Ağlarım şimdi ben balinalar gibi hiçin hiçin

Varlığın yokluğundan

yokluğun varlığından dem alıp

büyü alıp, sancak

kendi kendime, kendimi yaratmalara giriştim

durmayarak duruyor işte kuşlar

burada kalmayarak burada kalıyor madde

yegane şiirdir pırrr

onların esirgeyen

onların bağışlayan teşrifatçılığıyla

kalbi olan kutlu bir yola burkuldum.

Kadim bir ayettir

kalbi varsa yolun yürü git

gerisini merak etme sen

kalp verip gönül alıp

şelaleyi sezince titreyip ürperen suyun hissettiğine gittim

daha büyük şiirlere açılma çayırına

kendi canına kıyıp kıyıp kendini yaratma otlağına

evcil düşmektense

yitip gitmeyi göze alan Neandertallerdir benim atalarım.

Abisi uyan

seni bal vermez arı, uyan

kâfidir ulan, kâfi 

Cehennemde Bir Mevsim’de debelenip durdun onca zaman

şimdi ayrılmanın vakti sığ sulardan

kibirli, buyurgan sulardan

hadi marş, marş, uyan

çapağını, merteğini Erciyes’in karlarıyla yunarsın, olmaz mı

kurulanırsın Çömlekçi’deki güneşle

varoluşa dönüyoruz abisi, uyan

varoluş yolları taşlı

varoluş yolları aşklı

diye çağırıp duruyordu hülyalı bir rüzgar, oy

o çıkardı beni baştan

gidip teslim oldum harman yerine

öyle abdal, öyle üryan

mevcudiyetten sürgünlüğün neresinden dönülürse şiirdir

harman ola, harman ola, harman.

Ölü diriliyor gözlerinin önünde, bak

Nisan’ı karşı konulmaz kılan bir şiire çalıştın çünkü kışın

kaçış çizgileri biriktirdin

sonra küçük bir büyük patlama

big bang

big bang

yokken, birdenbire var.

Ulu bir erdi Rimbaud

varmağla bitmeğle işi olmayan

fru fru eden yıldızların etrafında dönende

Habeşistan diye doludizgin atına atlayıp varoluşa açılanda.

Ağlarım şimdi ben balinalar gibi hiçin hiçin.

Kaostan düzen doğar

Frijot Capra’nın Fiziğin Tao’su (Fritjof Capra, Türkçesi: Kaan H. Ökten, Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı.  Atom altı parçacıkların dansını Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeten Capra’nın, öncesinde yazdığı Şiva‘nın Raksı, adlı makalesinden çıkmıştır bu kitap (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, Türkçesi: Mustafa Armağan, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992). Dansla kaos arasında doğrudan bir ilişki kurulabilir mi bilmiyorum ama Prigogine’den yola çıkarak dengedeyken kör olan maddenin uzak dengede uyanıp yakın / uzak çevresiyle dayanışmalara, işbirliğine giriştiğini biliyoruz. Ve burada bir düzen kırılması söz konusudur. Dengedeyken gerilen düzen büyük bir patlamayla (Big Bang) yayılıp dağılmaya başlar ki bu duruma uzak denge ya da kaos deriz.  

Diğer yandan Kaostan Düzene’de Weber, Prigogine’ye “Şimdi bilim, Şiva’nın dansıyla sembolize edilebilir mi?”, diye sorar. Prigogine, “Evet, Hintli bir arkadaşımdan, Şiva’nın bir elinde bir müzik aletini, bir davulu; diğerinde ise bir alevi tuttuğunu duymuştum. Alev, yok etme; davul ise yaratmadır. Ruh, hem yok etmeyi hem de yaratmayı birleştiriyor”, diye cevap verir. Weber’in, Lama Goinda gibi Budist bilim insanlarından aktardığı üzere “… Şiva’nın dönüştürmeci kozmolojideki dinamik prensip olarak algılanmasıyla” Prigogine ve Stengers’in “kaostan düzen doğar” şeklindeki yaratıcı kâinatının birbirinden çok da uzak olmadığını söylemek mümkün.

Valery’nin dediği gibi “zaman inşadır”. Burada ilginç bir bilgi verebiliriz: Doğumları, yani inşaları uzun süren şeylerin ölümleri de uzun sürer. Bu şeyler görece olarak katı, sert ve hareketsiz görünen şeylerdir. Bir başka deyişle düzenli, dengede şeylerden, nesnelerden, bedenlerden söz ediyoruz. Örneğin dağlar, kayalıklar. Ancak dışın dışın olmasa da için için gıvışdayıp raks ettiklerini söyleyebiliriz. Şunu söylemeye çalışıyorum: Düzen ile kaos iç içedir. Mutlak, yüzde yüz bir düzen olmadığı gibi mutlak, yüzde yüz kaos da yoktur. Mutlak bir denge, yüzde yüz bir denge olsaydı hiçbir şey olmazdı, olmazdım, olmazdınız. Düzen kaosa bükülürken kaostan da düzen doğar. Şu anda kendi bedenlerimiz dahil etrafımızda gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, kokusunu içine çekip yediğimiz içtiğimiz her şey, her nesne dengedeyken gerilen enerjinin devasa bir tazyikle boşalıp yayılmasının, dağılmasının ürünü. Yukarıda demiştik Big Bang (Büyük Patlama) diye. Böyle denmesinin nedeni baştaki tazyikin şiddetinden dolayı. Değilse patlayan bir şey falan yok. Belki, ‘baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın’ dersem daha iyi anlaşılır. Ah, evet “ayların en zalimi” bu yüzden “Nisan”dır. Bana ne diyemezsin! Uyanıp ayağa kalkar, yani dirilirsin. Aha işte küçük bir büyük patlama.      

Parsifal’da ne deniyordu: “Zaman, burada uzaylaşıyor”.