</p>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay, kitabında, “1923 Projesi”nin, “1917 Ekim Devrimi”nin ebeliğinde doğmuş ilerici bir hamle olduğunu sık sık vurgular. İşte bu “1923 Projesi” Türkiye’den çıkmıştır Orhan Pamuk. Yalçın Küçük’ten menevişlenerek bir çeşit Milan Kundera sayabiliriz kendisini. Öyledir, Yalçın Küçük’ün üstüne basa basa vurguladığı gibi, bir Milan Kundera çıktı, sosyalist bir ülkeden zuhur etmişti, ihanete ve alçalmaya methiye düzüyordu, ödüle boğdular, tabii Nobel için de sıraya koydular ve Türkiye’de yayınladılar. İşte bizim Orhan Pamuk da ‘asıl olan sanattır’ vs kıvırtmacılığı içinde gericiliğe, “ihanete ve alçalmaya methiye düzecek” ve Nobel ödülünü alacaktır. Böylece “Yeni” Türkiye’ye iyice girmiş olduk. “Başkaldıran İnsan”ı, “hayır” demeyi unutmuş, emperyalizmin, neoliberalizmin, demokrasiciliğin önlerine koyduğu yemeği bir köpek sadakati ve iştahıyla yiyen “ilerici”lerden söz ediyoruz. Var olana, onun iktidarına yapışıp kalmışlardır. Bu yüzden yapış yapışlar ve tazeliği, diriliği, yeniliği olmayan bir bakışları var hayata karşı. Dolayısıyla da siyasete de, sanata da, şiire de öyle bakıyorlar. Ancak, yalnızca ‘tiksinti’ veriyorlar.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Bünyeye musallat olmuş bu ‘çürütücü’ tayfayı her yerde görebilirsiniz. Onlardan uzak durayım, ne haltları varsa görsünler diyemeyeceğimiz, yaşamın rezil ve kepaze bir hayatta kalma, survivor, şovuna indirgendiği bir uzay-zaman diliminde yaşıyoruz. Yok, yaşamaktan korkuyor, öylece beklemeyi, (“<em>bütün bekleme salonları dinamitlenmeli”)</em>, yaşamak sanıyor bunlar. Etrafımız, derdi ‘yaşamamak’ ve yaşamı, yaşamak isteyeni çürütmek, cezalandırmak olan, alçalmaya, ihanete ve hainliğe acayip düşkün bir güruhla çevrili. Tabii, bunların yaptıklarına siyaset ya da sanat ya da edebiyat diyemiyoruz. Hele hele, şiir hiç. Bu yüzden, bu yazı çürümeye, alçalmaya, gerilemeye karşı bir savaş yazısıdır da. Çünkü çürük, ‘alçak’ ve geri ve bunu etraflarına bulaştırma işindedirler. Bundan başka bir işlerinin olmadığını görüp yaşadık. Bilinen bir şeydir; çürük, çürük olmayan yerlere hızlıca bulaşır. Tam da bu yüzden Türkiye’deki çürümenin hızına hiç şaşırmıyoruz. Türkiye, Osman Çutsay’ın da ısrarla belirttiği üzere, <em>baştan değil her yerinden, neredeyse bütün olarak kokmaktadır</em>.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ancak, her şeye rağmen, bu çöplüğe, bu çöle, bu enkaza rağmen, Raoul Vaneigem’in LE RETOUR DE LA COLONNE DURUTTI (DURRUTİ KOLUNUN DÖNÜŞÜ) adlı çizgi romanda söylediği gibi “Bugünkü sefaletin yanında veya karşısında, tarihi elinizden alarak sizi yaşamaktan alıkoyan gücün yanında veya karşısında olmak” bağlamında, yıkımı yıkmak üzere, hakikaten yeni, sol bir Türkiye için -Osman Çutsay, “Ya sol Türkiye, ya yok Türkiye!” diyordu- önümüzdeki günlerde, yakında, az sonra İLERİCİ/İLERLEMECİ/DEVRİMCİ KOLUN DÖNÜŞÜ’nü hep birlikte yaşayıp göreceğiz.</p>



<p class="has-medium-font-size">Bu yağmur dinmez abi! </p>



<p class="has-medium-font-size">Çünkü; bu bir başkaldırı, bu bir döl, bu bir ısrar / ıtır ve hayatı müdafaa kokan. </p>



<p class="has-medium-font-size">Kaynakça:&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">1- Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları, Yalçın Küçük, Mızrak Yayınları, İstanbul, 2011.</p>



<p class="has-medium-font-size">2- Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü, Osman Çutsay, Beyaz Baykuş Yayınları, İstanbul 2015.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Gel öpem seni yeni bir dilsen, Üvercinka, Temmuz 2015, Sayı 9.</strong></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4408</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 06:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ağ Dolaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[akışlar]]></category>
		<category><![CDATA[David Bohm]]></category>
		<category><![CDATA[denizsuyukâsesi]]></category>
		<category><![CDATA[Emergency]]></category>
		<category><![CDATA[eşik cinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Faust]]></category>
		<category><![CDATA[Heterojen]]></category>
		<category><![CDATA[Homojen]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Manimesi]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel De Landa]]></category>
		<category><![CDATA[öngörülemez]]></category>
		<category><![CDATA[özyapım]]></category>
		<category><![CDATA[özyıkım]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4387</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor” </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/">Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/2020-08-08-09.42.01.png?w=859" alt="" class="wp-image-4405" /></figure>



<amp-fit-text class="is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow" layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80"><blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p><strong>Aldı bir eşik cini olduğundan emin olduğum Goothe, Faust’ta Mephisto eliyle: “Hep yadsıyan o ruhum ben! / Çünkü oluşan her şey, / Yok olmayı hak eder…”</strong></p></blockquote></amp-fit-text>



<p class="has-medium-font-size">Üvercinka, Temmuz 2020, Sayı 69.</p>



<amp-fit-text class="is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow" layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80"><blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="1Y95atsNYB"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/">Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU</a></blockquote><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU&#8221; &#8212; Sanat Olayı" src="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/embed/#?secret=1Y95atsNYB" data-secret="1Y95atsNYB" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p></blockquote></amp-fit-text>



<p class="has-medium-font-size"><em>“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor”</em><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p><strong><em>Mutlubaharlarevi, İzmir.</em></strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Sistemlerin, karmaşıklaştıkça, karmaşıklığı<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn2"><strong>[2]</strong></a>&nbsp;yönetebilecek yeni organlar örgütlemesi, bu organların neler olacağı önceden öngörülemez olsa da kaçınılmazdır. Örneğin tek hücrelilerde kalbe ya da beyne ihtiyaç yokken, daha karmaşık canlıların bu organları oluşturması… Tek başlarına hiçbir şeyken bir araya geldiklerinde nöronların düşünce denen karmaşık sürecin yaratıcıları olmaları: “Bu durumda belli bileşimler,&nbsp;<em>öngörülemeyen özellikler</em>&nbsp;(emergent properties); yani kendisini oluşturan parçaların toplamını aşan, bir bütün olarak bileşime ait olan özellikler gösterir. Bu öngörülmemiş, birden beliriveren (ya da “sinerjik”) özellikler&nbsp;<em>parçalar</em>&nbsp;arasındaki&nbsp;<em>etkileşimlere</em>&nbsp;dayanır; bu da demektir ki bütünden yola çıkıp bütünü oluştuğu parçalara ayıran (bir ekosistemi türlere, bir toplumu kurumlara ayıran) yukarıdan aşağıya gidecek analitik bir yaklaşım tam da bu özellikleri gözden kaçırmaya mahkûmdur.”<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p class="has-medium-font-size">Nöron örneğinde olduğu gibi çok sayıdaki bilgisayarın bir araya gelip birbiriyle etkileşerek geniş bir ağ üretmesi&nbsp;<em>emergency</em>’dır. Yani acil, yani öngörülemez. İnternet, giderek daha katı, daha sert, daha hantal ve daha merkezî yapılanmalara karşı dünyanın merkezî odaklardan, süzgeçlerden geçmeden, doğrudan, yani dolaylamadan, yani ‘ilkelden’ bir ağ oluşturmasıdır. Diyebiliriz ki daha önce merkezler başatken internet ile merkezler dağılmaya başlamıştır. ‘Katmanlaşmış bir toplamdan’ şeylerin, nesnelerin, bedenlerin birbiriyle etkileşerek yapılıp edildikleri bütünü yapıp etmeye doğru… Şimdilerde homojenleşmenin yavaş yavaş ve hızlı hızlı çözülmeye başladığını rahatlıkla söylemek mümkün. Birilerine mesele gibi gelen şey ise homojen bir dünyanın anlam, değer ve kurallarıyla yeni yeni hissedilmeye başlanan heterojen dünyanın anlam, değer ve kuralları arasındaki gerilimden kaynaklanıyor.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yadsıyan ruh</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Her ortaya çıkan anlam, değer ve kural ya da kurum ya da örgütlenme akıştır. Hep akışlar vardır zaten, sürekli akışlar. Durmak bilmeyen bir araya gelmeler, birbirinin içinde erimeler, birbirine blok oluşturmalar, ısınmalar, ışınımlar… Toplumlar da, anlam, değer ve kurallar da canlı birer organizmadır ve bu organizmalar çeşitli aşamalardan geçer, faz değiştirirler: bükülmeler, sıçramalar, silkinmeler, katılaşmalar, görünürlük ve söylenebilirlik, dokunulabilirlik, işitilebilirlik alanlarında ele avuca gelmeler, un ufak olup akışın içinde fark edilmeyecek kadar akışla bir olmalar…</p>



<p class="has-medium-font-size">Şimdi, burada oluşanın şekli şemali öncekine benzemez –feodal anlam, değer ve kurallar kapitalist anlam, değer ve kurallardan farklıdır– tıpkı, “köylerde konuşulan dilin şehirlerde konuşulan dilden farklı olması gibi ya da bir delikanlının giyim tarzı yetişkin birisinin giyim tarzına benzemez”. Akışları denetleyen ya da akışlara blok koyan pıhtılaşmalar vardır daima. Akışları geçirebildiği gibi onları engelleyen pıhtılaşmalar ki onlar da aslında katı, sert ve hareketsiz görünen enerji akışlarıdır. Yalnızca ağırdan alıp zamana yayarlar kendilerini. İnsanlar akışların kendi üzerlerinden geçmesine ya izin verirler ya da akışları engellerler, ancak her iki durumda da akışların sürekliliği esastır. Deleuze’ün vurguladığı gibi, insanlar en çok tufandan, selden korkar. Bu; şu anlama geliyor: Akışların kendilerini silip süpürmesinden korktukları için çoğu kez akışlara karşı çıkarlar kendilerinin de akış olduğunu unutarak. Pıhtılaşmaların giderek katılaşması, muhafazakârlık, fiziksel gerçekliğe uymayan zihinsel çabalar… Ama nafile; akışlar, rüzgârlar, dalgalar pıhtılaşmaların, yapı ve kurumların, anlam, değer ve kuralların arasından, içinden, altından, üstünden, dışından akıp geçer her defasında aşındırarak var olanı. Yıkılıp gideriz hep, yok olup gideriz, ancak yaşam sürer yine de oluşur durur her defasında yeniden, var olur. Yaşamın ya da varoluşun “telafi edici” gücüdür bu.</p>



<p class="has-medium-font-size">Aldı bir eşik cini olduğundan emin olduğum Goothe, Faust’ta Mephisto eliyle: “Hep yadsıyan o ruhum ben! / Çünkü oluşan her şey, / Yok olmayı hak eder…”</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Her şeyi yadsıyan ruh, varoluş</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Her şeyin geçip akıp gitmesine –gelip geçmenin tadı damağımda–, yeni akışlara, yeni anlam, değer ve kurallara, kurumlara, örgütlenmelere yol açmak, patikalar döşemek için var olanın yıkımını daha ilk baştan kabul eden ruhtur bu. Birdenbire bir fırtına çıkar ya da bir dalga siler atar sahile bıraktığımız ayak izlerini. Bu benim hayatım, kimse karışamaz dersiniz, gelip bir virüs karışıverir, bir damperli kamyon köşe başında bekliyordur ya da bir kurşun, bir bomba… Bizi “yersiz-yurtsuzlaştıran” şey aynı zamanda da yeni yerimizi-yurdumuz’u ayarlar. Yersiz-yurtsuzlaştırma süreci, yer-yurt bulma sürecidir. Her şey var olamayacağı yere, vakte varıncaya kadar vardır. Mahsul, var olamayacağı yere gelince gidip var olabileceği yere gömülüp ekilir. Üst, alt olur; alt da üst.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Bir yerden, belirli merkezlerden&nbsp;</strong><strong>çok yere, her yere”&nbsp;</strong>yerine</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Çok yerden, her yerden&nbsp;</strong><strong>çok yere, her yere”</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">İnternet öncesi “bir yerden / belirli merkezlerden – çok yere / her yere” olan anlam, değer ve kural üretimi / dağıtımı / dolaşımı şimdilerde, yukarıda da söz ettiğim gibi, merkezlerin dağılmaya başlaması ile “çok yerden / her yerden – çok yere / her yere” şeklinde değişiyor. Ağ dolaşımı katmansız, merkezsiz ve doğrudan olduğu için ilk baştan itibaren ihtiyatla karşılanmıştır. İşin boyutu büyüdükçe de hiyerarşik yapılar için aleni bir tehdit olarak görülür. Hiç kuşkusuz, “en katmansız unsurun en katı yeniden katmanlılaşmayı getirdiği” durumlar da oluşabilir. Hele hele “katmansızlaşmadan, herkesin yararlanacağını düşünecek olursak [faşiştler, ırkçılar] bunun neyle sonuçlanacağını bilemeyiz” elbette.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Merkezlerin dağılışı</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Tıpkı ağ oluşumları olan pazarların içinde ortaya çıkan hiyerarşik, tekelci anti pazarlarda (kapitalist) olduğu gibi internet karşıtı kesimlerin hiyerarşik yapının kalıcılığı için çalışmalarında şaşılacak bir şey yok. Öngörülebilir bir karşı koyuştur bu. İçeriden ve dışarıdan enerji akışlarını kontrol etmeye çalışıyorlar işte. Ancak dünyanın herhangi bir yerinde yazılan bir şiir anında dolaşıma girip bir an’da hiçbir&nbsp;<strong>merkezî karar alıcı</strong>&nbsp;noktanın süzgecinden geçmeden her yere yayılabiliyor. Tabii, heterojen pırıltı, parıltı, ısınma ve ışınımlar “katmanlılaşmış” yapı için tehlikeli olduğundan ‘görüldüğü yerde ezilmeli’ anlamında kaçaklar, kaçıklar, çatlaklardır. Heterojenliği, tam olarak homojenliğin panzehiri olarak görmesem de dünyanın olduğu kadar örneğin şiirin de çeşitlenmesi anlamında bir çığlık olarak görüyorum. Deneysel yaklaşımları benimseyen şairlerle birlikte internet üzerinden şiir yayımlayanların var olan “katmanlılaşmış” yapının içinde, dışında akmaya çalışmalarını, çizgisel ilerlemeci şiir anlayışının uysallığı yanında çizgisel olmayan dinamiklerle hareket edenlerin dalgalanmalarını, sürüklenmelerini, geniş salınımlı gelgitlerini önemsiyorum. Nahif diye küçümsenen şiirlere çeşitlilik olarak bakıyorum. “Katmanlılaşmış” şiirsel birikimin hoş görmediği, küçümsediği şiirler bunlar, yok sayılan. Oysa varlar. İyi ki…</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Her şey dağılıyor,&nbsp;</strong><strong>merkez yerinde durmuyor”&nbsp;</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Merkezlerin çözülmeye, dağılmaya başlaması ile büyük adamların, büyük sanatçıların devri bitti.&nbsp;<strong><em>Şimdi herkes büyük adam, herkes kendi bütünselliği içinde büyük düşünür, büyük sanatçı.</em></strong>&nbsp;Güçlü bir ağ oluşumu söz konusu ve bu ağın herhangi bir noktasında yer alanlar arasında önemli ya da önemsiz ayrımı yapmazsınız. Yegâne şey dolaşımdır, akıştır. Şiir de bir dolaşımdır, bir akış… Önemli olan, şiirin dolaşımıdır, değiş tokuşudur ki ben sana bir şiir okuduğumda sen de bana bir şiir okursun, hobaa… Bir şiiri şiir katına yükselten bir akış var öyleyse, bir dolaşım, bir değiş tokuş. Akışı elinde tutanların sınırlı oluşu kuşkusuz akışın yönlendirilmesini, manipüle edilmesini kolaylaştırır. Böylece herkesin içinden geçmesi gereken kodlar oluşur. En basitinden iyi şiir – kötü şiir… Öyle değil mi: ‘şiir rahipliğine’ soyunan kimi şair ve dergi şiirin koruyucusu havasındalar, ama geçti onların pazarı. Hem&nbsp;<strong>özyapım</strong>&nbsp;hem de&nbsp;<strong>özyıkım</strong>’dır varoluş. Her an kendi şölenini kutlayıp her an kendi yasını tutan…&nbsp;<em>Komünist Manifesto</em>’daki şu ifade, söylemeye çalıştığım şeyi en yalın ve şiirsel şekilde söylüyor: “Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor.”</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Edebiyat dergileri arasındaki&nbsp;</strong><strong>rekabet ve manipülasyon</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Günümüzde birbirleriyle rekabet eden edebiyat dergilerinin birçoğunun “anti-pazar, tekel yapısı taşıdıklarını” söylemek mümkün.&nbsp;<em>Adam Sanat</em>&nbsp;ve onun devamı&nbsp;<em>Sözcükler</em>, diğer yandan&nbsp;<em>Varlık</em>,&nbsp;<em>Kitaplık</em>,&nbsp;<em>Yasak Meyve</em>,&nbsp;<em>Şiirden</em>,&nbsp;<em>Heves</em><strong>,&nbsp;</strong><em>Hece</em>&nbsp;gibi irili ufaklı dergiler arasındaki rekabet gerçek piyasa rekabeti olmayıp “yönetsel hiyerarşinin hâkim olduğu” bir rekabettir. Kendi yapıları uyarınca “bakış açısını rutinleştiren ve standartlaştıran” etkilerinin göz ardı edilemeyecek kadar belirgin olduğunu söylüyorum. Yani “akışın bir yerden çıkıp çok sayıda aboneye ulaşan bir dolaşım olmasından kaynaklanan homojenleştirici bir etkileri” olduğunu… “Bu tür bir akış (‘bir yerden birçok yere’), bu tür ‘dilsel ürünler’in az sayıda üreticisi, çok sayıda tüketicisi olmasını garanti altına alır.” Bunları söylüyorum çünkü&nbsp;<strong>denizsuyukâsesi</strong>&nbsp;adlı bir fanzin dergiyi 8 yıl çıkardım bir vakitler. Tanınmış tanınmamış birçok şair ve yazarla temasım oldu. İstisnaları olmakta birlikte çoğunluk; şiir, edebiyat değil, güç istiyor. Küçük ölçekli de olsa bir iktidarı olsun istiyor, sağa sola tıslayabileceği, ip çevirebileceği. İp çevirmeye yamuk bakarsan çeşit çeşit iktidar biçimleri görürsün. Oysa dosdoğru, olduğu gibi bakarsan eğlendiğin bir oyundur yalnızca.</p>



<p class="has-medium-font-size">“Katmanlılaşmayı” dağıtmaya yönelik “birçok yerden – birçok yere” dağıtım akışları mümkün gibi görünüyor artık. Bu nedenle bu tür dolaşım akışlarının “Yukarıdan gelen komutlarla değil, bir düşüncenin merkezi olmayan, büyük oranda tabandan gelen bir hareket” olarak tekelci dağıtıma seçenek oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bir belki gibi kırılgan ve kurşuni</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Heterojen çığlıkların bir açıklık çağrısı olduğunu düşünüyorum. Açıklık, seçim yapmaya davettir. Belki katılaşmış düşünce ve duygu dünyalarımızı yumuşatabilirler ve böylece daha şartsız, biçimsiz bakabiliriz dünyaya. Yakalanıp içinde dönüp durduğumuz, çırpınıp durduğumuz, debelenip durduğumuz girdaptan başımızı kaldırıp gürül gürül ve doludizgin nehre bakmaktan söz ediyorum. Başka bir dünyanın havasını koklamaktan… Kuantum fiziğinin öncülerinden Niels Bohr’un söylediği gibi, “her şeyin kabul olarak değil de soru olarak anlaşılması gerektiğinden”… Her ne kadar güç olsa da bu. Çünkü girdaplarla akış arasında muazzam bir gerilim vardır geçişleri zorlaştırıp (hata) imkânsızlaştıran. Burada belki de asıl sorulması gereken bir soru var: Dünya ve giderek evren, bize göründüğü gibi, birbirini dışarlayan, birbirine rakip, düşman şeylerin, nesnelerin, bedenlerin birbiriyle kapışma, kavga, mücadele sahası olabilir mi? Eğer kendini dünyadan ayrı, farklı bir varlık olarak görüyorsan öyle yapılıp edildiğin bir dünyayı uyurgezer bir şekilde, körlemesine yapıp ediyorsundur. Çünkü “Görmek, yapmaktır.”<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn4"><strong>[4]</strong></a>&nbsp;Çünkü gözlemci ile gözlemlediği şey ayrılmazcasına bir bütündür.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ah, evet dünya hakkında bir dünyayım. Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, yiyip içtiğim şeyler, nesneler, bedenler de dünya hakkında birer dünya… Öyleyse onlardan ayrı, farklı ve bağımsız olamam. İç içeyiz işte, aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız, aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Tek, biricik ve eşsiz paydamız bu. Bunun dışındaki her şey böler, ayırır, parçalar. Aha işte indirgendiğin, bağlandığın yerden de dünya birbirinden ayrı, uzak, farklı şeylerin, nesnelerin, bedenlerin, benlerin kapıştığı, savaştığı bir yer olarak görünür.</p>



<p class="has-medium-font-size">Hisseden ve hissetmeyen bütün varlıkları, bütün yönleri hurra, hurra, hurra diye selamlayarak bir kez daha çığıralım: “Görmek yapmaktır” ve görmekten daha kallavi bir eylem yoktur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><em>Bir de</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>flamingoların yavaş yavaş ama birlikte</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>tek parça bir bütün olarak havalandığı</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>yerden göğe bakalım</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>hepimiz gerçekten mutlu olabiliriz.</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>(</strong><em>Mühür</em>, Mart-Nisan 2009, sayı 24<strong>)</strong></p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref1"><strong>[1]</strong></a>&nbsp;<em>Komünist Manifesto</em>,&nbsp;<strong>Karl Marx</strong>,&nbsp;<strong>Friedrich Engels</strong>.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>&nbsp;Karmaşıklık, o sistemi daha önemli, ayrıcalıklı yapmaz, her şeye daha çok bağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>&nbsp;Manuel De Landa,&nbsp;<em>Çizgisel Olmayan Tarih</em>, Metis Y., İstanbul, 2006. bkz. s. 17, 18.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>&nbsp;David Bohm, kuantum mekaniği fizikçisi.</p>



<p class="has-medium-font-size"></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/">Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4387</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üvercinka / Ağustos 2020 / Sayı 70</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/uvercinka-agustos-2020-sayi-70/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/uvercinka-agustos-2020-sayi-70/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 05:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çilliplopom diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Olayı]]></category>
		<category><![CDATA[seyyit nezir]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önümüz arkamız aşk üstümüz başımız kuş.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/uvercinka-agustos-2020-sayi-70/">Üvercinka / Ağustos 2020 / Sayı 70</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/1596799744463_uvercinka-70.-facebook.jpg?w=717" alt="" class="wp-image-4382" /></figure>



<p class="has-text-align-left has-medium-font-size">Önümüz arkamız aşk </p>



<p class="has-medium-font-size">üstümüz başımız kuş.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/uvercinka-agustos-2020-sayi-70/">Üvercinka / Ağustos 2020 / Sayı 70</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/uvercinka-agustos-2020-sayi-70/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4381</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Moruk</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/02/12/moruk-2/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/02/12/moruk-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Feb 2020 16:41:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çilliplopom]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[I know]]></category>
		<category><![CDATA[meşk]]></category>
		<category><![CDATA[moruk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[ölümsüzlük hırkası]]></category>
		<category><![CDATA[Orson Welles]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kû soyundan Hülya Özel’e şiiri çok ağrıyan benden çilliplopom, çilliplopom. Ben moruğun teki, eyvallahkoruk olmanın ne olduğunu bilirim peki, sen bilir misin moruk ne demek[1] üzerinden ölümsüzlük hırkanı çıkardın mı eni sonu olacak bubir kara deliğe doğru sürükleniyorsundur doğarken nasıl bir kara delikten geçip geldiysen buraya, öyle. Doğmak ölümcül bir şeyse ölmek de bir o [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/02/12/moruk-2/">Moruk</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/02/moruk-.jpg" alt="" class="wp-image-3948" width="641" height="897" /></figure>



<p><em>Kû soyundan Hülya Özel’e</em></p>



<p><em>şiiri çok ağrıyan benden</em></p>



<p><em>çilliplopom, çilliplopom.</em></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Ben moruğun teki, eyvallah<br>koruk olmanın ne olduğunu bilirim</p>



<p>peki, sen bilir misin moruk ne demek<a href="#_ftn1">[1]</a></p>



<p>üzerinden <em>ölümsüzlük hırkanı</em> çıkardın mı</p>



<p>eni sonu olacak bu<br>bir kara deliğe doğru sürükleniyorsundur</p>



<p>doğarken nasıl bir kara delikten geçip geldiysen buraya, öyle.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Doğmak ölümcül bir şeyse</p>



<p>ölmek de bir o kadar doğumcul bir şeydir</p>



<p>ufuk çizgisini geçip geçip <em>yersizyurtsuzlaşırız</em> Hülya<br>hiçi getirdim sana</p>



<p>şartsız, biçimsiz ve zamansız o içi.</p>



<p><br></p>



<p>Meşk halinden aşk haline</p>



<p>aşk halinden kuş haline geçtim de geldim sana</p>



<p>Kandisky’den içinde sevişebileceğimiz düş yuvaları getirdim</p>



<p>huyum sürsün</p>



<p>akşamları iki kadeh rakı</p>



<p>şuuraltımdan çıkıp, kendimden çıkıp</p>



<p>hilesiz, çırılçıplak cümle mahlukata yürüdüğüm</p>



<p>da da, müdafaa edilesi sathı getirdim</p>



<p>yarın diye bir şey olmasa nasıl uçardı kuşlar</p>



<p>yağmur yağar mıydı hiç.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Mustafa Kemal sürüyor topu, bak<br>bir çalım, bir çalım daha</p>



<p>şiirlemesine kaleye gidiyor<br>aha işte çaktı çakacak<br>aha işte verkaça girişmiş dağlar ile kuşlar ile</p>



<p>devrim koşuları yapıyor ileriye, ileriye</p>



<p>laik olduğumuzu düşünüyor</p>



<p>dünya değişmiyorsa bil ki kendini devirmeye hazır olmayışımızdandır<br>aha işte derinlemesine paslar atıyor önümüze hayat<br>al da at diyor</p>



<p>at da al<br>yoksa ayıp olacak toprağa, taşa, sarıasma kuşuna<br>lamı cimi yok birlikte havalanacağız, hep birlikte</p>



<p>hakkını vereceğiz kuş olmanın</p>



<p>hakkını çiçek olmanın</p>



<p>hakkını geleceğin<br>o lela, o lela&nbsp;<br>göz hizasındayım yıldızların</p>



<p>bana ne demokrasiden</p>



<p>bana ne fetvalardan</p>



<p>bana ne sayıklamalardan.<br><br></p>



<p></p>



<p>Bir solucan deliği bulunur elbet</p>



<p>inanırım böyle şeylere</p>



<p>hep geçitlere rastlamaz mıyız zaten</p>



<p>dehlizlere, kaçış çizgilerine</p>



<p>bir de bakmışın pırrrr</p>



<p>emekçiler her zaman haklıdır</p>



<p>hayat haklıdır, dereler haklıdır.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Devirip devirip kendimi hallerden hallere seken biriyim ben</p>



<p>yapıp ettiklerimin döküldüğü bir umman var beni yapıp eden</p>



<p>oluş yanımı getirdim sana, hınca hınç direniş yanımı</p>



<p>içeriyi dışarılayıp dışarıyı içerleyerek</p>



<p>var’ı, oy, oy</p>



<p>tersinden bakarsan yok’u getirdim</p>



<p>içinin, ta içinin dışavurumudur dünya.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Kuşun teki ötse dertli dertli</p>



<p>en yakın şiirde kalbimi tamamlayıp<br>peşinden giderim ben</p>



<p>kavgada en önde yer almak isterim hep</p>



<p>yürür pazularıma çağların öfkesi hışımla</p>



<p>içimde ısıl bir hayvan binlerce yıldır<br>fena yumruk atar</p>



<p>fena hayal eder</p>



<p>çok fena sorgularım tanrıyı.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Hey beni gidi beni<br>düşmüşse insan, düşmüşse kerkenez, ters dönmüşsek<br>kaldırır yıldızlar kere öpüp</p>



<p>önce başımın üstüne<br>sonra şiire koyarım<br>nimettir çünkü.&nbsp;</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Ne kadar ihtimalsizsek o kadar iyi, o kadar kuş, o kadar çocuk</p>



<p>ileriye fırlayacak durumda olmayan gerilir mi hiç</p>



<p>yaylanmadan oklanamaz</p>



<p>oklanmadan yaylanamazsın Hülya</p>



<p>hey gelincik, hey sümbülteber, cancağızım</p>



<p>hayatın ilk sırası devrimcilere</p>



<p>kendi kendine, kendini kündeye getirenlere aittir</p>



<p>o özü getirdim sana.<br><br></p>



<p>Muhtaç olduğun kudret, muhtaç olduğun şiir, muhtaç olduğun aşk</p>



<p>sokaklardaki asil direnişinde mevcuttur!</p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p>Üvercinka, Temmuz 2017, Sayı 33.</p>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> Orson Welles &#8211; I know what it is to be young.</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-rich wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="youtube-embed" data-video_id="QDnXEllpelQ"><iframe loading="lazy" title="Orson Welles - I Know What It is To Be Young - 1984" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/QDnXEllpelQ?feature=oembed&#038;enablejsapi=1&#038;enablejsapi=1" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/02/12/moruk-2/">Moruk</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/02/12/moruk-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3947</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şöyle kalp irisi bir mana taneciği bulabilir miyim diye eşelendiğimdir</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/12/21/soyle-kalp-irisi-bir-mana-tanecigi-bulabilir-miyim-diye-eselendigimdir-2/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/12/21/soyle-kalp-irisi-bir-mana-tanecigi-bulabilir-miyim-diye-eselendigimdir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2019 16:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aralık 2019]]></category>
		<category><![CDATA[atomlar]]></category>
		<category><![CDATA[döş]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya hakkında bir dünya]]></category>
		<category><![CDATA[fraktal]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[Kertenkele]]></category>
		<category><![CDATA[kuark]]></category>
		<category><![CDATA[lodos]]></category>
		<category><![CDATA[moleküller]]></category>
		<category><![CDATA[Sagittarius]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer AydoğduKasım 2019, Mutlubaharlarevi, İzmir Hayır, kendilerini daha büyük bir ben atomlara açan kutlu bir halktır kuarklaratomlar geri mi kalır hiç, hayırgüzel atlarına atlayıp moleküllere katılırlarhayır, etrafında gördüğün her şeyin yapım ve tamir işinde çalışıyor moleküllerhayır, şu lodosşu taşın başında güneşlenen kertenkeleşu kokusunu içine çektiğin döşavuçladığın toprakişittiğin haykırışlardünya hakkında birer dünyadırhayır, güneş sistemi hakkında bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/21/soyle-kalp-irisi-bir-mana-tanecigi-bulabilir-miyim-diye-eselendigimdir-2/">Şöyle kalp irisi bir mana taneciği bulabilir miyim diye eşelendiğimdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/12/yeni-resim-7-1.png?w=559" alt="" class="wp-image-3714" width="419" height="716" /></figure>



<p class="has-normal-font-size">Uluer Aydoğdu<br>Kasım 2019, Mutlubaharlarevi, İzmir</p>



<p class="has-medium-font-size">Hayır, kendilerini daha büyük bir ben atomlara açan kutlu bir halktır kuarklar<br>atomlar geri mi kalır hiç, hayır<br>güzel atlarına atlayıp moleküllere katılırlar<br>hayır, etrafında gördüğün her şeyin yapım ve tamir işinde çalışıyor moleküller<br>hayır, şu lodos<br>şu taşın başında güneşlenen kertenkele<br>şu kokusunu içine çektiğin döş<br>avuçladığın toprak<br>işittiğin haykırışlar<br>dünya hakkında birer dünyadır<br>hayır, güneş sistemi hakkında bir sistemdir dünya<br>hayır, Samanyolu Gökadası hakkında bir adadır güneş sistemi<br>hayır, mehtaplı gecelerde hissedersin bazen<br>Sagittarius adlı kara delik hakkında bir deliktir Samanyolu Gökadası.<br></p>



<p class="has-medium-font-size">Hayır, evrenin içinde daha küçük evrenler var<br>hayır, bu küçük evrenlerin içinde daha küçükleri<br>hayır, sonsuza kadar sürüyor bu birbirini içeriye alıp alıp bütünleme süreci.<br></p>



<p class="has-medium-font-size">Evren, kendine benzer abicim.</p>



<p>Üvercinka, Aralık 2019, Sayı 62.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/21/soyle-kalp-irisi-bir-mana-tanecigi-bulabilir-miyim-diye-eselendigimdir-2/">Şöyle kalp irisi bir mana taneciği bulabilir miyim diye eşelendiğimdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/12/21/soyle-kalp-irisi-bir-mana-tanecigi-bulabilir-miyim-diye-eselendigimdir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3710</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
