Denizsuyukâsesi-YAZ 2019 SAYI 48-Yangında Samimi Yüzler-İbrahim Yıldız

 https://www.theartteller.com/ 

Gernika, 26 Nisan 1937 yılında, İspanya İç Savaşı sırasında, havadan yaklaşık kırk ton bomba ile yerle bir edilen, binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir Bask kasabasıdır.


Gernika’nın Bombalanması: 
Francisco Franco’nun müttefikleri Nazi Alman Luftwaffe’nin Condor Legion’u ve Faşist İtalyan Aviazione Legionaria’nın “Rügen Operasyonu” adı altında yapılmıştır. Bombardıman, özellikle sivilleri hedef alan yeni bir hava savaş şekli, hiçbir askeri önemi olmayan sivil bir hedef olması gibi dünya medyasında bir çok spekülasyon yaratmıştır. Gernika’nın asıl önemi, hangi milletten bireyleri barındırdığında, gerçekte nasıl bir coğrafya ya da hedef olduğunda, askeri açıdan öneminin olup olmadığında ya da bu saldırı sonrası ne kadar sivil kaybı verdiğinde değildir. Öne sürülen iddiaların, tartışmalarının ötesinde, hiç dile getirilmemiş soykırımların, gasp edilmiş onca yitik yaşamların, tonlarca bombalarla dümdüz edilmiş onca şehirlerin, onca coğrafyanın arasında küçük bir Bask kasabası, savaşın yıkımının sembolü haline gelmiştir. Dikkate alınması gereken en ince nokta da burasıdır. 1937 yılından bu güne yepyeni savaşlar, yıkımlar tasarlanıp canlar, mallar gasp edilirken yapılan bu zorbalıkların karşısında sadece bir sembol olarak Guernica resmi tek başına durmaktadır. Yarattığı etkinin arkasında yatan en ince sebep belki de bu direniş nosyonudur. Nitekim sanatın ve sanatçının böylesine zorbalıklar karşısında sergilediği duruş insanlık tarihinin her bir satırında okunabilir.

Aşağıda Paul Eluard’ın Gernika’nın Zaferi adlı şiiri bulunmaktadır. Bu şiir 1938 yılında bombardımandan bir yıl sonra yazılmıştır. Benim şiire rastlamam 2006 yılına denk düşer. Uzun süren arayışlarıma rağmen bu güzel anlatının Türkçesine maalesef rastlayamadım. İşte bu nedenle kendim çevirmeye karar verdim. Bu benim için naçizane ilk şiir çevirisi denemesidir. Okuyucunun bunu da dikkate almasını rica eder, insanlığın haklı çıkacağı günlerin gelmesini dilerim.

İbrahim Yıldız, Ağustos 2019

Gernika’nın Zaferi

I
Nadide diyarları barakaların, ağılların, ahırların
Gecenin ve tarlaların

II
Yangında samimi yüzler, samimi yüzler soğukta
Bastırılmış, tekmelenmiş, küçültülmüş
Hatta karanlıkta tutulan

III
Herhangi bir yüze uygun dostane yüzler
İşte üzerinize çakılı bir hiçlik
Ölümünüz sonrakilere kıssadan hisse

IV
Ölümün kalbi yıkık, ölümün kalbi bitik

V
Bedel ödettirdiler ekmek için sana
Gök kubbe, toprak ve su ve uyku
Sefalet için hatta
Ve hatta kendi canınla

VI
Aklın peşindeyiz dediler
Delilik hükmettiler esas güçlüleri
Bölük pörçük sadaka verildi iki kuruşluk göstermelik
Cesetleri selamladılar sözüm ona
kendilerini bezediler nezaket naralarına

VII
nasıl bizden olabilirler ki inanmıyorlar abarttıklarına

VIII
Kadın ve çocukların gözlerinde aynı lal-ü mercan
O tahir gözlerde
Baharın taze yaprakları ve ak süt
Ve zaman

IX
Kadın ve çocukların gözlerinde aynı lal-ü mercan
Erkekler de koruyucuları bu kıymetlinin

X
Kadın ve çocukların gözlerinde aynı kırmızı güller
Her biri kanlarının göstergesidir yok yere akan

XI
Korku ve cesaret
Yaşamak ve ölmek için
Ölüm oldukça zor ve oldukça basit oldukça net

XII
Türküler yakıldı bu hazinelerin erkeklerine
Ve kirletildi erkekleri bu kıymetlinin

XIII
Çaresizlik için has erkekler
Umudun canlandırıcı has ateşini besler
Gelin birlikte açalım son tomurcuğunu geleceğin

XIV
Dünya ve iğrençliğe karşı ölümüne bahse girelim
Düşmanlarımızın varsa renkleri
Bizim de tekdüze gecemiz örneğin
Gün gelecek haklılığımız ortaya çıkacak elbet.

Paul Eluard, Cours naturel, 1938, (çev. theartteller)

İbrahim Yıldız

 https://www.theartteller.com/hakkimda/ 

İbrahim Yıldız, 1984 yılında Gaziantep’te doğdu. 2002’de ilköğretim ve orta öğretimi bu ilde tamamladı. 2008 yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Öğretmenliği Resim Ana Sanat Programında, lisans öğrenimini, 2013 yılında ise aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Ana Bilim Dalında Yüksek Lisans öğrenimini tamamladı. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat Dalı Sanatta Yeterlik Programında öğrenimine devam etmektedir. 2012 yılından bu yana Gaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Daha samimi bir dille anlatmak gerekirse;

1984 yılında Gaziantep’in köhne bir mahallesinde, bir banyoda bir leğenin içine doğdum.  Henüz kundaktayken havaya atıldım, havada yakalandım. İki yaşlarımda koyunlara, ahırlara, üç yaşlarımda bitkilere, otlara ve beş yaşlarımda böceklere merak saldım. Zira, çok zamanlar bir böcek peşine takılıp kaybolmuşluğum vardır. Altı yaşlarımda, bir kamyon dolusu asker, beni başı boş gezerken bulup evime teslim etmiş mesela -hala köyün yaşlıları söyler durur- daha o yaşlarda, o kaçış ve kayboluşlarımda, kendi başıma düşünmeyi sevdim. Yedi yaşlarımda, aşıdan korktuğum için dağa kaçtım, ama aşıdan kaçamadım. Çünkü ertesi gün yine gelmişlerdi aşı yapmaya.

Sekiz yaşlarımda, ilk defa ölümü gördüm ve sonraki yaşlarımda da. Dokuz yaşımda, ancak okumayı kavradım, on yaşlarımda ilk şiirimi yazdım; “bir ağaç hakkında”.  On bir yaşlarımda köyümden ayrıldım, doğumumdan sonraki üçüncü “kopuş” da böyle gerçekleşti sanırım. On ikimde, ilk defa sınıfta kaldım. On üçümde, ilk platonik aşkıma mektup ve şiir yazdım, ertesi gün bir kızdan ilk tokadı da aynı yaşta yedim. Ama yazmaktan, sevmekten hiç vazgeçmedim. Bundan olsa gerek, sonraları yazmaya, çizmeye, müziğe merak saldım, pek konuşmazdım. On dördümde, kapıda kaldım. Çokça kaldım. On sekizlerimde gitar çaldım, sahne aldım, çoğu kafeye, çoğu bara gittim, ilk biramı da o zaman içtim.

Yirmi yaşımda üniversiteyi kazandım, ilk defa şehirler arası otobüse bindim, yaşadığım şehri ilk kez terk ettim. İlk defa denizi görüşüm de yine yirmili yaşlarıma denk düşer. Gördüğüm şeyin deniz olduğunu anlamamın on yılımı alması; görmeme yardım edecek kimsenin olmamasıydı aslında. “Diego’nun babası Santiago Kovadloff gibi mesela”. Yirmi sekiz yaşımda akademisyenliğe başladım, otuzlarımda çok kolay inandım, çok kolay sevdim, çok kolaydı her şey. Çokça kazık yedim. Otuz beşimde babamı kaybettim, toprağa koca bir çınar ektim. Artık kökleri doğduğum toprakta. Zira, Köy Enstitülerinin son tohumlarındandı. Zihnimde verdiği öğütler yankılanır durur…