Yeryüzü Yeniği (pdf)

Yeryüzü Yeniği, Uluer Aydoğdu, Zımba Kitap, Bursa, 2013.

https://ulueraydogdu959470354.files.wordpress.com/2019/06/yeryc3bczc3bc-yenic49fi.pdf

buyurun 
limanlara gemi
gemilere liman getirdim 

Ben çok uzak bir gelecekte oturuyorum, atların
yürüyüşünde, ey sevgili ben senin geleceğinde
oturuyorum. Kuşlarda, güllerde, akşamlarda,
pervaza dayanmış bir dirseğin burkuluşunda oturuyorum.

Reklamlar

Bu bir şiir değildir

Bu bir pipo değildir / René Magritte

Kendime yenildim, en büyük zafer!

Bir gün geldim ve söyledim şans ya da kader denen şeyin cömert
bağrından. Varoluşun aç ve cesur sesiyle: Ben Hiperborea’lıyım,
hayatın ağrıyan yeridir hallerim. Evim basit bir kabuk, gönlüm şu
dalgalanan deniz, orman ahlakım. Her nefeste içime çekip kâinatı
her nefeste geri veririm. Kendi kendime kendimi solur, kendi
kendime kendimi var ederim. Şimdi, burada gürleşen kalp
ormanında geçer günlerim, aşk boylarında, kavga tarlasında.

Oluşmaktan başka bir şey bilmem. Bana “aferin” der mi Turgut
Uyar acaba, göğe en iyi ben bakarım. Karınca sözüdür, herkes
göğe bakarsa o sene çok olurmuş aşk ve zerdali. Hayatın bir
bildiği olmalı, benim bildiğim matematiği olmayan bir
matematiktir hayat. Böyle iyi, böyle çok iyi, kertenkele kralım*
ben lemurların arasında, çiçekler tanrıdan daha gerçek.

Yüzmeye hevesli şeyler olmasa suyun kaldırma kuvveti ne işe
yarardı? Doğum ile ölüm arasında yayındayım, timsahlarla
zebralar da bir ırmağı tamamlar zaten. Hevesli olmasam ateş
yakar mıydı hiç? Bir salyangozun çatı katında yaşıyorum
epeydir. Sevgilimin gamzelerinde, o gamzeler için ölünür, yoksa
ne işe yarar maviyi sevmek, zerdali ağacının bilinçaltında,
kedilerin yaban oluş bilgisinde.

Eskiyi özledim mektup yazıyor mektup yazmayı özledim eski
yazıyorum. Biliyorum, yarın bir ormanda uğuldayacağım
coşkuyla. Şimdi eğrelti otu olanlar kesmeye gelecekler o gün beni.
Ne yapayım, gider kurulurum ferah bir salona. Fena mı masa
olmak hani şairin üzerine ha babam bir şeyler koyduğu. Uzanıp
sonsuzluğu koyduğunda iç geçirdiğim ya da bir demet nergis
bırakıldığında sağa sola salınarak seni hatırladığım.

Merhaba alacakaranlıkta öten ilk kuş
selamünaleyküm kertenkele!

*Jim Morisson.

Yeryüzü Yeniği, Uluer Aydoğdu, Zımba Kitap, Bursa, 2013.

Kim yaptı bunları, atomlar

Uluer Aydoğdu

Güzel bahçeli seni koymuşlar buraya, bunu önüme
buyur etmişler işte kayısı ağaçlarını falan, kuşları, yağmuru
tamam, seni öpmedim henüz, atomların emri öperim de
valslar, tangolar, upuzun Ankara havaları, sızarım ve
sızdırırım ne varsam
neysem, ne kaldıysam
ikileme artık birle
sen yokken akşamlar şarabi ve buruk
her istikamete ayarlanabilirim, istikametler hoş gelmiş
yoldan çıkmalar hoş gelmiş, doğular batılar
işte kaybolmayalım diyedir bütün yörüngeler
sanmıyorum ki bir yere varacağım
varmak buranın işi değil
bir süre, sonra bir süre daha buradayım
atom altı tayfası ne derse o olacak
kanser falan
dağılıp gidiyoruz, bozunup gidiyoruz, savrulup
hayatımız yok ki bizim.

Bir halt değil bu
göğe bakmak falan hiç değil
iyisi mi biz gidip seviştirelim bedenlerimizi ölümü unutmak için
öyle umalım, ummak tehlikeli bir şey olsa da öyle yapalım
romantizm falan
ruhun değil bedenin kurtuluşuna inanalım.

Mualla

Uluer Aydoğdu

İzmir körfezi bana bakıyor Mualla
yumuşacık oluyor akşam birdenbire
ılık sular dökülüyor tenime
yayıyorsun aşkını, ilmeğini, kahrını
dinle bak
kalbim atmaya başladı yeniden
kuark, kuark, kuark.

Bir kertenkeleye rastladım geçenlerde
ondan bana
benden ona bir şefkat aktı
senle göz göze geldim
kırlangıç sürüsü uçuyor sandım tabii
uzanıp çaldım çığlıklarını.

Sıracalıyım
hafif meşrebim
alacalı
şuuraltımdan kalkan her gemi
cinnet taşıyor sana Mualla.

Daha bir güzelleşiyorsun saçlarını kurularken
kırılıyor dallar meyveden
kırları bir araya toplasam
çardakları, billurları
bir Mualla etmez.

Yağmurlar ne ola ki!

Arkana bakma Mualla
ser kayısılarını
kurusunlar güneşte
göster memelerini
çıldırayım.

Yeryüzü Yeniği, Zımba Kitap, Bursa, 2013.

Ah

Uluer Aydoğdu

Gelip geçmek var ya gelip geçmek
o sıracalı, o alacalı at var ediyor seni, yokluğun
varlık demek, bir koşu gelip ağrımak
gördün, kalp için için ağrıyor, et dışın dışın
şimdi, burada uzaylaşırken zaman
dünya senden geçiyor harala gürele
sen dünyadan
sinen ne varsa toprağa
topraktan sana sinmiş
-ah, o kokular
ah, sevgilinin o buğulu nefesi
alacakaranlıkta öten ilk kuş
yerinde duramayışın ise sulardan olmalı
bu acayip sevmeler, donkişotlukların
ah buhar olup gidişi gençliğinin
türküleri, Evreşe yolları dar, çıkmaz sokaklı isyanları
kertenkeleler sonra, çökelti kayaları, aşklar
ah, gözlerini şiir açıp beklediğin devrim
annen doğurarak öldürdü seni.

Teslim almışlar işte, çevirmişler, kuşatmışlar
şehirler, evler, uykular koymuşlar içine
oyunlar, göğe bakmalar
dalgalanıyorsun velhasıl
havaya, ateşe, suya bulaşıyorsun
geçip gitmenin tadı damağında
şiir batımları var sonra, aşk doğumları,
ağrı üzerleri ol yanında biten kızıllıklar
dışarıdan bakılınca çoktan bitmiş
ne yana dönsen içten böyle ayarlı
annen doğurarak öldürdü seni.

Aşındıran dalgalar kuarklardan yapılmış
bir de karanlık madde zamandan
taşları ufalayan yağmurlar keza öyle
öpmeye doyamadığın tenler
kuşlar, özgür sandığın
değil mi ki kaçacağın bir yer yok
buradasın, buz gibi
ormanlar gibi, tepeler, vadiler
öfken buna
annen doğurarak öldürdü seni.

Ah, uyanıp kalışın
hele bir uyanıp kalmaya görün
yavaş yavaş ve hızlı hızlı
cennet biter, çocukluk biter
ah, o yekpare bütün
annen öldürerek doğurdu seni.

(Yeryüzü Yeniği, Zımba Kitap, Bursa, 2013.)

Ot hızlıdır

Uluer Aydoğdu

-Ters dönmüş zirvedir çukur-

Denizimi kalbimden çıkardım
oldum bir dehliz gıdım gıdım
imgeveleyip durun siz
bataktan çıkardım kalbimi
ben kaç tım.

Uzayımı yanımda taşırım
ben giderim o gider
cevahirimde bir solucan deliği
aramam bulurum seni
ben kaç tım.

Uçlarım çıplak, uçlarım kaçak, uçlarım deli
bir ot oluştum, yorum yok
ellerinizden öptüm, yorum yok
iyi günler Ruhi bey, nasılsınız
ben kaç tım.

Bir kertenkele gibi tım tım
ovaladım sihirli lambasını Uluer’in
cini oldum, ini
verdim ülkeme
ölümüm cebimde
ölümüm bedava
hediyem.

N’aber yavrum
ben
kaç
tım.

(Yeryüzü Yeniği, Zımba Kitap, Bursa, 2013.)

At, avrat, silah

Uluer Aydoğdu

-Hayat kitabından, kuşlu, çiçekli-

A
Çok uzaklardanım
hemen sol yanınızdaki rüya denizinden
şimdi, burada gürleşen kalp ormanından
dik durmanın biliminden, gülhatmilerin ilminden
başkaldırışlarım var
tutan, koparan, seven ellerim
ben giderim, onlar gider kadınlarım
kalbim var dünyanın ağrıyan yeri
otlara yaklaşıp kuşlarla eşitlenmek rakıdan bile güzel
aşk, hayata yaklaşma istikametim
aşk, rüzgârlardan ağaçlara akan şefkat
aşk, ayaklarımı tırtıklayan balıklar
ellerimi uzatmışım ya her ritme
işim budur
karıncanın su içtiği yere bakarım gece gündüz
Hülya’ya
dikkatlice bakarsanız
hayata doğumuna bağlı
titreşen bir ışık sicimi olduğumu görürsünüz
hele dokunmaya görün
kuş doğup kuş ölen
kadınlar büyütür insanı orta yerinden.

B
Anahtarmış sözcükler
çiçeklerin içinde neler varmış neler
hani şu canım sardunyanın içinde
Karşıyaka’lar, uçurtmalar, hey
şebboyların salınışında yaşadığını biliyorum
şu martının içinde, ormanın bilinçaltında
işim budur
eşyanın iç taraflarına akın üzerine akın düzenlerim ben
gördüm: çok büyük küçüklerin içinde pek küçük büyükler var
bazen memelerinin civarında volta atarım
bazen ağzının kenarında
aşkın içi sensizlikten kan ağlar bazen
geleceğe yollanırım bakalım orda mısın diye
hallerden hallere sekmektir işim
ben balığım
hemen şuramda
denizde yaşarım, kaburgalarımın altında
hoplayınca bir kadın
türkü söylerim ben
akşam olup çıkınca ay
rakı içerim
Zerdüşt’ün ateşten gemisiyim
bir salyangozun çatı katında yaşıyorum belki de
şiirin yamacında, haziranın ortasında, iki bin on ikide.
ulu Atayus’un refakatinde -teşrifatçıdır o
çiçek oluşuyorsam ne olmuş yani
otobanların ve bu otobanlarda
vızır vızır işleyen küheylanların olduğunu söylüyorsam uzayda
kendime kaçış çizgisi arıyorum belki de
bir kaplanda toplanacağım sonra
zebraları gözleyeceğim iştahla.

C
Rüzgâr, “oluş”
“her şeye varım” diyor vakit
nar, zeytin, kekik taşıyor kervanlar
“sen bana bir adım at hele
ben sana şerbet olurum”, diyor
ağzının kenarındaki gülümseme
aşk çekimi bu
orman çekimi, kuş
gözlerin uzayı bükmüş
gözlerin elmayı yuvarlacık yapmış
boy bos vermiş gelinciğe gözlerin
dönüp duruyorum orada, şiirlikarınca’da
uzanıp geri çekiliyor
geri çekilip uzanıyorsun
paralel bir evrenden sıçrayıp, ölümcül, ağzımı öpüyorsun
şapırtılar, dalgalar, inip kalkışı bir çekicin.

Öpüşmelerimiz mi, bilmiyorum
Kilimanjaro’nun karlarıyla ilgilidir belki de
Nevşehir’de dua eden kadının dudak kıvrımlarıyla
kim bilir, belki çuha çiçekleri de çalışmıştır bu işte
güneş, yağmurlar
nardır her biri, gökyüzü eşrafından yıldızlar
tabii, unutmamak lazım o otobüsü de
doğumla ölüm arasında aheste beste işleyen
annemin yamacındaki rüzgârın yerine nefesin
ellerindeyim, az düşün bunu kuzum
zarız, za(a)r
dünya oyun masamız.

Ankara’danım, limon ağacının altındaki serinlikten
Erciyes’e kadar gidebiliriz, oradaki çakıl taşlarından
aşkın kanunundan, ağacın ahlakından
atım da var, avradım da, silahım
ülkeme yan bakanın
işim budur
rüzgâr satın alıp büyücü kadınlardan
size satarım üç düğümlü torba içinde
ilk düğümü çözdüğünüzde
incecikten bir esinti çıkar
eser Hülya, Hülya diye
ikinci düğümde basbayağı bir küheylan
dayanın, geliyor beş yüz atlı basbayağı
karlı kayın ormanında bir mevsim bu
bir oyun, bir tragedya, bir Oğuz Atay diyaloğu
biliyorum, üçüncü düğümde Olric çıkacak karşınıza
iyi biliyorum, burası sıçrama diyarı
aşkın sapağına, uğur böceğinin yanına, huzur ağacının
gölgesine.

Kalbim, kâh yeryüzü felsefesi kâh gökyüzü
kalbim, içinde cenk hikâyeleri geçen vodvil
kalbim, ardında bamsı kişnemeler bırakan tay
sen bana bir hisar verdin
ben sana Eminönü üstü Galata.

Amor fati, hayatımı bir borç bilirim
ülkeme, sana ve ille de kedilere.

(Yeryüzü Yeniği, Zımba Kitap, Bursa, 2013.)