Denizsuyukâsesi – YAZ 2019 SAYI 48 – NÂZIM HİKMET VE YALÇIN KÜÇÜK – OSMAN ÇUTSAY

“Buradaki sorumuz şu: Yaşadığı zamanı aşan kaç yazarımız var? Daraltarak yineleyelim, 21’inci yüzyılda olduğumuzu unutmadan: Henüz başlarında sayılırız 21’incisinin, tamam, ama 20’nci yüzyılı aşabilmiş kaç yazarımız var? Kendisine kalanı, hazır bulduğunu yani, darmadağın eden ve kendisinden sonrasını da damgalayabilen kaç düşünürümüz, yazarımız var? İlk bakışta “İşte o!” diyebileceğimiz kadar özgün ve etkili kaç yazarımız var? Kaç aydınımız?

İki.

Biri geçen yüzyıla bir bıçak gibi girmişti ve hâlâ rüzgârını hissediyoruz. Eskitilemiyor. Diğeri, Türkçeden, yüzyılın son çeyreğinde bir bıçak gibi çıkmıştı ve hâlâ aramızda; rüzgârı yüzümüzde, sırtımızda.

İki genç devrimci bunlar, iki yazı ustası. Nâzım Hikmet ve Yalçın Küçük, Türkçenin yazı dünyasında, geçen yüzyıldan bu yüzyıla etkisi derinleşerek süren iki benzersiz müdahaledir. İki doruk. Başkalarıyla karıştırılamayacak kadar özgün ve ileri zamanlar üzerinde de etkili.”

Reklamlar

Toplumsalaklaştırma operasyonu

Uluer Aydoğdu

Oysa, içinde debelendiğimiz bu mağaranın dışında muhteşem bir raks var

ilk anda Pan’ı görmüş gibi paniklediğim.

Öncesi de var, ama özellikle son on-on iki bin yıldır sanki kusurlu bir türmüş gibi nizam verilmek üzere insanın geçmeye zorlandığı bir nizamiyedir uygarlık. Neolitik Devrim diyor birileri, bana sorulacak olursa bir kalkışma…

O zehir bu zehirdir, süreksiz aklın sürek avı sürüyor. Tabii, Yalçın Küçük hocamın vurguladığı üzere “sürüleştirmek için sürüleştiler” bir de, asıl vahim olanı da bu!