Ana SayfaGenelHadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır

Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır

Yazar

Tarih

Kategori

“Ya soL Türkiye ya yok Türkiye” diyen Osman Çutsay hocamdan ÖFKE:

“Öfke’li bir kitap bu: ÖFKE – Türk Çürümesinde Sanatın Rolü.
Yıkımımızın ve yeniden doğuş olanaklarımızın entelektüel şifrelerini çözmeye çalışıyor. Büyük gericiliğin gerçek kaynaklarının yanlış yerlerde aranmasına itiraz ediyor. Türk-İslam sentezi ile ona tepki olarak doğan “demokratik-etnik-dinsel-liberal tepkilerin” nasıl bütünsel bir gericilik oluşturduğunu irdeliyor. Tabii bol bol örnek vererek…
Kitabın temel tezi: Solun pelerini altında Türkiye’yi ve onun sosyalist yeniden doğuş olasılığını topa tutanlar, asıl ve en etkili gerici odaktır. Demokrattırlar, doğru. Yani, sadece açık faşist ve/veya islamofaşist gericilere değil, “demokrat gericilere” karşı da entelektüel şiddet çağrısında bulunmak gerekiyor.
ÖFKE, son yarım yüzyılda Türk çürümesinin sanat sayesinde nasıl yayıldığını anlatıyor ve Türkiye kültür endüstrisinin rakipsiz sahibi “Belge’li Birikim Gericiliği”nin etki alanlarını deşiyor..
“Hesaplaşma notları” da diyebiliriz.
Hafta sonundan itibaren kitapçılarda… Galiba şimdiden şurada:
http://www.idefix.com/kitap/ofke-osman-cutsay/tanim.asp?sid=FXF5LFMLZ3M4UFDEJ8ND”

“Türkiye’nin yıkım sürecini sanat dünyasına egemen “aydınlatıcılara”, dincileri de liberallere borçluyuz. Etnik ve dinsel delirium’un bir cehenneme çevirebileceği Anadolu’da, felaketimizin sahiplerini alışılmış sağda aramayalım. Onların etkisi dar. Asıl “müsebbip”, sola bulaşanlar arasındadır: Türkiye’yi, sanatın ve sanatçının her türlü ileri, sosyalist arayışı boğazladığı bir siyasal coğrafya haline getirenler, pek bir demokrattır. Türk gericiliğinin başarısını, Murat Belge’den Adalet Ağaoğlu’na, Nedim Gürsel’den Orhan Pamuk-Elif Şafak-Ahmet Altan üçüzlerine, onlardan da günümüz “Türk şairlerine” uzanan çok geniş bir hatta görmek zorundayız. Türkiye’ye diz çökertenler, her biri diğerinden daha demokrat bir “sanatçı ordusu”dur. Klasik sağ, bunları kullandı. Her biri sermayenin şu veya bu kolunun tetikçisiydi. Açıkçası, Büyük Nâzım’a bakarak, sanat dünyamızdaki tek tük devrimci çıkışları fazla abartmayalım.

Türkiye’yi çökerten bu sermaye zihnini, bu teknokrat nefreti açıkça itiraf etmek zorundayız: “Sanat ve sanatçılarımız”, Türkiye Cumhuriyeti’nin ileriye doğru sıçramasını, eşitlikçi ve özgürlükçü bir sol cumhuriyet halinde insanlık ailesi içindeki onurlu yerini almasını hiç istemedi. “Başarılı sanatçılarımız”, böyle aşkın bir hedef güdenleri topa tutmayı hep en temel görevi saydı. Korkunç bir nefret karşısındayız.

Türkiye’yi tarihsel bir meşruiyetin ürünü olarak gören ve onu sosyalist bir aşkınlıkla ileriye taşımak isteyenleri dinci, milliyetçi veya demokrat gerekçelerle topa tutanlar, bu cumhuriyeti ve kurumlarını 1923’ten itibaren “anomali” sayan devrim düşmanları karşısında öfkesiz mi kalmalıydık? Hesap soruyoruz.”
(Tanıtım Bülteninden)

Son bir not, o da benden:

Bu bağlamda günümüzde yazılan şiire, bu şiirin sözde altyapısı hakkında yapılan lakırdılara, içi boş, içi kof, gerici ve yobaz Türkiye’nin boy aynası yazılıp çizilenlere bakıyorum da: Şimdi bir; Günümüz şiiri için hayattan atılmış/çıkarılmış; umudu, kavgası, amacı olmayan, emperyal odakların tam da istediği gibi ‘ahı gitmiş vahı kalmış’ şairlerin iç çekişleri/iç döküşleri diyebilir miyiz? Kaldı ki bir iç döküşten söz etmek bile zor çünkü insanın bir içinin kalmadığını söylemek mümkün. İnsanın içinin, o hakikiliğinin, doğallığının liberal/emperyal narkoz altında değiştirildiğini düşünüyorum ben. Bu nedenle o iç sesin güvenirliği de kalmamıştır. Ne dersiniz?; iki, 1980 sonrası bireyci mırıltılarla laf hokkabazlığının geçerli olduğu bir çeşit ‘molla şair’ tipi ortaya çıktı. “Ölüm adın kalleş olsun” demişti Enver Gökçe. Ben de çekildiğiniz, sözüm ona mevzilendiğiniz mağaralardan oraya buraya tıslayan şairler adınız kalleş olsun diyorum. Neymiş efendim aslolan şiirmiş. Hadi oradan be, şiir araçtır ve aslolan hayattır, değil mi?; üç, Dilin, hatta şiirin bittiği yerde imgelem başlar. Tahayyül gücü demek de mümkün imgelem için. Var olandan farklı bir dünya tasarlama ya da böyle bir dünyanın resmini çizebilme gücü. Bu bağlamda imgelem nelere kadirdir?; dört, “Demeyecekler: Karanlıktı o sıralarda günler, geceler./Ama diyecekler: Bu ülkenin şairleri neden sessizdiler?”, diye soruyor BERTOLT BRECHT. Sahi şairler neden sessizler?… (http://zaferyalcinpinar.com/poetika2013.pdf)

En çok okunanlar

En Son Yorumlar