<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öfke arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/ofke/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/ofke/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 May 2024 06:04:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>ÖFKE – Türk Çürümesinde Sanatın Rolü/Osman Çutsay</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2024/05/02/ofke-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2024 06:04:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Tweet]]></category>
		<category><![CDATA[çürüme]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sol]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=7758</guid>

					<description><![CDATA[<p>"ÖFKE, son yarım yüzyılda Türk çürümesinin sanat sayesinde nasıl yayıldığını anlatıyor..."</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/05/02/ofke-2/">ÖFKE – Türk Çürümesinde Sanatın Rolü/Osman Çutsay</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">ÖFKE, &quot;Hesaplaşma notları&quot;, &quot;Türk Çürümesinde Sanatın Rolü&quot;&#8230; &quot;Ya soL Türkye ya yok Türkiye&quot; diyen Osman Çutsay&#39;dan. <a href="https://t.co/Vc9HqoiTPS">pic.twitter.com/Vc9HqoiTPS</a></p>
<p>&mdash; Uluer Aydoğdu/Yeryüzü Yeniği (@ulueraydogdu) <a href="https://twitter.com/ulueraydogdu/status/1727352511009632443?ref_src=twsrc%5Etfw">November 22, 2023</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>30 Mart</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/05/02/ofke-2/">ÖFKE – Türk Çürümesinde Sanatın Rolü/Osman Çutsay</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7758</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2023/03/30/ofke/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 07:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[şiir kerimdir]]></category>
		<category><![CDATA[sol]]></category>
		<category><![CDATA[zalimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=5922</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Ya soL Türkiye ya yok Türkiye&#8221; diyen Osman Çutsay hocamdan ÖFKE: &#8220;Öfke&#8217;li bir kitap bu: ÖFKE &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü. Yıkımımızın ve yeniden doğuş olanaklarımızın entelektüel şifrelerini çözmeye çalışıyor. Büyük gericiliğin gerçek kaynaklarının yanlış yerlerde aranmasına itiraz ediyor. Türk-İslam sentezi ile ona tepki olarak doğan &#8220;demokratik-etnik-dinsel-liberal tepkilerin&#8221; nasıl bütünsel bir gericilik oluşturduğunu irdeliyor. Tabii [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/03/30/ofke/">Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Ya soL Türkiye ya yok Türkiye&#8221; diyen Osman Çutsay hocamdan ÖFKE:</p>
<p>&#8220;Öfke&#8217;li bir kitap bu: ÖFKE &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü.<br />
Yıkımımızın ve yeniden doğuş olanaklarımızın entelektüel şifrelerini çözmeye çalışıyor. Büyük gericiliğin gerçek kaynaklarının yanlış yerlerde aranmasına itiraz ediyor. Türk-İslam sentezi ile ona tepki olarak doğan &#8220;demokratik-etnik-dinsel-liberal tepkilerin&#8221; nasıl bütünsel bir gericilik oluşturduğunu irdeliyor. Tabii bol bol örnek vererek&#8230;<br />
Kitabın temel tezi: Solun pelerini altında Türkiye&#8217;yi ve onun sosyalist yeniden doğuş olasılığını topa tutanlar, asıl ve en etkili gerici odaktır. Demokrattırlar, doğru. Yani, sadece açık faşist ve/veya islamofaşist gericilere değil, &#8220;demokrat gericilere&#8221; karşı da entelektüel şiddet çağrısında bulunmak gerekiyor.<br />
ÖFKE, son yarım yüzyılda Türk çürümesinin sanat sayesinde nasıl yayıldığını anlatıyor ve Türkiye kültür endüstrisinin rakipsiz sahibi &#8220;Belge&#8217;li Birikim Gericiliği&#8221;nin etki alanlarını deşiyor..<br />
&#8220;Hesaplaşma notları&#8221; da diyebiliriz.<br />
Hafta sonundan itibaren kitapçılarda&#8230; Galiba şimdiden şurada:<br />
http://www.idefix.com/kitap/ofke-osman-cutsay/tanim.asp?sid=FXF5LFMLZ3M4UFDEJ8ND&#8221;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;nin yıkım sürecini sanat dünyasına egemen &#8220;aydınlatıcılara&#8221;, dincileri de liberallere borçluyuz. Etnik ve dinsel delirium&#8217;un bir cehenneme çevirebileceği Anadolu&#8217;da, felaketimizin sahiplerini alışılmış sağda aramayalım. Onların etkisi dar. Asıl &#8220;müsebbip&#8221;, sola bulaşanlar arasındadır: Türkiye&#8217;yi, sanatın ve sanatçının her türlü ileri, sosyalist arayışı boğazladığı bir siyasal coğrafya haline getirenler, pek bir demokrattır. Türk gericiliğinin başarısını, Murat Belge&#8217;den Adalet Ağaoğlu&#8217;na, Nedim Gürsel&#8217;den Orhan Pamuk-Elif Şafak-Ahmet Altan üçüzlerine, onlardan da günümüz &#8220;Türk şairlerine&#8221; uzanan çok geniş bir hatta görmek zorundayız. Türkiye&#8217;ye diz çökertenler, her biri diğerinden daha demokrat bir &#8220;sanatçı ordusu&#8221;dur. Klasik sağ, bunları kullandı. Her biri sermayenin şu veya bu kolunun tetikçisiydi. Açıkçası, Büyük Nâzım&#8217;a bakarak, sanat dünyamızdaki tek tük devrimci çıkışları fazla abartmayalım.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi çökerten bu sermaye zihnini, bu teknokrat nefreti açıkça itiraf etmek zorundayız: &#8220;Sanat ve sanatçılarımız&#8221;, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ileriye doğru sıçramasını, eşitlikçi ve özgürlükçü bir sol cumhuriyet halinde insanlık ailesi içindeki onurlu yerini almasını hiç istemedi. &#8220;Başarılı sanatçılarımız&#8221;, böyle aşkın bir hedef güdenleri topa tutmayı hep en temel görevi saydı. Korkunç bir nefret karşısındayız.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi tarihsel bir meşruiyetin ürünü olarak gören ve onu sosyalist bir aşkınlıkla ileriye taşımak isteyenleri dinci, milliyetçi veya demokrat gerekçelerle topa tutanlar, bu cumhuriyeti ve kurumlarını 1923&#8217;ten itibaren &#8220;anomali&#8221; sayan devrim düşmanları karşısında öfkesiz mi kalmalıydık? Hesap soruyoruz.&#8221;<br />
(Tanıtım Bülteninden)</p>
<p>Son bir not, o da benden:</p>
<p>Bu bağlamda günümüzde yazılan şiire, bu şiirin sözde altyapısı hakkında yapılan lakırdılara, içi boş, içi kof, gerici ve yobaz Türkiye&#8217;nin boy aynası yazılıp çizilenlere bakıyorum da: Şimdi bir; Günümüz şiiri için hayattan atılmış/çıkarılmış; umudu, kavgası, amacı olmayan, emperyal odakların tam da istediği gibi &#8216;ahı gitmiş vahı kalmış&#8217; şairlerin iç çekişleri/iç döküşleri diyebilir miyiz? Kaldı ki bir iç döküşten söz etmek bile zor çünkü insanın bir içinin kalmadığını söylemek mümkün. İnsanın içinin, o hakikiliğinin, doğallığının liberal/emperyal narkoz altında değiştirildiğini düşünüyorum ben. Bu nedenle o iç sesin güvenirliği de kalmamıştır. Ne dersiniz?; iki, 1980 sonrası bireyci mırıltılarla laf hokkabazlığının geçerli olduğu bir çeşit &#8216;molla şair&#8217; tipi ortaya çıktı. &#8220;Ölüm adın kalleş olsun&#8221; demişti Enver Gökçe. Ben de çekildiğiniz, sözüm ona mevzilendiğiniz mağaralardan oraya buraya tıslayan şairler adınız kalleş olsun diyorum. Neymiş efendim aslolan şiirmiş. Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır, değil mi?; üç, Dilin, hatta şiirin bittiği yerde imgelem başlar. Tahayyül gücü demek de mümkün imgelem için. Var olandan farklı bir dünya tasarlama ya da böyle bir dünyanın resmini çizebilme gücü. Bu bağlamda imgelem nelere kadirdir?; dört, “Demeyecekler: Karanlıktı o sıralarda günler, geceler./Ama diyecekler: Bu ülkenin şairleri neden sessizdiler?&#8221;, diye soruyor BERTOLT BRECHT. Sahi şairler neden sessizler?&#8230; (http://zaferyalcinpinar.com/poetika2013.pdf)</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/03/30/ofke/">Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye, seni direnirken sevmek aşkların en güzeli</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2022/08/28/turkiye-seni-direnirken-sevmek-asklarin-en-guzeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 07:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[direniş]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[küfürromanları]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=5768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yalçın Küçük, “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular. Özellikle de Küfür Romanları bu bağlamda yeniliğini hala koruyor. Osman Çutsay, “Öfke/ Türk Çürümesinde Sanatın Rolü”, adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye bir kayıt koyar. Önemlidir.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2022/08/28/turkiye-seni-direnirken-sevmek-asklarin-en-guzeli/">Türkiye, seni direnirken sevmek aşkların en güzeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yalçın Küçük, “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular. Özellikle de Küfür Romanları bu bağlamda yeniliğini hala koruyor.</p>
<blockquote><p>Osman Çutsay, “Öfke/ Türk Çürümesinde Sanatın Rolü”, adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, <strong>emekçilerimizin</strong> ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye bir kayıt koyar. Önemlidir.</p></blockquote>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2022/08/28/turkiye-seni-direnirken-sevmek-asklarin-en-guzeli/">Türkiye, seni direnirken sevmek aşkların en güzeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2020 07:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Belgeli]]></category>
		<category><![CDATA[Birikim]]></category>
		<category><![CDATA[Gel öpem seni]]></category>
		<category><![CDATA[görebilen gözler]]></category>
		<category><![CDATA[görmek]]></category>
		<category><![CDATA[Görmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür Romanları]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[Özür]]></category>
		<category><![CDATA[serap]]></category>
		<category><![CDATA[Stockholm sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[ters serap]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osman Çutsay, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak&#8221;ın isimlerini sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/">En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/1596799744463_uvercinka-70.-facebook-1.jpg?w=717" alt="" class="wp-image-4580" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/05/osman-c387utsay-c396fke-1.jpg?w=386" alt="" class="wp-image-1772" /></figure>



<div class="wp-block-image is-style-default"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/0000000356247-1.jpg?w=270" alt="" class="wp-image-4797" /></figure></div>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak&#8221;ın isimlerini sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek olan var mı?” diye sorar: “Herhalde yoktur”. Yalçın Küçük ise “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”nda “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ah, evet bir sürüler. Yalçın Küçük, &#8220;sürüleştirmek için sürüleştiler&#8221;, diyordu. Kimi “uvertürdür”, kimi de ‘asçürütücü’ ve ‘asyıkıcı’. Gördük, biliyoruz, yaşadık koro/sürü halinde “Yıkın, daha çok yıkın haykırışında&#8221; olmuşlardır hep. Üstelik utanmazlar: “Yıkıntıdan şehvet çıkarıyorlar” bir de.</p>



<p class="has-medium-font-size">Sürünün elebaşları, Yalçın Küçük’te, “Murat Belge, Ahmet Altan, Orhan Pamuk ve daha önceki kuşaktan Kemal Tahir’dir”. Osman Çutsay ise Murat Belge’yi, yani “Belge’li Birikim Gericiliği”ni baş sıraya koyar. “Türk edebiyatına girip Stockholm sendromunu andırır bir tutkuyla sahip çıkan solcularımız, sürekli dövülen çocuklar gibiydi. Birçoğu “dayak arsızı” oldu ve bu nitelikleriyle de birer karşıdevrim militanı olarak kariyer yapabildiler” dediği “dayak arsızı kariyeristler galerisi”nde tabii başka isimler de var: “Fethi Naci’nin yetiştirmesi Semih Gümüş” ve Semih Gümüş’ün “bir başka versiyonu “tanıtman” Ömer Türkeş”, örneğin. “Bunlar bir dönemin “solcu” gençleri. Bunlara Metin Celal, Haydar Ergülen, hatta Nurdan Gürbilek gibi isimler de eklenebilir.” Öyledir, Türk edebiyatı bunlardan sorulur ama “Sol inadın bu edebiyatta bir yeri olabilir mi?”</p>



<p class="has-medium-font-size">Haydar Ergülen, olmayan şeyleri görerek serap görmüş, olabilir. Ancak apaçık ortada olanı görmemesine ne demeli peki? Bu da tersinden seraptırtır, öyle değil mi? Şimdi de kalkmış kandırıldım diye özür diliyor ama bahaneler üretip haklı çıkmaya, gerçekliği yontup kendine göre düzenlemeye ve kendini temize çıkarmaya çalışmaktan başka bir şey değil yaptığı. Özrü kabahatinden, kabahati özründen büyük. Tipik bir girdap işte, dönüp duruyor, debelenip, çırpınıp duruyor. </p>



<p class="has-medium-font-size">Girdaplarla gürül gürül akan nehirler arasında bir gerilim vardır. Takılıp kaldıysan bir yerlere gözünün önündekini görmezsin, göremezsin. Ve yeniden akışa, varoluşa dönmek zordur. </p>



<p class="has-medium-font-size">En zor olan ise apaçık ortada olanı görmektir kuşkusuz. Görenlere selam olsun.</p>



<p class="has-medium-font-size">Burada alıntılar yaptığım, <strong>Gel Öpem Seni Yeni Bir Dilsen</strong> (Üvercinka, Temmuz 2015, Sayı 9) adlı yazımın tamamı için:</p>



<p class="has-medium-font-size"><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="iqZwK0ORCE"><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Gel öpem seni yeni bir dilsen&#8221; &#8212; Uluer Aydoğdu" src="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/embed/#?secret=5neMiuwHpL#?secret=iqZwK0ORCE" data-secret="iqZwK0ORCE" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/">En zor olan apaçık ortada olanı görmektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/21/en-zor-olan-apacik-ortada-olani-gormektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4795</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gel öpem seni yeni bir dilsen</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 14:57:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür Romanları]]></category>
		<category><![CDATA[LE RETOUR DE LA COLONNE DURUTTI]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[osman çutsay]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4408</guid>

					<description><![CDATA[<p>-suyumuzda koklaşmak da var birbirimize girişmek de Yalçın Küçük’ün, “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”, ‘sath-ı müdafaa’ kitabıdır ki o satıh Cumhuriyet’tir, ilerici/ilerlemeci anlam, değer ve kurallar toplamıdır. Kitabını, “Cumhuriyet Düşmanları ile Savaş Kitabı’dır”, diye imzalamış, kendisine, onun kaburgalarımın arasındaki minik gök cisminin selamını yazıyorum.  Bir şarkısında “yenilmedim ki” diyor Selda Bağcan. Öyledir; asıl varlığı ‘oluşmak’, ‘ilerlemek’, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/01/20191203_155935.jpg?w=574" alt="" class="wp-image-3777" /></figure>



<p class="has-medium-font-size"><em>-suyumuzda koklaşmak da var birbirimize girişmek de</em></p>



<p class="has-medium-font-size">Yalçın Küçük’ün, “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları”, ‘sath-ı müdafaa’ kitabıdır ki o satıh Cumhuriyet’tir, ilerici/ilerlemeci anlam, değer ve kurallar toplamıdır. Kitabını, “Cumhuriyet Düşmanları ile Savaş Kitabı’dır”, diye imzalamış, kendisine, onun kaburgalarımın arasındaki minik gök cisminin selamını yazıyorum. </p>



<p class="has-medium-font-size">Bir şarkısında “yenilmedim ki” diyor Selda Bağcan. Öyledir; asıl varlığı ‘oluşmak’, ‘ilerlemek’, ‘burada kalmamak’ olan yenilmez. İnsanın özünde pervasızlık, akış ve başkaldırı vardır. Biz o özü gürleştiriyoruz, o öz yenilmez! Ölümsüzlük mü, işte budur. İnsan özünde devrimcidir.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Ve bu, bir ‘taksim’dir, fasıl az sonra, böylece başlıyoruz, başlamak çerçeveye girmektir, değilse yoksundur.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Çizgisel hat, mevziden çıkıp ‘satıh’a, <em>seni direnirken sevmek aşkların en güzeli Türkiye</em>, giriş yazısıdır bu yazı: Geçti ‘hattı müdafaa’ devri, sürdüm kalbimi ve aklımı bütün satıh vatana, bütün satıh Cumhuriyet’e, bütün satıh insana! Öyle.</p>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay’ın, “Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü” adlı son kitabında “Sanatı çok önemseyenler, ülkemizin, emekçilerimizin ve dilimizin emperyalizme satılmasına en iştahlı bir biçimde teslim ve teşne olanlardı” diye bir kayıt koyup “Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, küçük İskender, Elif Şafak…” gibi isimleri sıralar ve “Bu isimlerin birer direniş abidesi olduğunu ileri sürecek olan var mı?” diye sorar. Cevap kesindir: “Herhalde yoktur”. Yalçın Küçük de, kitabında “Cumhuriyet’i çökertme savaşının; edebiyat, düşün ve yayın cephesinde başladığını” sık sık vurgular.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Asyıkıcı Cephe</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Açıkça “Cumhuriyet’in karşısında”lar ve bir sürüler. Yalçın Küçük’ten hareketle, insanı sürüleştirmek için sürüleşmişlerdir. Sürü olunca ağıllar da olacaktır tabii, geleceği ortadan kaldırınca çoğunluğun yönelmekte zorlanmayacağı, bir “deh, yürü” demenin yeterli olduğu… Kimi “uvertürdür”, bunların,  “irili ufaklı piyasa dergilerinin neredeyse tüm ucuz şöhretleri”, kimi de ‘asçürütücü’ ve ‘asyıkıcı’. Öyle ki, gördük, biliyoruz, yaşıyoruz koro/sürü halinde “Yıkın, daha çok yıkın haykırışındadırlar”, ve üstelik utanmazlar: “Yıkıntıdan şehvet çıkarıyorlar” bir de. Bu sürünün elebaşları, Yalçın Küçük’te, “Murat Belge, Ahmet Altan, Orhan Pamuk ve daha önceki kuşaktan Kemal Tahir’dir”, örneğin. Osman Çutsay ise Murat Belge’yi, yani “Belge’li Birikim Gericiliği”ni baş sıraya koyar. “Türk edebiyatına girip Stockholm sendromunu andırır bir tutkuyla sahip çıkan solcularımız, sürekli dövülen çocuklar gibiydi. Birçoğu “dayak arsızı” oldu ve bu nitelikleriyle de birer karşıdevrim militanı olarak kariyer yapabildiler” dediği “dayak arsızı kariyeristler galerisi”nde tabii başka isimler de var: “Fethi Naci’nin yetiştirmesi Semih Gümüş” ve Semih Gümüş’ün “bir başka versiyonu “tanıtman” Ömer Türkeş”, örneğin: “Bunlar bir dönemin “solcu” gençleri. Bunlara Metin Celal, Haydar Ergülen, hatta Nurdan Gürbilek gibi isimler de eklenebilir.” Öyledir, Türk edebiyatı bunlardan sorulur ama “Sol inadın bu edebiyatta bir yeri olabilir mi?” </p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yeni olmanın ilkesi</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Yalçın Küçük, kitabının önsözü’nde bir şeye yeni demekle, o şeyin yeni olamayacağından hareketle “<strong>Yeni Roman</strong> hiçbir zaman yeni olmadı. Çünkü <strong>yeni</strong> olmak isterken <strong>roman</strong> olma niteliklerini yitirdi” diyor. Bu saptama şiir için de doğrudur: Nazım Hikmet’i, “onun tetiklediği 40 Kuşağı”nı ve kısmen de İkinci Yeni’yi bir kenara koyarsak, Türk şiirinin yeni bir şiir oluşturamadığını, yaratamadığını söylemek mümkün. Yeni olmak isterken şiir olmaktan çıkmış, şiir olma niteliklerini yitirmiştir. Dolayısıyla şiir olma özelliklerini yitirmiş metinlere şiir diyemeyeceğimiz için bu ‘şeylerin’ şiir bağlamında yeniliğinden de söz edemeyiz.&nbsp; Ancak, bu doğrultuda devam edebilmemiz için, öncelikle hakikaten “Şiir nedir?” diye sorup cevap vermemiz gerekiyor.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Şiir sayıklamak</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Soralım öyleyse: Şiir nedir? Birçokları için edebiyattır, sanattır, sayıklamadır vs., ama örneğin Onur Behramoğlu, şiiri “edebiyat değil başkaldırı sayar”. Şiirin ‘ne olduğuna’ dair sıkı bir saptamadır bu. Ben de; şiir sanat değildir, şair varoluşun eşiğinde ölümcül/gülümcül sıçramalar yaparak konuşur demiştim geçmişte. İnsanın verili olana karşı direnişini, isyanını dile getirir, ancak son elli yıldır giderek “çürümeyi, şizofrenik dünyaları anlatmanın aracısı” olmuştur. Şunu söylemeye çalışıyorum: Şiirde bir ‘durmayarak durma’, ‘burada kalmayarak burada kalma’ refleksi vardır ki böylece hep yenidir zaten, hiçbir zaman eskimez. Tabii şiirin dünya hakkında bir dünya, evren hakkında bir evren olduğunu da unutmadan, dünyanın ya da evrenin kendi kendine attığı bir isyan çığlığı, bir sesleniş, bir çağrı olduğunu söylemek de mümkün. En azından iktidar aygıtına, baskıya, zulme karşı bir ‘pahalıya mal olma makinesi’dir. Şimdi anlıyor musunuz, yukarıda tarif ettiğimiz bağlamda, şiiri neden sevmediklerini ve sloganlardan korktuklarını. Öyledir, Osman Çutsay’ın vurguladığı gibi “eski bir çaresizliği yineliyor ve karşıdevrimci bir arka planı” olduğu için sloganlardan da ödü kopar bu iktidar aygıtı ve onun memuru ‘çürütücü’ ve ‘yıkıcı’ tayfanın, mahzuru yok, kopsun: Şiir vardır, iyi ki, başka dünyalara inanalım diye.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Sabit ya da süreksiz akıl var olanı, eskiyi, verili olanı abartır, etrafımız bunlarla doludur, hangi şairin altını kaldırsak bir katılık vardır, eskiye övgü; sanat, sanat içindir kandırmacılığı, iç dökme histerisi… İlerici/ilerlemeci bakış ise var olanı, eskiyi “önemine indirir”: Geçmiş, geçmişte kalmıştır. Bu yüzden bunların yeni bir yol açamayacağı, hayata yön veremeyeceği kesin! Şöyle bir bakıldığında bile, özellikle de 80’den sonra, birkaç istisna dışında, Türk şiirinin ka’ale, çerçeveye alınabilecek bir isim çıkarmadığı, çıkaramadığı hemen görülecektir. Baskıcı, zorba sistemin son zamanlarda herhangi bir şairi tehdit olarak görüp ciddiye aldığını bilen, gören, işiten var mı? Yoktur. Çünkü direnen, insanın alçalışına karşı koyan, bu ‘satha’ yayılan bir şair yok. Şiirin, başlı başına, bütün olarak bir “reddiye” olduğunu unutmuş görünüyor şairler. İmgeveleyip duruyorlar işte. Sözüm ona sanat yapıyor ‘iç’lerini döküyorlar. Sanki bir ‘iç’leri varmış, sanki ortada bir ‘iç’ kalmış gibi Bu yüzden, herhangi bir tehdit, yani şiir içermediklerinden kimsenin umurunda bile değiller.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yeni dedikleri Türkiye</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Türkiye, doğrudur, “yeni” Türkiye’dir, ancak burada “yeni” sözcüğü sizi yanıltmamalı. Türkiye, ilerlemeci, ileri bir çerçeveye girmemiş, aksine eskisinden daha köhne ve geri bir yapıya sokulmuştur. Gericiliğin tersyüz edilerek “yeni” diye yutturulmaya çalışıldığından söz ediyorum. Yarım asırdır verilen narkoz altında (milliyetçilik, dincilik, liberalizm, demokrasi), Türkiye’nin, gericiliğe, gerilemeye direnmesi gereken iç organlarının değiştirilmesinden&#8230; Olan budur, “1923 İlerlemeci Projesi”ni, bu dinamiği ölümcül/gülümcül sıçramalara uğratarak hakikaten “yeni” süreçlere taşıyabilecek hayati organlar hemen hemen ortadan kaldırılmış, “yeni” Türkiye görüntüsü altında gerici bir bakış ve estetik aşama aşama bünyeye aşılanmıştır. Apolitik diyorlar ya, Osman Çutsay’dan hareketle söyleyecek olursam, tam tersine ben bu zihniyeti, dolayısıyla da yazılan şiiri, yapılan edebiyatı tepeden tırnağa politik buluyorum. Tam da bu yüzdendir bugün yaşadığımız tepkisizlik. Bu tepkisizliği, ‘şiirsizlik’ diye de okuyabiliriz. Diyeceğim, yazılan şiirin herhangi bir direniş göstermemesine birileri şaşıradursun bizim için sürpriz değildir. Hani soruyor ya Brecht, “Demeyecekler: Karanlıktı o sıralarda günler, geceler/ Ama diyecekler: Bu ülkenin şairleri neden sessizdiler?” diye, işte yapılan operasyondan dolayıdır; ilahi Brecht!.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>İhanete ve alçaklığa methiye</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Sahi direnmek neydi, nasıl bir şeydi? Bilen var mı acaba? Sanmıyorum.</p>



<p class="has-medium-font-size">Osman Çutsay, kitabında, “1923 Projesi”nin, “1917 Ekim Devrimi”nin ebeliğinde doğmuş ilerici bir hamle olduğunu sık sık vurgular. İşte bu “1923 Projesi” Türkiye’den çıkmıştır Orhan Pamuk. Yalçın Küçük’ten menevişlenerek bir çeşit Milan Kundera sayabiliriz kendisini. Öyledir, Yalçın Küçük’ün üstüne basa basa vurguladığı gibi, bir Milan Kundera çıktı, sosyalist bir ülkeden zuhur etmişti, ihanete ve alçalmaya methiye düzüyordu, ödüle boğdular, tabii Nobel için de sıraya koydular ve Türkiye’de yayınladılar. İşte bizim Orhan Pamuk da ‘asıl olan sanattır’ vs kıvırtmacılığı içinde gericiliğe, “ihanete ve alçalmaya methiye düzecek” ve Nobel ödülünü alacaktır. Böylece “Yeni” Türkiye’ye iyice girmiş olduk. “Başkaldıran İnsan”ı, “hayır” demeyi unutmuş, emperyalizmin, neoliberalizmin, demokrasiciliğin önlerine koyduğu yemeği bir köpek sadakati ve iştahıyla yiyen “ilerici”lerden söz ediyoruz. Var olana, onun iktidarına yapışıp kalmışlardır. Bu yüzden yapış yapışlar ve tazeliği, diriliği, yeniliği olmayan bir bakışları var hayata karşı. Dolayısıyla da siyasete de, sanata da, şiire de öyle bakıyorlar. Ancak, yalnızca ‘tiksinti’ veriyorlar.&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Bünyeye musallat olmuş bu ‘çürütücü’ tayfayı her yerde görebilirsiniz. Onlardan uzak durayım, ne haltları varsa görsünler diyemeyeceğimiz, yaşamın rezil ve kepaze bir hayatta kalma, survivor, şovuna indirgendiği bir uzay-zaman diliminde yaşıyoruz. Yok, yaşamaktan korkuyor, öylece beklemeyi, (“<em>bütün bekleme salonları dinamitlenmeli”)</em>, yaşamak sanıyor bunlar. Etrafımız, derdi ‘yaşamamak’ ve yaşamı, yaşamak isteyeni çürütmek, cezalandırmak olan, alçalmaya, ihanete ve hainliğe acayip düşkün bir güruhla çevrili. Tabii, bunların yaptıklarına siyaset ya da sanat ya da edebiyat diyemiyoruz. Hele hele, şiir hiç. Bu yüzden, bu yazı çürümeye, alçalmaya, gerilemeye karşı bir savaş yazısıdır da. Çünkü çürük, ‘alçak’ ve geri ve bunu etraflarına bulaştırma işindedirler. Bundan başka bir işlerinin olmadığını görüp yaşadık. Bilinen bir şeydir; çürük, çürük olmayan yerlere hızlıca bulaşır. Tam da bu yüzden Türkiye’deki çürümenin hızına hiç şaşırmıyoruz. Türkiye, Osman Çutsay’ın da ısrarla belirttiği üzere, <em>baştan değil her yerinden, neredeyse bütün olarak kokmaktadır</em>.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ancak, her şeye rağmen, bu çöplüğe, bu çöle, bu enkaza rağmen, Raoul Vaneigem’in LE RETOUR DE LA COLONNE DURUTTI (DURRUTİ KOLUNUN DÖNÜŞÜ) adlı çizgi romanda söylediği gibi “Bugünkü sefaletin yanında veya karşısında, tarihi elinizden alarak sizi yaşamaktan alıkoyan gücün yanında veya karşısında olmak” bağlamında, yıkımı yıkmak üzere, hakikaten yeni, sol bir Türkiye için -Osman Çutsay, “Ya sol Türkiye, ya yok Türkiye!” diyordu- önümüzdeki günlerde, yakında, az sonra İLERİCİ/İLERLEMECİ/DEVRİMCİ KOLUN DÖNÜŞÜ’nü hep birlikte yaşayıp göreceğiz.</p>



<p class="has-medium-font-size">Bu yağmur dinmez abi! </p>



<p class="has-medium-font-size">Çünkü; bu bir başkaldırı, bu bir döl, bu bir ısrar / ıtır ve hayatı müdafaa kokan. </p>



<p class="has-medium-font-size">Kaynakça:&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">1- Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları, Yalçın Küçük, Mızrak Yayınları, İstanbul, 2011.</p>



<p class="has-medium-font-size">2- Öfke &#8211; Türk Çürümesinde Sanatın Rolü, Osman Çutsay, Beyaz Baykuş Yayınları, İstanbul 2015.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Gel öpem seni yeni bir dilsen, Üvercinka, Temmuz 2015, Sayı 9.</strong></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/">Gel öpem seni yeni bir dilsen</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/gel-opem-seni-yeni-bir-dilsen-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4408</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
