At, avrat, silah

Uluer Aydoğdu

-Hayat kitabından, kuşlu, çiçekli-

A
Çok uzaklardanım
hemen sol yanınızdaki rüya denizinden
şimdi, burada gürleşen kalp ormanından
dik durmanın biliminden, gülhatmilerin ilminden
başkaldırışlarım var
tutan, koparan, seven ellerim
ben giderim, onlar gider kadınlarım
kalbim var dünyanın ağrıyan yeri
otlara yaklaşıp kuşlarla eşitlenmek rakıdan bile güzel
aşk, hayata yaklaşma istikametim
aşk, rüzgârlardan ağaçlara akan şefkat
aşk, ayaklarımı tırtıklayan balıklar
ellerimi uzatmışım ya her ritme
işim budur
karıncanın su içtiği yere bakarım gece gündüz
Hülya’ya
dikkatlice bakarsanız
hayata doğumuna bağlı
titreşen bir ışık sicimi olduğumu görürsünüz
hele dokunmaya görün
kuş doğup kuş ölen
kadınlar büyütür insanı orta yerinden.

B
Anahtarmış sözcükler
çiçeklerin içinde neler varmış neler
hani şu canım sardunyanın içinde
Karşıyaka’lar, uçurtmalar, hey
şebboyların salınışında yaşadığını biliyorum
şu martının içinde, ormanın bilinçaltında
işim budur
eşyanın iç taraflarına akın üzerine akın düzenlerim ben
gördüm: çok büyük küçüklerin içinde pek küçük büyükler var
bazen memelerinin civarında volta atarım
bazen ağzının kenarında
aşkın içi sensizlikten kan ağlar bazen
geleceğe yollanırım bakalım orda mısın diye
hallerden hallere sekmektir işim
ben balığım
hemen şuramda
denizde yaşarım, kaburgalarımın altında
hoplayınca bir kadın
türkü söylerim ben
akşam olup çıkınca ay
rakı içerim
Zerdüşt’ün ateşten gemisiyim
bir salyangozun çatı katında yaşıyorum belki de
şiirin yamacında, haziranın ortasında, iki bin on ikide.
ulu Atayus’un refakatinde -teşrifatçıdır o
çiçek oluşuyorsam ne olmuş yani
otobanların ve bu otobanlarda
vızır vızır işleyen küheylanların olduğunu söylüyorsam uzayda
kendime kaçış çizgisi arıyorum belki de
bir kaplanda toplanacağım sonra
zebraları gözleyeceğim iştahla.

C
Rüzgâr, “oluş”
“her şeye varım” diyor vakit
nar, zeytin, kekik taşıyor kervanlar
“sen bana bir adım at hele
ben sana şerbet olurum”, diyor
ağzının kenarındaki gülümseme
aşk çekimi bu
orman çekimi, kuş
gözlerin uzayı bükmüş
gözlerin elmayı yuvarlacık yapmış
boy bos vermiş gelinciğe gözlerin
dönüp duruyorum orada, şiirlikarınca’da
uzanıp geri çekiliyor
geri çekilip uzanıyorsun
paralel bir evrenden sıçrayıp, ölümcül, ağzımı öpüyorsun
şapırtılar, dalgalar, inip kalkışı bir çekicin.

Öpüşmelerimiz mi, bilmiyorum
Kilimanjaro’nun karlarıyla ilgilidir belki de
Nevşehir’de dua eden kadının dudak kıvrımlarıyla
kim bilir, belki çuha çiçekleri de çalışmıştır bu işte
güneş, yağmurlar
nardır her biri, gökyüzü eşrafından yıldızlar
tabii, unutmamak lazım o otobüsü de
doğumla ölüm arasında aheste beste işleyen
annemin yamacındaki rüzgârın yerine nefesin
ellerindeyim, az düşün bunu kuzum
zarız, za(a)r
dünya oyun masamız.

Ankara’danım, limon ağacının altındaki serinlikten
Erciyes’e kadar gidebiliriz, oradaki çakıl taşlarından
aşkın kanunundan, ağacın ahlakından
atım da var, avradım da, silahım
ülkeme yan bakanın
işim budur
rüzgâr satın alıp büyücü kadınlardan
size satarım üç düğümlü torba içinde
ilk düğümü çözdüğünüzde
incecikten bir esinti çıkar
eser Hülya, Hülya diye
ikinci düğümde basbayağı bir küheylan
dayanın, geliyor beş yüz atlı basbayağı
karlı kayın ormanında bir mevsim bu
bir oyun, bir tragedya, bir Oğuz Atay diyaloğu
biliyorum, üçüncü düğümde Olric çıkacak karşınıza
iyi biliyorum, burası sıçrama diyarı
aşkın sapağına, uğur böceğinin yanına, huzur ağacının
gölgesine.

Kalbim, kâh yeryüzü felsefesi kâh gökyüzü
kalbim, içinde cenk hikâyeleri geçen vodvil
kalbim, ardında bamsı kişnemeler bırakan tay
sen bana bir hisar verdin
ben sana Eminönü üstü Galata.

Amor fati, hayatımı bir borç bilirim
ülkeme, sana ve ille de kedilere.

(Yeryüzü Yeniği, Zımba Kitap, Bursa, 2013.)