Kuş gibi kanat çırpıp kuş gibi şakıyor, yani kuş gibi davranıyorsa hayattır o

Bozunup (bozulma değil) gidiyorsun, savrulup gidiyorsun, dağılıp gidiyorsun. İlk ve son kez oluşup yok oluyor, yok olup oluşuyorsun. Bir an sürüyor bu. Hiç de kısa bir süre değildir an. Düz, doğrusal, çizgisel (linear) bakarsan yıllar, yıllar. Hiç de uzun bir süre değil bu.

Bütünsel (total) bir şey, an. Ondan kopup düz, doğrusal, çizgisel (linear) bir yola hapsetmişiz kendimizi. İlkel’den modernliğe, uygarlığa doğru gelişiyoruz diye, böyle bir sanrıyla, nevrozla bütünsel (total) olandan kopmanın, yani evcil/esir düşmenin tarihidir tarihimiz.

Aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Aha mahsul, tohum; tohum, mahsul oluyor. Üstalt oluş bu, altüst.Dirim, ölümün; ölüm, dirimin annesi, doğurgan rahmi, mutlak, yüzde yüz olmayan iki uğrak yerinden söz ediyorum. Harman ola, harman ola, harman.

Harman yeri, harman olan ve harman eden ayrılmazcasına bütündür. #Selforganization

Kendi canına kıyıp (yerel ve kurgu benimin) kendini yaratma içgüdüm işbaşında. Ölümcül olduğu kadar doğumcul çalımlarla. Benim gülümcül varoluş sevgim budur işte.

Dünya hakkında bir dünyasın

Yapılıp edildiğin dünyayı (hem insanbiçimsel gerçeklik hem de eko-sistem anlamında) yapıp ediyorsun. Dünya, bileşenler arasındaki etkileşimler, ilişkiler ve deneyimler toplamı bir yumak. Damlaya damlaya göl değil daha büyük bir damla oluyor. Yağmur yukarıdan değil aşağıdan yağıyor. Dünya bir bileşen, sen hakkında bir sen.

“Sen meleksin. Şefkat göster bana” *

“Sen meleksin. Şefkat göster bana.” Şimdi hatırladım. Usta yönetmen John Huston’un Malta Şahini adlı filminden zihnime yerleşmiş bir replik. Zihin bir kap gibidir, neyle dolmuşsa, doldurulmuşsa onu yansıtır sahneye/perdeye/bilince. Göz bunu görür. Devre kapanır. Ben denilen şey işte zihinsel bir düzenlemedir.

* https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Malta_%C5%9Eahini_(film,_1941)

Günlük – 23 Ocak 2020, Perşembe – Kuarklara varıp sormalı / hayat ne iştir kuzum diye

Sıcaklık eksilerde. Kahvemi, Hülya’lı kızın yaptığı kara dut votkasını, hünnap ve kurutulmuş erikleri alıp orta kata çıktım. Cumbada yerimi aldım. Werner Heisenberg’in kült kitabı Fizik ve Felsefe‘ye göz atıyorum. Fıçıdan sehpanın üzerinde başka kitaplar da var. Yaşantının Politikası, Bölünmüş Benlik (R. D. Laing), Yeni Bir Düşünce (F. Capra), Hiç İçin Metinler (Samuel Beckett), Holografik Evren (M. Talbot), Kuantum Nietzsche (William Plank), Wabi-Sabi (L. Koren), Ruj Lekesi (G. Marcus)… Yıllardır böyle yaşamaya alışmışım. Kendimi, dünyayı, evreni anlayıp bilmeye çalışıyorum. Böyle iyiyim, böyle çok iyiyim lemurların arasında.

Nevyork’ta, Basmahane’de ve Kordoba’da
barut mu, aha işte kalbimiz
dişlenmiştir
oradan fışkırır Leyla
beyaz badanalı ahlak, oradan
pembe panjurlu dirim, oradan
ben aşım deyü, ben suyum deyü…

Günlük – 19 Ocak 2020, Pazar – Zihindar ve Hükümdar’ın ötesinde Şuurdar oturur

Ben diyeyim milyarıncı siz deyin trilyonuncu nesil son derece karmaşık, son derece yoğun, son derece dinamik bir şey, bir nesne, bir beden (dünya hakkında bir dünya) vasıtasıyla oluşmuş, anbean yeniden, yeniden oluşan bir etkileşimler, ilişkiler, deneyimler yumağıyım. Ben denilen şeyden söz ediyorum. Tabii arka planında kallavi bir tarih, kallavi bir coğrafya baskısıyla birlikte anti-doğa kültürel bir kibir, buyurganlık, zorbalık ve cehalet var. Bir itilmişlik, format atılma, şartlı, biçimli ve zamanlı hale getirilme… Evcil/esir düşürülme… Fiziksel gerçekliğe uymayan zihinsel bir düzenleme de diyebiliriz buna. Başka bir söyleyişle uzay-zamanın ortasında bu tümsekte (dünya) kendimizi hükümdar sanıyoruz ama aslında bir Zihindar’ın (zihinselliğin) yansımasından başka bir şey değil ben dediğimiz şey. Yani Hükümdar, Zihindar’ın tezahürü, emir eri, tetikçisi… Dolayısıyla Zihindar da Hükümdar’ın uzantısı.

Zihin bir kap gibidir. Neyle dolarsa, doldurulursa onu sahneye yansıtır. Zihinlerimizin öyle ya da böyle, bir şekilde doldurulduğundan söz ediyorum. Kendi doğal haline bırakılsa belki bugün olmazsa olmaz dedeğimiz alet edavatımız olmayacaktı ancak yapılıp edildiğimiz insanbiçimsel gerçekliği, dünyayı, sistemi kör ve uyurgezer bir şekilde yapıp ediyor da olmayacaktık. Böyle bir dünya nasıl olurdu, neye benzerdi bilmiyorum, ama bildiğim nizam verilmek üzere bir nizamiyeden geçirildiğimiz… Bir çerçeveye, şablona sokulma/sokma operasyonudur bu. Özellikle de son on-on iki bin yıldır, Neolitik (Tarım) Devrim dediğimiz kalkışmadan bu yana devam eden bir adam etme, sözde ilkelden (ilk eldir o) modernliğe, uygarlığa doğru giden bir yola sokma operasyonu… Bu yol tamamen zihinsel bir kurgudur. Tamam, gerçektir, gerçek olmasına ama hayalidir. Yanılsamadır. Diyeceğim böyle bir yol yok. Uygun adım marş, marş yürütülüyoruz yalnızca. Bütünden uzaklaşmanın, bütünsel (total) olandan koparılmanın tarihidir uygarlık tarihi… Evcileştirilip esir düşürülmenin. Hadım edilmenin, sıkı sıkı kundaklanıp ilkel’den modernliğe doğru bir yola şartlandırılmanın. İlerliyoruz, gelişiyoruz yanılsamasıyla kendi aklı, bilinci, içgüdüleri olan bedenin aklının, bilincinin, içgüdülerinin alınıp güdükleştirilerek savunmasız bırakılışı… Yerine bir zihinselliğin, Zihindar’ın tezahürü sözde Hükümdar ‘ben’ denilen hayali ve kurgusal bir şeyin koyuluşu… Narkoz altında (ilerleme, gelişme, büyüme) essah organların çıkarılıp yerine din, millet, mit, insanbiçimsel anlam, değer ve kurallar, kültür, gelenek ve görnekler gibi hayali ve kurgusal şeylerin koyulmasından söz ediyorum. Zihinsel bir gerçekliğin, dünyanın, sistemin öyle ya da böyle köleleri yapılışımızdan.

Şu an olmakta olan tam da budur. Fiziksel gerçekliğe uyman zihinsel bir gerçekliğin büyümesini, gelişmesini sağlamaktan başka bir varlığımız yok. Yani var değiliz. Daha doğrusu var, ama yok; yok, ama var bir boyutta dönüp duruyor, debelenip duruyor, çırpınıp duruyoruz.

Bir girdap bu. İçeriden ve dışarıdan enerji akışlarının olmadığı kapalı bir kap. İlmeği olduğumuz ağ. Kapan. Tuzak. Yapılıp edildiğimiz gerçekliği, dünyayı, sistemi, bütünü yapıp ettiğimizin farkına varıp bunu kabul edinceye kadar Zihindar’ın birer uzvu ama sözde Hükümdar’lar olarak kör ve uyurgezer bir şekilde bu döngüde dönüp duracağız.

Ah, evet Zihindar ve Hükümdar’ın ötesinde Şuurdar oturur.

Ağlarım şimdi ben balinalar gibi hiçin hiçin

Varlığın yokluğundan

yokluğun varlığından dem alıp

büyü alıp, sancak

kendi kendime, kendimi yaratmalara giriştim

durmayarak duruyor işte kuşlar

burada kalmayarak burada kalıyor madde

yegane şiirdir pırrr

onların esirgeyen

onların bağışlayan teşrifatçılığıyla

kalbi olan kutlu bir yola burkuldum.

Kadim bir ayettir

kalbi varsa yolun yürü git

gerisini merak etme sen

kalp verip gönül alıp

şelaleyi sezince titreyip ürperen suyun hissettiğine gittim

daha büyük şiirlere açılma çayırına

kendi canına kıyıp kıyıp kendini yaratma otlağına

evcil düşmektense

yitip gitmeyi göze alan Neandertallerdir benim atalarım.

Abisi uyan

seni bal vermez arı, uyan

kâfidir ulan, kâfi 

Cehennemde Bir Mevsim’de debelenip durdun onca zaman

şimdi ayrılmanın vakti sığ sulardan

kibirli, buyurgan sulardan

hadi marş, marş, uyan

çapağını, merteğini Erciyes’in karlarıyla yunarsın, olmaz mı

kurulanırsın Çömlekçi’deki güneşle

varoluşa dönüyoruz abisi, uyan

varoluş yolları taşlı

varoluş yolları aşklı

diye çağırıp duruyordu hülyalı bir rüzgar, oy

o çıkardı beni baştan

gidip teslim oldum harman yerine

öyle abdal, öyle üryan

mevcudiyetten sürgünlüğün neresinden dönülürse şiirdir

harman ola, harman ola, harman.

Ölü diriliyor gözlerinin önünde, bak

Nisan’ı karşı konulmaz kılan bir şiire çalıştın çünkü kışın

kaçış çizgileri biriktirdin

sonra küçük bir büyük patlama

big bang

big bang

yokken, birdenbire var.

Ulu bir erdi Rimbaud

varmağla bitmeğle işi olmayan

fru fru eden yıldızların etrafında dönende

Habeşistan diye doludizgin atına atlayıp varoluşa açılanda.

Ağlarım şimdi ben balinalar gibi hiçin hiçin.

‘Pırrr Bilim’ tahsil etmekle meşgul birisiyim ben

Kuş oluş tezgahından geçtim nasıl olsa

kendimi geçip, ülkeleri geçip, milletleri, gidiyorum

devrim oluyor, bak

devirip kendimi gidiyorum

durmayarak durma diyor buna bilge, gidiyorum

yaratmaktan daha cana kıyıcı 

cana kıymaktan daha yaratıcı bir şiir var mı, yok, gidiyorum

var eden de benim var olan da 

fakat yoktur kibrim falan

kuşlara inanırım bir tek

inanmam ölüme

çünkü batımdır ölüm, ölüm dedikleri

ters dönmüş doğum.

.

Kalbim, kaburgalarımın arasında bir küçük gök cismi
vurup durur ölümü ölüp durur
ah, zarlar yuvarlanıyor işte
buradayım biraz daha
seyrederek dalgaları ve tuzu.


Ne kadar rahmetli olacak şu bedenim, hı
belki de bir evin tuğlası?


Önümüzdeki şiirlere bakacağız artık.

Kalbim, kaburgalarımın arasında küçük bir gök cismi

Zarlar yuvarlanıyor, zarlar gelmedi daha

armağan saydım bunu hiç yoktan

bir ıslık, bir gelecek tutturdum gidiyorum 

daha kuşanılmamış, daha çekilmemiş bir şiir var

kalbimin örsünde o kılıcı dövüyorum

say ki demirciyim, say ki ok-yay düzeneği tırtılın teki

say ki şelaleyi sezince titreyip ürperen bir damla su

saati koklaşıp koklaşıp öpüşmelere ayarlıyorum yeniden, yeniden

sana sarılıyorum

daha bir kuş oluyorum sarıldıkça

daha bir döş

derin uyanmalardayım, upuzun nöbetlerde

sel, duygu tarlasıyım

direniş bahçesi

matematik ve felsefe ekili.