<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ilya Prigogine arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/ilya-prigogine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/ilya-prigogine/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Dec 2019 13:42:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Evcil düşürülüşümüzün zorba, kibirli ve cahil tarihi (III)</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/12/22/evcil-dusurulusumuzun-zorba-kibirli-ve-cahil-tarihi-iii/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/12/22/evcil-dusurulusumuzun-zorba-kibirli-ve-cahil-tarihi-iii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Dec 2019 13:42:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[1977 Nobel Kimya Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[evcil düştük]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[sleepwalker]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen Hawking]]></category>
		<category><![CDATA[T. S. Eliot]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezer]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dengedeyken madde sleepwalker (uyurgezer)’dir Big Bang (Büyük Patlama), başlangıcın, tekilliğin, yani uzay-zaman eşsizliğinin (singularity) kanıtı sayılıyordu önceleri. Hatta, Stephen Hawking’in doktora tezi bu konudadır. Sonrasında ise bunun tam tersini düşünmeye başlayacak ve bu doğrultuda Stephen Hawking olacaktır. (http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu) 1977 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine de “Big Bang’i, termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktası” olarak kabul eder. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/22/evcil-dusurulusumuzun-zorba-kibirli-ve-cahil-tarihi-iii/">Evcil düşürülüşümüzün zorba, kibirli ve cahil tarihi (III)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading"><strong>Dengedeyken madde sleepwalker (uyurgezer)’dir</strong></h4>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Big Bang (Büyük Patlama), başlangıcın, tekilliğin, yani uzay-zaman eşsizliğinin (singularity) kanıtı sayılıyordu önceleri. Hatta, Stephen Hawking’in doktora tezi bu konudadır. Sonrasında ise bunun tam tersini düşünmeye başlayacak ve bu doğrultuda Stephen Hawking olacaktır. (<a href="http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu">http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu</a>)</p></blockquote>



<p class="has-medium-font-size">1977 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine de “Big Bang’i, termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktası” olarak kabul eder. Burada biraz daha eşelenecek olursam: Big Bang (Büyük Patlama), baharı karşı konulmaz kılan bir enerji birikiminin ilk anlarda müthiş bir tazyikle boşalıp zamanla giderek azalan hızlarda yayılıp dağılmasıdır. Kışın ya da uykudayken biriken enerji baharda patlar, öyle değil mi? Ama anlaşılacağı üzere ortada patlayan bir şey yoktur, az önce de söylediğim gibi ilk anlardaki boşalma öyle tazyiklidir ki bu yüzden patlama denmiştir. Simetri kırılması, düzen bozulmasıdır olan. Denge, uzak dengeye doğru bükülmüştür. Uykudan birden bire fırlar ayağa kalkarsın. Aslında ölünün dirilmesidir bir anlamda da, ama daha çok batımı takip eden doğumdur. Nitekim, Nietzsche de, “eğer, duyularımız yeterince iyi olsaydı uyuklayan bir kayalığın raks eden kaos olduğunu görürdük” diyerek dengenin aslında, aynı zamanda da uzak denge olduğunu söylemiştir. Düzen, mutlak bir düzen olmayıp için için ve dışın dışın kaostur da. Tersini düşünecek olursak, ah, evet azgın nehir de aynı zamanda düzenli ve dengede bir akıntıdır.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ancak, “Dengedeyken madde kördür, çünkü zamanın oku yoktur”. İlya Prigogine, dengedeyken maddenin sleepwalker (uyurgezer) olduğunu özellikle vurgular ki bu durumu ‘var, ama yok, yok ama var’ şeklinde de ifade edebiliriz. Kapalı sistemlerin durumu tam da budur. İçeriden ve dışarıdan enerji akışları engellendiği için sistem var olan uyku ya da uyurgezerlik ve körlük durumunu sürdürme eğilimindedir. Bu yüzden, uygarlığımızın etos’unun, yani “kültürel değerler sistemi”nin tahmin edileceği üzere “eleştiriyi körelten” bir karakter taşımasına hiç şaşırmamak gerekir. Oysa ucu açık sistemlerde madde uyanık ve yakın/uzak çevresiyle dayanışmaya, işbirliğine, mübadeleye açıktır. Aynı zamanda da çevresindeki farklı değerler sistemine sahip olan ‘öbekleşmeleri’, ‘toplamları’ var olan düzene karşı bir tehdit olarak algılayıp görüldüğü yerde ezilmelidir sistematiği içinde değerlendirmez. Değerlendirmez çünkü uyanık olduğu için körlemesine, uyurgezer bir şekilde hareket etmez, tam tersine yeniliklerin, “ölümcül sıçramaların” tam da Marx’ın vurguladığı üzere ayrı anlam, değer ve kurallar dizinine sahip olanlar arasındaki karşılaşmalardan, çarpışmalardan doğacağını bilir. Hiç kuşkusuz “yaratma cesaretidir” bu. Yaratmak için cana kıymak gerekir. Yerleşik, verili olanın canına kıymak sahayı, sahneyi boş, beyaz bir sayfa yapıp bilinci yaratmaya kışkırtacaktır. <em>Yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek / henüz zamanımız gelmedi</em> diyor şair<em> / </em>‘ilahi Eliot, daha ne zaman’ kabilesinden geliyorum ben.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/22/evcil-dusurulusumuzun-zorba-kibirli-ve-cahil-tarihi-iii/">Evcil düşürülüşümüzün zorba, kibirli ve cahil tarihi (III)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/12/22/evcil-dusurulusumuzun-zorba-kibirli-ve-cahil-tarihi-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3731</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaostan düzen doğar</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/12/14/kaostan-duzen-dogar/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/12/14/kaostan-duzen-dogar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Dec 2019 17:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[alev]]></category>
		<category><![CDATA[ayların en zalimi]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[büyük boşalma]]></category>
		<category><![CDATA[capra]]></category>
		<category><![CDATA[davul]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dirim]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[eliot]]></category>
		<category><![CDATA[fiziğin taosu]]></category>
		<category><![CDATA[frijot capra]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Isablle Stengers]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[kaostan düzene]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa armağan]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[parsifal]]></category>
		<category><![CDATA[şivanın raksı]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[universe]]></category>
		<category><![CDATA[uzak denge]]></category>
		<category><![CDATA[valery]]></category>
		<category><![CDATA[weber]]></category>
		<category><![CDATA[yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[yok etme]]></category>
		<category><![CDATA[zaman burada uzaylaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman inşadır]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Frijot Capra’nın Fiziğin Tao’su (Fritjof Capra, Türkçesi: Kaan H. Ökten, Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı.&#160; Atom altı parçacıkların dansını Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeten Capra’nın, öncesinde yazdığı Şiva‘nın Raksı, adlı makalesinden çıkmıştır bu kitap (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, Türkçesi: Mustafa Armağan, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992). Dansla kaos arasında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/14/kaostan-duzen-dogar/">Kaostan düzen doğar</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/12/kaos-ters-dc3b6nmc3bcc59f-dc3bczendir.png?w=675" alt="" class="wp-image-3665" /></figure>



<p class="has-medium-font-size">Frijot Capra’nın <strong>Fiziğin Tao’su</strong> (Fritjof Capra, Türkçesi: Kaan H. Ökten, Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı.&nbsp; Atom altı parçacıkların dansını Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeten Capra’nın, öncesinde yazdığı <strong>Şiva‘nın Raksı</strong>, adlı makalesinden çıkmıştır bu kitap (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, Türkçesi: Mustafa Armağan, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992). Dansla kaos arasında doğrudan bir ilişki kurulabilir mi bilmiyorum ama Prigogine’den yola çıkarak dengedeyken kör olan maddenin uzak dengede uyanıp yakın / uzak çevresiyle dayanışmalara, işbirliğine giriştiğini biliyoruz. Ve burada bir düzen kırılması söz konusudur. Dengedeyken gerilen düzen büyük bir patlamayla (Big Bang) yayılıp dağılmaya başlar ki bu duruma uzak denge ya da kaos deriz. &nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Diğer yandan <strong>Kaostan Düzene</strong>’de Weber, Prigogine’ye “Şimdi bilim, Şiva’nın dansıyla sembolize edilebilir mi?”, diye sorar. Prigogine, “Evet, Hintli bir arkadaşımdan, Şiva’nın bir elinde bir müzik aletini, bir davulu; diğerinde ise bir alevi tuttuğunu duymuştum. Alev, yok etme; davul ise yaratmadır. Ruh, hem yok etmeyi hem de yaratmayı birleştiriyor”, diye cevap verir. Weber’in, Lama Goinda gibi Budist bilim insanlarından aktardığı üzere “… Şiva’nın dönüştürmeci kozmolojideki dinamik prensip olarak algılanmasıyla” Prigogine ve Stengers’in “kaostan düzen doğar” şeklindeki yaratıcı kâinatının birbirinden çok da uzak olmadığını söylemek mümkün.</p>



<p class="has-medium-font-size">Valery’nin dediği gibi “zaman inşadır”. Burada ilginç bir bilgi verebiliriz: Doğumları, yani inşaları uzun süren şeylerin ölümleri de uzun sürer. Bu şeyler görece olarak katı, sert ve hareketsiz görünen şeylerdir. Bir başka deyişle düzenli, dengede şeylerden, nesnelerden, bedenlerden söz ediyoruz. Örneğin dağlar, kayalıklar. Ancak dışın dışın olmasa da için için gıvışdayıp raks ettiklerini söyleyebiliriz. Şunu söylemeye çalışıyorum: Düzen ile kaos iç içedir. Mutlak, yüzde yüz bir düzen olmadığı gibi mutlak, yüzde yüz kaos da yoktur. Mutlak bir denge, yüzde yüz bir denge olsaydı hiçbir şey olmazdı, olmazdım, olmazdınız. Düzen kaosa bükülürken kaostan da düzen doğar. Şu anda kendi bedenlerimiz dahil etrafımızda gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, kokusunu içine çekip yediğimiz içtiğimiz her şey, her nesne dengedeyken gerilen enerjinin devasa bir tazyikle boşalıp yayılmasının, dağılmasının ürünü. Yukarıda demiştik Big Bang (Büyük Patlama) diye. Böyle denmesinin nedeni baştaki tazyikin şiddetinden dolayı. Değilse patlayan bir şey falan yok. Belki, ‘baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın’ dersem daha iyi anlaşılır. Ah, evet “ayların en zalimi” bu yüzden “Nisan”dır. Bana ne diyemezsin! Uyanıp ayağa kalkar, yani dirilirsin. Aha işte küçük bir büyük patlama.&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Parsifal’da ne deniyordu: “Zaman, burada uzaylaşıyor”.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/14/kaostan-duzen-dogar/">Kaostan düzen doğar</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/12/14/kaostan-duzen-dogar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3664</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (IV)</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/24/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-iv/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/24/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-iv/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 09:09:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[1994]]></category>
		<category><![CDATA[Ergin Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Gülseren Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[hayal et]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[mutlubaharlarevi]]></category>
		<category><![CDATA[Prospero Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Rimnaud]]></category>
		<category><![CDATA[Süreç]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Whitehead]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlı Büyücünün Memeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlı Büyücünün Memeleri Uluer Aydoğdu O yıllar kuşkusuz canımı yakan, moralimi bozan bir süreçti. Şimdi, bu yazıyı yazarken o yıllardaki duygularımı, tepkilerimi tam olarak anımsamıyorum, ama korku duyuyor ve kendimi her şeye alabildiğine yabancı hissediyordum. Korku ve yabancılık… Özellikle bu iki sözcüğü seçtim. Korkuyordum, çünkü varlığım (being) tehdit altındaydı. Ancak, diğer yandan tuhaf bir şekilde, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/24/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-iv/">Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (IV)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p style="text-align:center;" class="has-large-font-size">Yaşlı Büyücünün Memeleri</p>



<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>O yıllar kuşkusuz canımı yakan, moralimi bozan bir süreçti. Şimdi, bu yazıyı yazarken o yıllardaki duygularımı, tepkilerimi tam olarak anımsamıyorum, ama korku duyuyor ve kendimi her şeye alabildiğine yabancı hissediyordum. </p>



<p>Korku ve yabancılık… Özellikle bu iki sözcüğü seçtim. Korkuyordum, çünkü varlığım (being) tehdit altındaydı. Ancak, diğer yandan tuhaf bir şekilde, aslında ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’e uygun, korkuyor olmakla birlikte varolan yapıya yabancılaşmıştım. Diğer bir deyişle, var olamayacağım bir yerde var olmaya çalışmaktansa var olabileceğim bir hale açıyordum kendimi. Bu yüzden olmalı, yolunda gitmeyen bu sürece hiç müdahale etmedim. Yo, hayır, o kabartıları yok saymadım, vardılar, ama onları, tıpkı yeryüzü şekilleri gibi, kendi varlığımın şekilleri olarak kabul ettim. Üzerlerine gidip yok etmeye çalışsam, muhtemelen, buna direneceklerdi, aynen böyle düşünüyordum ki çok sonraları, 90’lı yılların hemen başında doktorum psikiyatr Gülseren Günçe (şair Ergin Günçe’nin eşi) ile “bütün bunların varoluşsal bir dönüşüm için benim tarafımdan örgütlenmiş düzenlemeler”; varolandan, yani gerçek’ten, olası olanlara açılmamı sağlayan bir çatallanma olabileceği yönünde konuşmalar yaptığımızı anımsıyorum. Bana öyle geliyor ki her ne olduysa, varolandan, yani katı ve acımasız gerçekten olası olanlara açılmamı sağlayan çatallanma süreciydi o yıllar. Denge halinden uzak denge hallerine taşınırken en azından olabilirlikleri hayal etmiş olmam az bir şey midir? <strong>Whitehead</strong>’in SÜREÇ ve GERÇEKLİK adlı başyapıtında vurguladığı gibi “… olabilirlik, tüm usçul kozmoloji için temel bir kategori olmalıdır.” Bu doğrultuda 1994 yılında yayımladığım YAŞLI BÜYÜCÜNÜN MEMELERİ ve daha sonra 2005’te çıkan HAYAL/ET HİÇ BİTMEYECEK ÇÜNKÜ adlı şiir kitaplarım, en azından adları itibariyle, ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’e olan yoğun ilgimin yansımaları olarak düşünülebilir.</p>



<p><strong>Rimbaud</strong>’un “Bırak geberecekse gebersin dünya, gerçek ilerleme budur, haydi ileri” dizelerini dillendirdiğim bir arkadaş toplantısında herkes üzerime yürümüştü: “Bu dünyanın içinde biz de varız ve yok olup gitmek istemiyoruz”, diye. O kadar şaşırmıştım ki ne diyeceğimi bilememiştim. Tıpkı Rimbaud gibi gebermesini istediğim bu dünyanın anlam, değer ve kuralları yaşlı bir büyücünün memeleri gibi bana süt vermediği gibi zevk de vermiyordu. Belki benim algıladığım gibi halimiz o kadar da vahim değildi, ama var olanın içinde ne pahasına olursa olsun olduğu gibi kalmaya çalışmak, yaratıcı ve yenilikçi girişimlerin önündeki en büyük engeldir. Belki de evrenselden kozmik olana geçemeyişimiz bu yüzden. <strong>Ilya Prigogine</strong>’nin şu sözleri bu bağlamda çok anlamlı ve yerinde, kaydediyorum: “Bunu defalarca denedik, ama başaramadık, umarım bu kez başarabiliriz.”</p>



<div class="wp-block-jetpack-tiled-gallery aligncenter is-style-rectangular"><div class="tiled-gallery__gallery"><div class="tiled-gallery__row"><div class="tiled-gallery__col"><figure class="tiled-gallery__item"><img decoding="async" srcset="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=600 600w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=900 900w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=1200 1200w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=1500 1500w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=1800 1800w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg?strip=info&#038;w=2000 2000w" alt="" data-height="5312" data-id="899" data-link="http://ulueraydogdu.com/20190413_142419/" data-url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg" data-width="2976" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142419.jpg" /></figure></div><div class="tiled-gallery__col"><figure class="tiled-gallery__item"><img decoding="async" srcset="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=600 600w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=900 900w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=1200 1200w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=1500 1500w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=1800 1800w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg?strip=info&#038;w=2000 2000w" alt="" data-height="5312" data-id="894" data-link="http://ulueraydogdu.com/20190413_140355/" data-url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg" data-width="2988" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_140355.jpg" /></figure></div><div class="tiled-gallery__col"><figure class="tiled-gallery__item"><img decoding="async" srcset="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=600 600w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=900 900w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=1200 1200w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=1500 1500w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=1800 1800w,https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg?strip=info&#038;w=2000 2000w" alt="" data-height="5312" data-id="897" data-link="http://ulueraydogdu.com/20190413_142029/" data-url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg" data-width="2988" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/20190413_142029.jpg" /></figure></div></div></div></div>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/24/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-iv/">Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (IV)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/24/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-iv/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (I)</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-i/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-i/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2019 16:55:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çatallanma]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Kesinlikliklerin Sonu]]></category>
		<category><![CDATA[şifreler]]></category>
		<category><![CDATA[süreçler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Bu yazıda anlatacağım düşünce ve duygular bir an’da ortaya çıkmadı. Yavaş yavaş ve hızlı hızlı oluşan bir süreç söz konusu. ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’*e ilgim 80’li yılların başında başladı. Henüz on altı yaşındaydım ve vücudumda birtakım şeyler yolunda gitmiyordu. Bu sürecin bende nasıl da ‘dağıtıcı’ (cana kıyıcı), dolayısıyla da ‘yaratıcı’ bir işlevinin olduğunu birazdan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-i/">Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (I)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Bu yazıda anlatacağım düşünce ve duygular bir an’da ortaya çıkmadı. Yavaş yavaş ve hızlı hızlı oluşan bir süreç söz konusu. ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’*e ilgim 80’li yılların başında başladı. Henüz on altı yaşındaydım ve vücudumda birtakım şeyler yolunda gitmiyordu. Bu sürecin bende nasıl da ‘dağıtıcı’ (cana kıyıcı), dolayısıyla da ‘yaratıcı’ bir işlevinin olduğunu birazdan anlatacağım, ama önce ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’in yeni bir yol arayışı olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’, kabaca dengede olmayan süreçlerdir. Öyleyse, başlangıçta bir denge vardı diyebiliriz. Bu bağlamda her canlı sistemde olduğu üzere başlangıç koşullarına karşı bir duyarlılık söz konusudur. Daha da açacak olursam: Zaman içinde dengeden yavaş yavaş ve hızlı hızlı uzaklaşan bir sürecim ben. Hayat dediğimiz süreç de aslında bu ‘uzaklaşmanın’ tarihidir ve böylece herkesin kendi evrimsel tarihi ortaya çıkar. Örneğin; kendimi, şimdi, burada, şu an gözlemliyor olmam benim daha önce şu ya da bu hallerden geçtiğim anlamına gelir. Diğer yandan ise herkesin olduğu gibi benim kendi bireysel evrimimde de bir dolu ‘çatallanmalar’ vardır. Yeri gelmişken, <strong>Ilya Prigogine</strong>’in KESİNLİKLERİN SONU adlı harika kitabında göstermiş olduğu üzere ‘çatallanmalar’ arasında “determinist kuşaklar”ın, yani görece denge süreçlerinin olduğunu söylemeliyim. “Çatallanma noktaları” ise görece denge süreçlerinin bitimine doğru ortaya çıkan “olasılıkçı davranış noktaları”dır. Bu süreç ve hallere yazı boyunca zaman zaman döneceğim.</p>



<p>‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’ için, her canlı
sistemin kendinde, kendi kendine, kendini var etmek için örgütlediği süreçler
diyebiliriz (Self-organization). Bu süreçleri belirleyen en önemli şey ise her
şeye nüfuz etmiş zamanın sistemi ya da organizasyonu geri-dönüşümsüz bir
biçimde geleceğe doğru hareket ettirmesidir. Ancak, gelecek başımıza geldikten
sonra bilebileceğimiz bir şey.</p>



<p>‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’, benim kendi tanımım. 80’li yıllardan bu yana ilgilendiğim, zaman zaman yoğunlaşıp zaman zaman uzaklaştığım bir konu. İnsanın, ayrıksı bir canlı olduğunu düşündüm her zaman. Burada biraz eşelenecek olursam, öyle görünüyor ki, insanın ayrıksılığı yalnızca insanla betimlenecek bir durum değil. Diyeceğim, bu ayrıksılığın aslında doğaya ait olduğu… Yani, insanın ayrıksılığı doğaya, giderek dünyaya ve kâinata dahil bir süreç. Bu bağlamda doğal ile yapay arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesinde fayda var.<br></p>



<p><a href="http://www.facebook.com/notes/berfin-bahar-dergisi/berfin-bahar-dergisi-ekim-2012-176-say%C4%B1/10151240210066858"><strong>BERFİN BAHAR DERGİSİ, Ekim 2012 / 176. sayı</strong></a></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p>* Aslında, “hiçbir şey yolunda gitmez, çünkü herhangi bir yol yoktur”, demek bile mümkün.&nbsp; </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-i/">Yolunda gitmeyen süreçler ve varoluşsal kimi şifreler (I)</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/yolunda-gitmeyen-surecler-ve-varolussal-kimi-sifreler-i/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2776</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıfırdan büyük en küçük sayı nedir?</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/sifirdan-buyuk-en-kucuk-sayi-nedir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/sifirdan-buyuk-en-kucuk-sayi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2019 16:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[singularity]]></category>
		<category><![CDATA[Tekillik]]></category>
		<category><![CDATA[uzay-zaman eşşiszliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Bir deney yapalım, hayali, düşünsel bir deney: “Olaylara sayılar verildiğini düşünün, sıfır da tekillik olsun. Tekillik bir olay değildir, sonsuz bir yoğunluk hali veya uzay-zamanın durduğu benzer bir şeydir. Bu durumda birisi “tekillikten sonraki ilk olay nedir” diye sorarsa, bu sorunun “sıfırdan büyük en küçük sayı nedir” sorusundan farkı yoktur. Böyle bir sayı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/sifirdan-buyuk-en-kucuk-sayi-nedir/">Sıfırdan büyük en küçük sayı nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="has-text-align-center wp-block-heading">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Bir deney yapalım, hayali, düşünsel bir deney: </p>



<p>“<em>Olaylara sayılar verildiğini düşünün, sıfır da tekillik olsun. Tekillik bir olay değildir, sonsuz bir yoğunluk hali veya uzay-zamanın durduğu benzer bir şeydir. Bu durumda birisi “tekillikten sonraki ilk olay nedir” diye sorarsa, bu sorunun “sıfırdan büyük en küçük sayı nedir” sorusundan farkı yoktur. Böyle bir sayı yoktur, çünkü ne kadar küçük olursa olsun her kesir her zaman ikiye bölünebilir. Benzer şekilde bir ilk olay da yoktur</em>.” </p>



<p>Nobel Kimya Ödüllü <strong>İlya Prigogine</strong>, Big Bang (Büyük Patlama)’ı  görece bir tekillik olarak görüyordu çünkü öncesinin olduğunu düşünüyordu. Dengeden uzak dengeye. Ah, evet ölünün dirilişi. </p>



<p>Öyle görünüyor ki asla mutlak bir tekilliğe ya da uzay-zaman eşsizliğine ulaşamayız. Ne kadar geriye gidersek gidelim hep sonsuz bir şekilde geriye gitmiş oluruz ve her seferinde yine de elimizde sonsuz bir şekilde geriye gitmemiz gereken bir uzay-zaman kalır. Başka bir söyleyişle her bir uzay-zaman kendi özel bütünlüğü olan, diğerlerinden bağımsız, bütünüyle yeni, başka bir uzay-zamandır ve tam da bu yüzden tek, biricik ve eşsizdir ve kendi içinde yine kendi özel bütünlüğü olan, diğerlerinden bağımsız, bütünüyle yeni sonsuz uzay-zamanlar içerir. Diyeceğim, her kesir içinde sonsuz kesri barındırır, ya da Nietzscheci paradigma uyarınca “asla tamamlanamaz bir tamamlanmamışlık” söz konusudur. </p>



<p></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/sifirdan-buyuk-en-kucuk-sayi-nedir/">Sıfırdan büyük en küçük sayı nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/22/sifirdan-buyuk-en-kucuk-sayi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir denklemim var &#8211; I have an equation</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/16/bir-denklemim-var-i-have-an-equation/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/16/bir-denklemim-var-i-have-an-equation/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 16:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[akışkan]]></category>
		<category><![CDATA[balance]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[dancing chaos]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[denklem]]></category>
		<category><![CDATA[equation]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[less fluid]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzche]]></category>
		<category><![CDATA[order]]></category>
		<category><![CDATA[regular]]></category>
		<category><![CDATA[singularity]]></category>
		<category><![CDATA[thermodynamic]]></category>
		<category><![CDATA[uzak denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Uzak denge ürünü olmasına rağmen görece olarak daha az akışkan, yani daha düzenli ve dengede olan, yani daha az titreşen şeylerin, nesnelerin, bedenlerin ömrü daha uzundur. Örneğin kayalar, örneğin dünya, örneğin güneş&#8230; Düşünelim: Kayaların, dünyanın, güneşin yapılıp edilmeleri çok uzun sürdüğünden hayatları da daha uzun olacaktır. Öyleyse şöyle bir formül kurabiliriz: Doğumu uzun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/16/bir-denklemim-var-i-have-an-equation/">Bir denklemim var &#8211; I have an equation</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading">Uluer Aydoğdu </h1>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Uzak denge ürünü olmasına rağmen görece olarak daha az akışkan, yani daha düzenli ve dengede olan, yani daha az titreşen şeylerin, nesnelerin, bedenlerin ömrü daha uzundur. Örneğin kayalar, örneğin dünya, örneğin güneş&#8230;  </p></blockquote>



<p>Düşünelim: Kayaların, dünyanın, güneşin yapılıp edilmeleri çok uzun sürdüğünden hayatları da daha uzun olacaktır. </p>



<p>Öyleyse şöyle bir formül kurabiliriz: Doğumu uzun süren şeylerin, nesnelerin, bedenlerin, örneğin dağların ölümü de uzun sürer. </p>



<p>Şöyle de denilebilir daha az akışkan şeyler, örneğin, nesneler, bedenler ağırdan alıp zamana yayarlar kendilerini. </p>



<p>Ancak, yine de bütün şeyler, bütün nesne ve bedenler şartlı, biçimli ve zamanlı yapılanmalardır. Ne diyordu <strong>Nietzsche</strong>: Eğer duyularımız yeterince iyi olsaydı uyuklayan bir kayalığın raks eden kaos olduğunu görürdük. Yani düzen ve kaos ya da uyku ve uyanıklık ya da denge ve uzak denge mutlak olmayan iki uğrak yeridir. Diğer bir deyişle yüzde yüz bir düzen olmadığı gibi yüzde yüz bir kaos da yoktur. Düzen ve kaos iç içedir.<br></p>



<p>Aha işte &#8220;<strong>Büyük Patlama</strong>&#8221; da zaten, sistem dengedeyken biriken enerjinin büyük bir tazyikle boşalarak yayılıp dağılmasıdır.</p>



<p><strong>Ilya Prigogine </strong>(1977 Nobel Kimya Ödülü) de &#8220;<strong>Büyük Patlama</strong>&#8220;yı termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktası olarak ele alır. Bir tekillik ya da başlangıç değildir.  </p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/03/img_20190215_184309_051-e1552655108231.jpg?w=800" alt="" class="wp-image-40" width="200" height="250" /></figure>



<p class="has-large-font-size">I have an equation</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Although it is a far balance product, the life of things, objects, bodies, which are relatively less fluid, more regular and in balance, ie less vibrating, is longer. For example rocks, for example the earth, for example the sun … </p></blockquote>



<p>Let&#8217;s think: The rocks, the world, the sun will take longer to build and their lives will be longer. </p>



<p>So we can form an equation that: For example, the death of the mountains takes longer. Because their birth takes a lot of time.</p>



<p>It can be said that less fluid things, for example objects and bodies make themselves slowly and spread over to time.</p>



<p>However, all things, all objects and bodies are conditional, formal and timed configurations. What <strong>Nietzsche</strong> was saying : If our senses were good enough, we would see that a sleeping rock is the dancing chaos.<br>So order and chaos or sleep and wakefulness or balance and distant balance are two frequented non-absolute places. In other words, there is no one hundred percent order or one hundred percent chaos. Order and chaos are intertwined.</p>



<p>Here is <strong>The Big Bang</strong> is the discharging and distribution of the energy accumulated in the balance with a huge pressure.</p>



<p><strong>Ilya Prigogine</strong> (1977 Nobel Prize in Chemistry) considers <strong>the Big Bang</strong> as any point of thermodynamic instability. It is not a singularity or beginning.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/16/bir-denklemim-var-i-have-an-equation/">Bir denklemim var &#8211; I have an equation</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/16/bir-denklemim-var-i-have-an-equation/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2696</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yığılımlar/Öbekleşmeler</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 20:22:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[entropi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Ludvig Boltzmann]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel De Landa]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[yığılımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Üzerine titrediğimiz varlıklarımız varoluş sahasında gelip geçici içsel uzay-zaman düzenlemelerinden başka bir şey değil. Burada içsel derken; kendi kendine, kendini örgütleyen (self-organization) yaratıcı ve yenilikçi bir sistemden söz ettiğim sanırım anlaşılıyordur. Böylece bu yazıya herhangi bir aşkınlığın giremeyeceğini umuyorum. Diğer yandan oluşları anlayabilmek için hem Ludvig Boltzmann’ın hem de Darwin’in üzerinde düşündükleri “yığılımlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/">Yığılımlar/Öbekleşmeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Üzerine titrediğimiz varlıklarımız varoluş sahasında gelip geçici içsel uzay-zaman düzenlemelerinden başka bir şey değil. Burada içsel derken; kendi kendine, kendini örgütleyen (self-organization)  yaratıcı ve yenilikçi  bir sistemden söz ettiğim sanırım anlaşılıyordur. Böylece bu yazıya herhangi bir aşkınlığın giremeyeceğini umuyorum. </p>



<p>Diğer yandan oluşları anlayabilmek için hem <strong>Ludvig Boltzmann</strong>’ın hem de <strong>Darwin</strong>’in üzerinde düşündükleri “yığılımlar (popülasyon)” düşüncesine şöyle bir bakıp burada birazcık eşelenirsek: “<strong>Darwin</strong>, bir seçim sürecine bağlı bireysel değişkenliğin nasıl bir sapmaya yol açtığını anlamamızı sağlayan şeyin bireylerin değil, uzun sürelerde yığılımların incelenmesi olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde, <strong>Boltzmann</strong>, bireysel dinamik yörüngelerin betimlenmesine bağlı kalınırsa, önceden bildirdiği ikinci ilkenin ve entropinin kendiliğinden yükselmesinin anlaşılamayacağını savunmuştur. Bunlar, entropi artışının izlediği, global sapmayı oluşturan bir parçacıklar yığılımındaki sayısız çarpışmalardır.” Bu bağlamda kâinat, anbean, yeniden, yeniden yapılanarak düzensizleşip dengeden uzaklaşırken bileşenlerini açığa çıkaran bir var etme süreci içinde geleceğe doğru hareket eder. Başlangıçta sisteme, sistemin bütünlüğü içinde körlemesine hizmet eden bileşenler/parçacıklar dengeden uzak hallerde aralarındaki sayısız çarpışma ile sistemi yeni bir dengeye götüren bir işlerlik kazanırlar. Diyeceğim ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’ aslında yeni bir yol arayışıdır. Tıpkı düzensizliklerin yeni bir düzen/gramer, hastalıkların da yeni bir sağlık arayışı olduğu gibi.</p>



<p>Öyle görünüyor ki, bir sistemi oluşturan bileşenlerin birbirleriyle etkileşimli süreçler olabilmesi için sistemin dengeden uzak bir halde olması gerekiyor. Çünkü ancak bu haldeyken uyanan ve böylece “görmeye başlayan” madde birbirleriyle etkileşerek, çarpışarak, dayanışmalara girişerek yapılıp edilecekleri bütünü yapıp edebiliyorlar. Bu da yaratıcı ve yenilikçi olmak anlamına geliyor. Dolayısıyla, <strong>Ilya Prigogine</strong>’nin de söylediği gibi “eğer sistem, etkileşimsiz bir parçacıklar sistemine indirgenebilirse, ne çarpışmalar ne de korelasyonlar akısı olacaktır.” Bu, istikrarlı, ama ölü bir sistem anlamına mı gelir bilmiyorum, ama böyle bir sistemde yaratıcı ve yenilikçi süreçlerin olamayacağını söyleyebiliriz. </p>



<p>Unutmayalım ki, “Zaman oku görünmüyorsa madde görmez, dengeye körü körüne bağlı kalır. Zamanın oku ortaya çıktığındaysa, madde dengeden uzaklaşmış olarak görmeye başlar!”</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/">Yığılımlar/Öbekleşmeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/yigilimlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2621</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendine karşı koymak ya da kendine karşı çıkmaya nasıl cesaret edilir?</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/kendi-kendine-kendine-karsi-koymak-ya-da-kendine-karsi-cikmaya-nasil-cesaret-edilir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/kendi-kendine-kendine-karsi-koymak-ya-da-kendine-karsi-cikmaya-nasil-cesaret-edilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 12:36:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ad hoc]]></category>
		<category><![CDATA[Epikuros]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Isablle Stengers]]></category>
		<category><![CDATA[klinamen]]></category>
		<category><![CDATA[Rollo May]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma Cesareti]]></category>
		<category><![CDATA[Yolunda Gitmeyen Süreçler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Rollo May, Yaratma Cesareti, adlı eşiz kitabında, ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’in var olan yapılanmaya genellikle bir tehdit olarak algılanarak ‘görüldüğü yerde ezilmeli’ şeklinde bir anlayışla değerlendirildiğini vurgular. Pek denenmeyen, kabul görmeyen ayrıksı da diyebileceğimiz diğer bir anlayışa göre ise ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’ yaratıcı ve yenilikçi süreçlerin kaynağı olabilir. Hatta biraz daha ileri giderek ‘Yolunda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/kendi-kendine-kendine-karsi-koymak-ya-da-kendine-karsi-cikmaya-nasil-cesaret-edilir/">Kendine karşı koymak ya da kendine karşı çıkmaya nasıl cesaret edilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Rollo
May, <strong>Yaratma Cesareti</strong>, adlı eşiz
kitabında, ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’in var olan yapılanmaya genellikle bir
tehdit olarak algılanarak ‘görüldüğü yerde ezilmeli’ şeklinde bir anlayışla
değerlendirildiğini vurgular. Pek denenmeyen, kabul görmeyen ayrıksı da
diyebileceğimiz diğer bir anlayışa göre ise ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’
yaratıcı ve yenilikçi süreçlerin kaynağı olabilir. Hatta biraz daha ileri
giderek ‘Yolunda Gitmeyen Süreçler’in var olan sistem tarafından var
edildiğini, yaratıldığını düşünecek olursak, böyle bir keşifle, varoluşsal kimi
şifreleri çözmeye biraz daha yakınlaşmış oluruz. Çünkü ‘Yolunda Gitmeyen
Süreçler’i doğanın kurduğu cümleler olarak kabul edersek dünyanın, giderek
kâinatın bizle diyalog içinde olduğunu söylemek sanırım abartı olmayacaktır.
Ancak, öyle görünüyor ki, biz doğayla gerçek bir diyalog kurmaktansa kendimize
göre, bize uygun bir doğanın peşindeyiz İşte bu ‘insanbiçimsel monolog’
içeriden ve dışarıdan enerji akışlarının/alışverişin olmadığı kapalı devre bir
sistem uygarlığımızın köklü özelliğidir. Oysa iyi biliyoruz ki “bize ilginç
gelen olayların çoğu aslında açık sistemler, kendi çevreleriyle enerji veya
madde (ve birisi bunlara bilgiyi de ekleyebilir) mübadele ediyorlar. Biyolojik
ve sosyal sistemler elbette açıktırlar”. Diyeceğim<em> </em>sorularımıza
bize göre yanıtlar vermesini bekliyoruz doğadan, hatta apaçık buna zorluyoruz
doğayı. Oysa “Her gerçek diyalogda olduğu gibi yanıtlar çoğunlukla beklenene
uymaz.” Örneğin mühendis, makine, mekanik sözcükleri… Bu üç sözcüğün benzer
anlamlarının olduğunu söyler Prigogine ve Stengers ve eklerler: “Bu sözcükler
bir rasyonel bilgiyi değil, bir tür kurnazlığı ve çıkarcılığı ima ederler.
Doğal süreçleri öğrenmekteki amaç, onları daha verimli kullanmak değil, doğayı
aldatmak, onu kendine karşı mekanize etmekti, yani eşyaya “doğal düzenin”in
dışında birtakım işler yaptırmak ve ürünler verdirmektir.” </p>



<p>Doğada
“her düzeyde sendelemeler, yön değiştirmeler, kararsızlıklar keşfederiz”, ama
iş kendimize geldiğinde sendelemekten, yön değiştirmekten, karasızlıklardan
korkarız. Bütün bunlarda bir yanlışlık olamaz mı? İnsan hiçbir şeyden kuşku
duymadan nasıl yaşar? Belki de işin henüz çok başındayız, ancak buna rağmen
dünyadaki çeşitliliğe bakacak olursak bu çeşitliliğin nasıl oluştuğunu sormak,
gözümüzün önünde duran yanıta yönelmek çok önemli. Çünkü “Yeni bir atom
bileşeni olan yenilik”lerin olabilmesi için atomların çarpışması kaçınılmazsa
her şeyin karşılıklı olarak birbirleriyle etkileşim içinde olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz.</p>



<p>Ancak, “<strong>Demokritos</strong>’un takipçisi olan <strong>Epikuros</strong>, dünyanın boşlukta hareket eden atomlardan oluştuğunu ve atomların koşut yolları izleyerek tümünün aynı hızla düştüğü kanısındaydı.” Peki, “bu durumda nasıl çarpışabiliyorlardı? Yani bir atom bileşeni olan yenilik nasıl oluşabilirdi?” <strong>Epikuros</strong>’un buna yanıtı “öngörülemeyen zamanlarda atomların koşut düşüşünü fark edilemeyecek bir şekilde bozan, <em>ad hoc</em> (uygun) bir öğenin katılmasıyla sistemi kurtaran <em>klinamen</em>”di. Ah, evet “düşünce tarihinde temelsiz bir varsayım örneği”dir bu. </p>



<p>Öyle
görünüyor ki yeni bir zihniyete gereksinim duyuyoruz. Bu zihniyet “ilk önce
fizik yasalarımıza evrimsel boyutu katmalıdır, çünkü bu boyut olmadan çelişmeli
bir gerçeklik anlayışına mahkûm oluruz. Belirlenemezciliği ve zaman
simetrisizliğini fizik yasalarına yerleştirmek, bugün Epikuros ikilemine
verebileceğimiz yanıttır.” Diğer yandan şunu da kabul etmek durumundayız:
Determinist bir evren düşüncesi ile kendi kendine, kendini yaratan evren
düşüncesi (Çin’de ve Japonya’da “doğa, kendi kendine var olan” anlamına
gelir)&nbsp; arasındaki uçurum yakın bir
zamanda kapanacak gibi görünmüyor. Hatta an ve an yeniden, yeniden yaratıcı ve
yenilikçi olan bir evren betimlemesinin determinist evren savunucuları
karşısında uçuk kaçık kaldığını da söylemek mümkün. </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/kendi-kendine-kendine-karsi-koymak-ya-da-kendine-karsi-cikmaya-nasil-cesaret-edilir/">Kendine karşı koymak ya da kendine karşı çıkmaya nasıl cesaret edilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/10/kendi-kendine-kendine-karsi-koymak-ya-da-kendine-karsi-cikmaya-nasil-cesaret-edilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2618</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Bilim zamanı yeniden keşfediyor”</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/03/bilim-zamani-yeniden-kesfediyor/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/03/bilim-zamani-yeniden-kesfediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jul 2019 20:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Alvin Toffler]]></category>
		<category><![CDATA[determinist]]></category>
		<category><![CDATA[gerekirci]]></category>
		<category><![CDATA[geri dönüşsüzlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[Isablle Stengers]]></category>
		<category><![CDATA[Newton]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2557</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Geriye dönüp bakarsak, Newton’un “saatin çarkları gibi tam bir ahenk içinde çalışan” evren modelinin beraberinde bu makineye benzeyen “yönetim makineleri”[1]&#160;getirdiğini görürüz. Böylece toplumların, halkların denetimi sağlanacak ve yönetilmeleri kolaylaşmış olacaktı. Bundan sonradır ki, Avrupa’da, ‘mühendislik şemaları’ uyarınca toplum mühendisliği uygulamaları hız kazanmıştır. Bu uygulamalar bilimsel başlıklar altında günümüzde de sürüyor. Ancak, yeni yeni [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/03/bilim-zamani-yeniden-kesfediyor/">“Bilim zamanı yeniden keşfediyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Geriye dönüp bakarsak, <strong>Newton</strong>’un “saatin çarkları gibi tam bir ahenk içinde çalışan” evren modelinin beraberinde bu makineye benzeyen “yönetim makineleri”<a rel="noreferrer noopener" href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftn1" target="_blank">[1]</a>&nbsp;getirdiğini görürüz. Böylece toplumların, halkların denetimi sağlanacak ve yönetilmeleri kolaylaşmış olacaktı. Bundan sonradır ki, Avrupa’da, ‘mühendislik şemaları’ uyarınca toplum mühendisliği uygulamaları hız kazanmıştır. Bu uygulamalar bilimsel başlıklar altında günümüzde de sürüyor. Ancak, yeni yeni anlaşılmaktadır ki; evren, Newton’un ortaya koyduğu gibi mekanik hareketler sergileyen bir makine olmayıp tam tersine canlı bir organizma/sistem. Daha doğru bir deyişle <strong>Alvin Toffler</strong>’in, <strong>Ilya Prigogine</strong> ve <strong>İsablle Stengers</strong>’ten yola çıkarak vurguladığı gibi “… evrenin bazı parçaları makine gibi işleyebilir, ama bunlar kapalı sistemlerdir ve kapalı sistemler olsa olsa fiziksel evrenin ancak küçük bir parçasını oluştururlar. Bize ilginç gelen olayların çoğu, aslında açık sistemler, kendi çevreleriyle enerji veya madde (ve birisi buna bilgiyi de ekleyebilir) mübadele ediyorlar. Biyolojik ve sosyal sistemler elbette açıktırlar ki bu, şu demektir: Onları makine şartlarında anlamaya çalışmak başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur.”<a rel="noreferrer noopener" href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftn2" target="_blank">[2]</a>&nbsp;</p>



<p>Newton’un evreninde ‘zaman’ yokken şimdi çok iyi biliyoruz ki “geri dönüşümsüz” bir şekilde geleceğe doğru akan bir evrende yaşıyoruz. Yakın zamanlara kadar bildiklerimizin Whitehead’ın dediği gibi artık “bilimsel filenin ilmikleri arasından kaydığını” görürüz.  Aslında “Sürtünmesiz bir sarkacın hareketi ya da dünyanın güneş etrafındaki hareketi gibi bize determinist (gerekirci) ve geri-dönüşlü görünen fenomenlerin varolduğu doğrudur. (…) Fakat bununla birlikte bir de bir zaman istikameti (oku) ihtiva eden geri-dönüşsüz süreçler vardır. Eğer bir kap <strong>içine su ve alkol koyarsanız</strong>, tecrübe ettiğimiz gibi zaman ilerledikçe karışma eğilimi gösterirler. Hiçbir zaman suyla alkolün ahenkli bir şekilde ayrıştığı ve saf su ve saf alkolün ortaya çıktığı tersine bir sürece şahit olmamışızdır. Dolaysıyla bu geri-dönüşsüz bir süreçtir.” Her şeyden önce şu anlama gelir bu: “Klasik görüşte tabiatın temel süreçleri determinist (gerekirci) ve geri-dönüşlü olarak kabul edilip düzensizlik ve geri-dönüşsüzlük içeren süreçler sadece istisna olarak düşünülüyordu. Bugün her yerde düzensizliklerin ve geri-dönüşsüz süreçlerin etkilerini görüyoruz.”<a rel="noreferrer noopener" href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftn3" target="_blank">[3]</a> </p>



<p>Öyle ki “Bilim zamanı yeniden keşfediyor.”<a rel="noreferrer noopener" href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftn4" target="_blank">[4]</a></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p><a href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftnref1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">[1]</a>Örneğin bu anlayış “Amerikan Anayasasını
hazırlayanları, saatin çarkları gibi tam bir ahenk içinde çalışan hükümetin
kontrolünü sağlayacak bir yönetim makinası yapmaya yöneltti.” Bkz. Bkz. Ilya
Prigogine-Isabelle Stengers’in&nbsp;<em>Kaostan Düzene</em>&nbsp;(Türkçesi: Senai
Demirci), İz Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 1998, s. 11, 12.</p>



<p><a href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftnref2" target="_blank" rel="noreferrer noopener">[2]</a>Ilya Prigogine-Isabelle
Stengers’in&nbsp;<em>Kaostan Düzene</em>&nbsp;(Türkçesi: Senai Demirci), İz
Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 1998, s. 14.</p>



<p><a href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftnref3" target="_blank" rel="noreferrer noopener">[3]</a>Ilya Prigogine-Isabelle
Stengers’in&nbsp;<em>Kaostan Düzene</em>&nbsp;(Türkçesi: Senai Demirci), İz
Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 1998, s. 27.</p>



<p><a href="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=js&amp;name=js&amp;ver=iF2qNYGmfIU.tr.&amp;am=b3EopeS3cCHoAb0i0fQ2xj9PPSDB0w#_ftnref4" target="_blank" rel="noreferrer noopener">[4]</a>&nbsp;a.g.y., s. 28.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/03/bilim-zamani-yeniden-kesfediyor/">“Bilim zamanı yeniden keşfediyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/03/bilim-zamani-yeniden-kesfediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2557</post-id>	</item>
		<item>
		<title>VARLIK ve OLUŞ/UM</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 15:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Yapıt]]></category>
		<category><![CDATA[Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[becoming]]></category>
		<category><![CDATA[being]]></category>
		<category><![CDATA[Being and Time]]></category>
		<category><![CDATA[cisim]]></category>
		<category><![CDATA[Guattari]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[I heart Huckabees]]></category>
		<category><![CDATA[Ilya Prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[raks eden kaos]]></category>
		<category><![CDATA[Sartre]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[Tesadüfler]]></category>
		<category><![CDATA[uzak denge]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Varlık ve Zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu “Niçin hiçbir şey yerine her şey var?” İnsan oluş, vatan oluş, şair oluş, çiçek oluş&#8230; Bütün mesele “olmak ya da olmamak” değil ‘oluşmak ya da oluş(a)mamak’. Çoğu zaman kendimizi sıkışıp kalmış gibi hissederiz. Doğrudur, çıkış yok gibidir: Acaba hakikaten çıkış yok mu? Belki de hakikaten saplanıp kaldık buraya. Tam da bu noktada, Nietzsche’den [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/">VARLIK ve OLUŞ/UM</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p style="text-align:left;" class="has-medium-font-size"><strong>“Niçin hiçbir şey yerine her şey var?” </strong></p>



<p>İnsan oluş, vatan oluş, şair oluş, çiçek oluş&#8230;
Bütün mesele “olmak ya da olmamak” değil ‘oluşmak ya da oluş(a)mamak’. Çoğu
zaman kendimizi sıkışıp kalmış gibi hissederiz. Doğrudur, çıkış yok gibidir:
Acaba hakikaten çıkış yok mu? Belki de hakikaten saplanıp kaldık buraya. </p>



<p>Tam da bu noktada, Nietzsche’den söz etmemek olmaz: “Eğer görebilen gözler olsaydı uyuklayan bir kayalığın raks eden kaos olduğunu görürdü”. Sanırım, varlık (being) ile varoluş (becoming) arasındaki çelişkiyi ya da iç içeliği bundan daha iyi anlatan bir cümle olamaz. </p>



<p><strong>Kendi
kendine kendini organize eden sistemler</strong></p>



<p>Kendini bakterilerle, virüs ve mikroplarla
olduğu kadar dinozorlardan tutun da sivri burunlu farelere, lemurlara,
ihtiyazorlara, bitkilerden böceklere, balıklara ve insana kadar enva-i çeşit
biçime dönüştürerek gerçekleştiren canlı bir organizma demek mümkün kâinat
için. Hatta, bu organizmaya jeolojik oluşumlar olan dağları, dereleri, vadileri
ekleyebileceğimiz gibi insansal anlam, değer ve kuralları da katabiliriz.
Ancak, üç boyutlu mekân ve doğrusal/çizgisel zaman algımız bütün bu şeyleri
(süreçler) bizden ayrı ve birbirinden kopuk, yani müstakil olarak görme eğilimindedir.
Deliler, işte, bu bloke olmuş enerji kalıplarının (varlık) akmasına öyle ya da
böyle izin veren kişilerdir. Örneğin, sarhoş olup esridiğimizde, kısmen de
olsa, günlük, bildik dünyanın gerçekliğinden çıkıp daha farklı bilinç
düzeylerini yaşarız. Deliler bu okyanusta kontrolsüz bir şekilde batarlarken
normal dediğimiz insanlar inşa ettikleri gündelik yaşam adacığında yaşarlar. Sanatçılar
ise bu iki çelişik bilinç düzeyini bir yollu birleştirebilmiş insanlardır. Ancak,
kişi-üstü yaşantılardan referans alan bu insanların kesif gerçeklik ve üç
boyutlu mekân ve doğrusal/çizgisel zaman algısı için tehdit oluşturdukları, yani
tekin olmadıkları kesin. Hiyerarşik örgütlenmelerin sanatçılara karşı kuşku duymaları
bu yüzdendir. Her ne kadar sistemin içinde yer alsalar da, sanatçılar
akışkanlıklarla, akış ve oluşlarla bağlantılarını koparmazlar. </p>



<p>Nietzsche’nin sözüne geri dönecek olursak
kayanın aslında bir süreç olduğunu görürüz. Örneğin, şu her gün kullandığımız
kalemin kapladığı uzayda ağırlığı, biçimi, yani bir varlığı var. Ama aynı
zamanda da atomlar, atom altı parçacıkları, moleküller harıl harıl çalışıyorlar
kalemin içinde. Hareketli ve dolayısıyla da canlı bir şeydir kalem. Bu yüzden uyukluyor
gibi göründüğüne aldanmayın. Diyeceğim o ki, taş ya da kaya dediğimiz şeyler de
birer süreç, görece olarak katılaşmış akışlar ya da oluşlardır. Eğer hakikaten
görebilseydik aslında kalemin de tıpkı Nietzsche’nin kayası gibi dans eden bir
kaos olduğunu görürdük. Bu bağlamda, örneğin Sanskritçede cisim ya da nesne
sözcükleri yerine süreç, ilişki sözcükleri vardır. Zaten, bilim de nesnelerden
süreçlere geçerek nesne dediğimiz şeylerin süreçler içre süreçler, bir
ilişkiler ağı olduğunu kabul etme noktasında bir ‘zihinsel dönüşümün’
eşiğindedir. Şöyle de diyebiliriz: Hepimiz oluşlardan, yani süreçlerden, yani
ilişkilerden başka bir şey değiliz. Hatta, oluştan, oluşlardan başka bir
varlığımız yok. </p>



<p><strong>Peki
bütün bu varlıklar, biçimler, nesneler nerden geliyor?</strong></p>



<p>Heidegger, <strong>Being and Time</strong> (Varlık ve Zaman)’da “Niçin hiçbir şey yerine her şey var?”, diye sorar. Binlerce yıldır tartışılan, bir çoğumuzun zaman zaman kendine sorduğu, insanı çileden çıkaran, insanın canını yakan, “birazcık daha düşünecek olursam delireceğim” dediği bir sorudur bu. Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine ise böyle bir sorunun “anlamlı bir soru olduğundan emin olmadığını” belirterek “Belki de bu soru, dünyamızın dışında olan ve bu dünyayı yaratmakla yaratmamak arasında tercih yapabilen Biri’nin bakış açısıyla sorulabilir” der. Onun yerine, “sahi, en altta ne var” diye sormak daha anlamlı bir soru gibi geliyor bana. Çünkü, yukarıdan aşağıya değil de aşağıdan yukarıya bakmak, içeriden doğru bir bakış olacağından, bütünü anlayabilmek kadar kendi kendine, kendini örgütleme konusunda da bize birtakım ipuçları verecektir. </p>



<p><em><strong>Sahi
en altta ne var?</strong></em></p>



<p><em>Artaud’un bir şiirinde geçen </em><em>Organsız Beden</em><em>’den söz etmek istiyorum burada. Ancak, organsız beden, en altta yer
almakla birlikte hiçbir şeyin dayanağı ya da üzerinde mekânın oluştuğu bir
yüzey değildir. İlle de tarif etmek gerekirse </em>“Katmanlaşmamış,
şekilsiz, yoğun maddedir, yoğunluk matrisidir, yoğunluğu sıfıra eşit maddedir… Sıfırdan
başlayan yoğun bir büyüklük olarak gerçeğin üretilmesidir.”<a href="#_ftn1">[1]</a> de
diyebiliriz. “Organsız beden” tamlamasını alıp biyolojik, sosyolojik, kültürel
süreçlere olduğu kadar jeolojik süreçlere de aktaran Deleuze ve Guattari’ye
göre bütün bu süreçler “organsız beden”deki geçici ve kısmi oluşumlar,
pıhtılaşmalardır. Tabii bu pıhtılaşmalarla “organsız beden” ya da uzay-zaman
arasındaki karşılıklı yoğun geri beslemeyi hep göz önünde bulundurmak
gerekiyor.</p>



<p><strong>Organsız
Beden</strong></p>



<p>David O. Russell’ın &nbsp;&nbsp;<strong>I Heart Huckabees</strong>/ I
Love Huckabees (Tesadüfleri Seviyorum) (<strong>Jason Schwartzman</strong>, <strong>Isabelle
Huppert</strong>, <strong>Dustin Hoffman</strong>, <strong>Lily Tomlin</strong>) adlı filminde, Dustın
Hoffman elinde bir battaniyeyi tutarak “Bu battaniye dünyadaki bütün madde ve
enerjiyi temsil ediyor diyelim” der ve öyle görünüyor ki böylelikle <em>Organsız Beden</em>’e giriş yapar: Bu
bağlamda, ‘her birimiz, battaniye üzerindeki ayrı ayrı, irili ufaklı
kabartılarından biriyiz’ demek mümkün. Örneğin, başka kabartılar daha yapalım,
onlar da kanser ya da orgazm ya da kin, kalleşlik, hasret olsun.&nbsp; Ya da aile, kabile, klan… Sahi bir dağı
ütülesek ne kadar cevher eder? Her şey, yüzeyde, birbirinden ayrı görünse de
varoluş sahanlığında birbirlerinin içine geçmişlerdir. Bu anlamda, bizim
çiçeklenen bir ağaçtan, bir dağ oluşumundan en azından teknik olarak bir
farkımız yok. Tıpkı yeryüzü şekilleri gibi, varoluş şekilleri var diyebiliriz. Diğer
yandan ise kâinat oluşan bir şey, kendi kendine, kendini var ettikçe varolan,
var oldukça da kendini var eden bir organizma/sistem. Bizler her ne kadar
‘olmak tabanlı’ bir zihniyetle hareket etsek de özde ‘oluş tabanlı’yız. Bir
akış, bir sel&#8230; Deleuze’e göre insanların en korktukları şey de sel. Yani bir
şeyin bizi sürüklemesini, bir şeye kapılıp gitmek istemiyoruz. Ama nafile!
Umberto Eco’nun, <strong><em>Açık Yapıt </em></strong>adlı muhteşem kitabında gösterdiği gibi “evrensel
entropi eğrisi” her an iş başındadır ve bizim sahile/hayata bırakmaya
çalıştığımız ayak izlerini bir darbe ile siler atar. Sonra yeniden, tıpkı <strong>Sisyphos Efsanesi</strong>’nde olduğu
gibi. Her nesil yeniden başlar. Ancak, yine de “incelikli bir umut
duygusu” da yok değildir hani. Umalım ki 2015 (2015 tane 1’dir) yılı kaosun
kalbinden bize kozmik dengeye açılan bir kapı olur. Öyledir, her hastalık yeni
bir sağlık arayışıdır. Öyledir, her yeni yıl kolektif bir sezgisiyle o kapının
açılmasını beklediğimiz için, her şeye rağmen, coşkulu ve umutluyuzdur.</p>



<p>Oluşmanın yerine
olmak. Olan şey, göçebe oluşun tam tersidir. Böylece kasabalara, şehirlere,
anlam, değer ve kurallara yerleşilir. Sınırlar, çitler, duvarlar böyle böyle
ortaya çıktı. Süreç düşüncesinde yapısal hiçbir şey bulamazsınız, bu yüzden de
giriş, gelişme ve sonuç ya da temel, temel kazma, dolayısıyla yapı diye bir şey
yoktur. Yapı yoksa kirişler, kolanlar da olmayacaktır. “Yükseltin tavan
kirişlerini ustalar” diyordu Salinger, Amerikalı. ‘Özgürlükler coğrafyası’
belli ki dar geliyordu. Darlığı ortadan kaldırmak için en iyisi kirişleri (kirişi)
kırıp kaçmak. Gelecek ise ancak başımıza geldikten sonra bilebileceğimiz bir
şey. </p>



<p>Ne diyordu Sartre: “İnsan asla bilemeyeceği
bir hakikatin işçisidir.”<br></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> Çizgisel Olmayan Tarih/ Bin Yılın Öyküsü, Manuel De
Landa (Çeviren: Ebru Kılıç), Metis Yayınları, İstanbul, 2006,s. 337. </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/">VARLIK ve OLUŞ/UM</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/01/varlik-ve-olus-um/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2531</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
