<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>özyapım arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/ozyapim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/ozyapim/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Jul 2024 10:40:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Oluş için grizgah ya da manifesto -Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2024/07/07/kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jul 2024 10:25:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[termodinamik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeryüzü Yeniği]]></category>
		<category><![CDATA[döllemek]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[grizgah]]></category>
		<category><![CDATA[Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[özyapım]]></category>
		<category><![CDATA[özyıkım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=7999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hem özyapım hem özyıkımdır insan<br />
her an kendi şölenini kutlayıp<br />
her an kendi yasını tutan.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/07/07/kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/">Oluş için grizgah ya da manifesto -Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oluş için grizgah ya da manifesto</strong><br />
<strong>-Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</strong></p>
<p><strong><em>Fonda sıracalı ve alacalı bir neyin eşliğinde Koro:</em></strong></p>
<p>Hem özyapım hem özyıkımdır insan<br />
her an kendi şölenini kutlayıp<br />
her an kendi yasını tutan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayat, hayatta kalmaktan daha çok “… bir olanaklar alanı, seçim yapmaya (…) bir davettir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><em><sup><strong>[1]</strong></sup></em></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsan dünyayı ve kâinatı dışlayan bir içe kapanmıştır. Kendi kendine, kendini ‘içleyen’ bir dışarıdadır epeydir.</p>
<p>Kâinatın büyüsünü (kendi kendine, kendini soluyup, kendi kendine, kendini var edip var olan) dışarıda duran bir ‘efendiyle’, &#8216;otoriteyle&#8217; bozan insan kendi kendine, kendini, kendine (içeriden ve dışarıdan enerji akışlarının olmadığı kapalı bir alan) kapatıp kuşatmıştır.</p>
<p>Cyrano de Bergerac’ın <strong>L’Autre Monde, ou les états et empires de la lune du soleil</strong> adlı eserinde “bir ay filozofu Cyrano’ya dünyanın sonsuzluğundan, bu güzel ve düzen içinde çalışan koca evrenin kendi kendini yaratmış olduğunu da hayal edemeyen insan aklının <strong>Yaratılış</strong> <strong>düşüncesine</strong> başvurmak zorunda kaldığından” söz eder. Kendinde, kendi kendine, kendini var eden, var ettikçe de var olan ve var oldukça da var etmeye devam eden, yani durmayarak duran bir organizmayı hayal edemeyen insan, dizinin dibinden ayrılamadığı <strong>Yaratılış</strong> <strong>düşüncesine</strong> takılıp kalmıştır.</p>
<p>İnsanın, dışarının olmadığı bir içte/ içerinin olmadığı bir dışta -içerini ve dışarının ötesinde- oluştuğunun farkına varması sağlanmalıdır. Ancak ille de ikilikse buyurun, bir de buradan yakın, birgaripsigarayakış<strong>, </strong>fonda<strong> Schubert’in Piyanolu üçlüsü (</strong>Andante con moto, Piano Trio No. 2): Doğum dışa ölmekse ölüm içe doğmaktır.</p>
<p><strong>Schubert’in Piyanolu üçlüsü, </strong>çünkü, geçenlerde bir daha dinlerken, Marx, duyu organlarını çözümleyip insan-doğa içkinliğini “kulak,  sesli nesne müzikal olduğu zaman insanileşir” diye göstermişti,</p>
<p><em>Karşıt maddeden bir evde/karşıt güneşin vurduğu/karşıt bir masada /karşıt kahvaltımı yaparken/bütün ama gerçek/gerçek ama bütün olmayan/bir var bir yokşeyi atıştırdığımı/neysem, ne kadarsam/zihnimden yansıyarak/ bilincime, yani sahneye, perdeye çıkıp/gözlerimle tamamlanan uzay-zamanı yiyip içtiğimi </em>farkettim:</p>
<p><em>Böylelikle ben mümkün oluyordum/böylelikle rüzgâr esiyor, arabalar ilerliyor, yağmur yağıyordu/anahtar açıkken oluyordu bütün bunlar/zihin, bilinç, göz hattında dönüp duran bir trafik işte/bu kapalı devre sistemin/dalgalanma işlevini çökertip var ettiği/matematiksel bir kesitten başka bir şey değildi şu baktığım kaktüs/sahile kadar indiğimde/birer temsil olan evlerin, ağaçların, arabaların arasından/bir matematiği yürüyor/ağzını öptüğümde sarhoş edici bir matematikle kendimden geçiyordum/iç açılarının toplamı aşk olan tılsımlı bir geometriydin sen/önüme sonsuzluğun matematiğini koyuyordun daima/bir uzay-zamandan diğerine taşınıyor/faz geçişleri yapıyordum böylelikle /aşk halinden meşk haline/meşk halinden kuş haline/tatlı, ılık ve billurdan bir matematikti dokunduğum tenin/matematiği olmayan. </em></p>
<p><strong>Schubert’in Piyanolu üçlüsü</strong>’nde<strong> (</strong>Andante con moto, Piano Trio No. 2) piyano, keman ve çello üç ayrı kişidir ve bir yollu karşılaşmışlardır, rastlaşmalar güzeldir ve birbirleriyle muhabbete girişirler. Bu muhabbetten, bu etkileşimden anbean yeniden yapılanan bir örüntü oluşur. Ve bu örüntüler her seferinde bu üç enstrümanın toplamından daha fazla ve farklı konfigürasyonlardır. Tıpkı zihin, bilinç ve göz hattında işleyen trafiğin var ettiği örüntüler gibi. Bu yüzden tam tuttum, yakaladım derken bir anda avucumuzdan kayıp gider hayat, tam anladım derken başka bir şey oluverir.</p>
<p>Peki, öyleyse hayatın en üstün nesnesi nedir? Lawrence, “edebiyatın en üstün nesnesi, gitmek, gitmek, kaçıp kurtulmak, ufku geçmek, başka bir hayata girmek” diyordu. Bu doğrultuda doğmak da batmak da (ölmek) burada kalmamak, oluşmak, yerinde durmamaktır. Örneğin, “İşte Melville, kendini pasifiğin ortasında nasıl bulduysa” biz de kendimizi varoluşun ortasında öyle buluruz. Tıpkı Melville gibi “ufuk çizgisini geçeriz” her defasında. Doğum, batım; batım, doğumdur, burada kalmamak, kaçış çizgisi yapmak, “yersizyurdsuzlaşmaktır.”  Bunun ne olduğunu bilmeden yaşamak, belki de en önemli sorunumuz.</p>
<p>Ölümden daha doğumcul/doğumdan daha ölümcül bir kaçış çizgisi yok. Yani, birbirlerini tersten ‘aynalarlar’. Birbirlerini dışarlayıp, dışarlayan her şeyde olduğu üzere birbirlerini bütünlerler. Tıpkı cana kıymak ve yaratmak gibi.</p>
<p>Doğuşup doğuşup ölüşür, ölüşüp ölüşüp doğuşuruz ve bu usuldendir ve varoluşsal bir ders.</p>
<p>Sınırlı sistemler sonsuz ikilikler üretir. Bu <em>İskambil Kâğıtları Kulesi</em>’ni yıkmak için aradan herhangi bir kâğıdı çekmek yeterli olacaktır.</p>
<p>Amacımız ikiliklerin ötesinde bütün, ama gerçek, gerçek ama bütün olmayanın, varoluşun çoklu anlamı.</p>
<p>Öyleyse yoldan çık, seni yolda tutan, sanki varılacak bir yer varmış gibi, yolun iki tarafındaki bariyerleri yık.</p>
<p>İyi ve kötü iki horgörüdür.</p>
<p>Mesele varmak değildir, çünkü varılacak bir yer yok. Varamamak -zarların yuvarlanıyor oluşu-, bundan daha varoluşsal bir eylem olamaz, bir yola indirgenmek değil, dünyaya yayılıp dünyanın bize yayılmasıdır, çapraz koşular, alıp kaçmalar, kaçırılıp alınmalar.</p>
<p>Dünyayı, kâinatı ve elbette kendini 1 (bir), ama bir dolu/ bir dolu 1 (bir) gibi düşün.</p>
<p>Her kim ki kendi kendine, kendi canına kıyarsa kendi kendine kendini yaratmış olur ve bu, hiç kuşkusuz her seferinde yeni bir dünyadır.</p>
<p>Daima varlıkla yokluk arasında olacağız. Bu ortada kalmak değil ortada oluş demektir. Bir dalgalanma düzeneği, kıyıya vurup kaçma aleti, tahterevalli.</p>
<p>Yapıp ettiklerim kadarım. Yapıp ettiklerim kadar yapılıp edilirim ancak tek başına da değilim. Yani kâinatın ve dünyanın bütün oyuncuları da işin içinde. O gerçek olmayan bütünü ya da bütün olmayan gerçeği ikna etmeliyim.</p>
<p>Gerçek olamayacak kadar bütün, bütün olmayacak kadar gerçek oluş.</p>
<p>Göçebelerin daima burada kalmama berraklığı! Durmayarak durma ya da burada kalmayarak bir ‘burada kalış’ var.</p>
<p>Bu bir girizgâh mı? Yıkımı yıkmak, bitmeyi bitirmek için. <em>Çünkü “… </em>küçük veya büyük bir grubun liderinden Amerika Birleşik Devletleri’nin Cumhurbaşkanına kadar, psikiyatrdan genel müdüre kadar, bunlar aşkınlık darbeleriyle iş görürler…” ve “… onlar mahvetme ve örgütleme görevlerini çiğ bir vahşetle yürütürler.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p><strong><em>Aldı sözü </em></strong><strong><em>bir varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığım Goethe; Mephisto eliyle Faust’ta:</em></strong></p>
<p><em>“Hep yadsıyan o ruhum ben!</em></p>
<p><em> Çünkü oluşan her şey,</em></p>
<p><em> Yok olmayı hak eder…” </em></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>Henri Pousseur, SCAMBİ, adlı müzik parçasıyla ilgili olarak şunları söyler: “ SCAMBİ, bir müzik parçası olmaktan çok bir olanaklar alanı, seçim yapmaya açık bir davettir.&#8221; Açık Yapıt, Umberto ECO, Can Yayınları, İstanbul, 2001.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Les années de démolition (Yıkım Yılları), F. Châtelet, s. 263/Kapitalizm ve Şizofreni 1, Gilles Deeuze – Felx Guattari, s. 10.</p>
<p>7 Temmuz 2014.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/07/07/kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/">Oluş için grizgah ya da manifesto -Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7999</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Efendime söyleyeyim var olmak, var olmaktır ve var olmanın, var olmaktan başka bir ödülü yok</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/11/efendime-soyleyeyim-var-olmak-var-olmaktir-ve-var-olmanin-var-olmaktan-baska-bir-odulu-yok/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/11/efendime-soyleyeyim-var-olmak-var-olmaktir-ve-var-olmanin-var-olmaktan-baska-bir-odulu-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2020 04:23:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Burada kalmayarak burada kalıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[durmayarak durma]]></category>
		<category><![CDATA[Günaydın]]></category>
		<category><![CDATA[Ödül]]></category>
		<category><![CDATA[özyapım]]></category>
		<category><![CDATA[özyıkım]]></category>
		<category><![CDATA[ulueraydogdu.com]]></category>
		<category><![CDATA[Var olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşünüp düşünüp buralardan taşınıyor, taşınıp taşınıp başka uzay-zamanları düşünüyorum. Sürekli kaçış çizgileri buluyorum. Tünel kazma işindeyim epeydir. Durmayarak durmak, burada kalmayarak burada kalmak bu. Daima yeni ve diri olmak. Her an kendi yasını tutup her an kendi şölenini kutlamak. Özyapım ve özyıkım.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/11/efendime-soyleyeyim-var-olmak-var-olmaktir-ve-var-olmanin-var-olmaktan-baska-bir-odulu-yok/">Efendime söyleyeyim var olmak, var olmaktır ve var olmanın, var olmaktan başka bir ödülü yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-medium-font-size">Düşünüp düşünüp buralardan taşınıyor, taşınıp taşınıp başka uzay-zamanları düşünüyorum. Sürekli kaçış çizgileri buluyorum. Tünel kazma işindeyim epeydir. Durmayarak durmak, burada kalmayarak burada kalmak bu. Daima yeni ve diri olmak. Her an kendi yasını tutup her an kendi şölenini kutlamak.  Özyapım ve özyıkım. </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/11/efendime-soyleyeyim-var-olmak-var-olmaktir-ve-var-olmanin-var-olmaktan-baska-bir-odulu-yok/">Efendime söyleyeyim var olmak, var olmaktır ve var olmanın, var olmaktan başka bir ödülü yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/11/efendime-soyleyeyim-var-olmak-var-olmaktir-ve-var-olmanin-var-olmaktan-baska-bir-odulu-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4482</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2020 06:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ağ Dolaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[akışlar]]></category>
		<category><![CDATA[David Bohm]]></category>
		<category><![CDATA[denizsuyukâsesi]]></category>
		<category><![CDATA[Emergency]]></category>
		<category><![CDATA[eşik cinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Faust]]></category>
		<category><![CDATA[Heterojen]]></category>
		<category><![CDATA[Homojen]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist Manimesi]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel De Landa]]></category>
		<category><![CDATA[öngörülemez]]></category>
		<category><![CDATA[özyapım]]></category>
		<category><![CDATA[özyıkım]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Üvercinka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=4387</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor” </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/">Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2020/08/2020-08-08-09.42.01.png?w=859" alt="" class="wp-image-4405" /></figure>



<amp-fit-text class="is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow" layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80"><blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p><strong>Aldı bir eşik cini olduğundan emin olduğum Goothe, Faust’ta Mephisto eliyle: “Hep yadsıyan o ruhum ben! / Çünkü oluşan her şey, / Yok olmayı hak eder…”</strong></p></blockquote></amp-fit-text>



<p class="has-medium-font-size">Üvercinka, Temmuz 2020, Sayı 69.</p>



<amp-fit-text class="is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow" layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80"><blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="1Y95atsNYB"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/">Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Bilgisayarağı  – İnternet –  Ağ Dolaşımı / ULUER AYDOĞDU&#8221; &#8212; Sanat Olayı" src="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/embed/#?secret=1Y95atsNYB" data-secret="1Y95atsNYB" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p></blockquote></amp-fit-text>



<p class="has-medium-font-size"><em>“Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor”</em><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p><strong><em>Mutlubaharlarevi, İzmir.</em></strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Sistemlerin, karmaşıklaştıkça, karmaşıklığı<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn2"><strong>[2]</strong></a>&nbsp;yönetebilecek yeni organlar örgütlemesi, bu organların neler olacağı önceden öngörülemez olsa da kaçınılmazdır. Örneğin tek hücrelilerde kalbe ya da beyne ihtiyaç yokken, daha karmaşık canlıların bu organları oluşturması… Tek başlarına hiçbir şeyken bir araya geldiklerinde nöronların düşünce denen karmaşık sürecin yaratıcıları olmaları: “Bu durumda belli bileşimler,&nbsp;<em>öngörülemeyen özellikler</em>&nbsp;(emergent properties); yani kendisini oluşturan parçaların toplamını aşan, bir bütün olarak bileşime ait olan özellikler gösterir. Bu öngörülmemiş, birden beliriveren (ya da “sinerjik”) özellikler&nbsp;<em>parçalar</em>&nbsp;arasındaki&nbsp;<em>etkileşimlere</em>&nbsp;dayanır; bu da demektir ki bütünden yola çıkıp bütünü oluştuğu parçalara ayıran (bir ekosistemi türlere, bir toplumu kurumlara ayıran) yukarıdan aşağıya gidecek analitik bir yaklaşım tam da bu özellikleri gözden kaçırmaya mahkûmdur.”<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p class="has-medium-font-size">Nöron örneğinde olduğu gibi çok sayıdaki bilgisayarın bir araya gelip birbiriyle etkileşerek geniş bir ağ üretmesi&nbsp;<em>emergency</em>’dır. Yani acil, yani öngörülemez. İnternet, giderek daha katı, daha sert, daha hantal ve daha merkezî yapılanmalara karşı dünyanın merkezî odaklardan, süzgeçlerden geçmeden, doğrudan, yani dolaylamadan, yani ‘ilkelden’ bir ağ oluşturmasıdır. Diyebiliriz ki daha önce merkezler başatken internet ile merkezler dağılmaya başlamıştır. ‘Katmanlaşmış bir toplamdan’ şeylerin, nesnelerin, bedenlerin birbiriyle etkileşerek yapılıp edildikleri bütünü yapıp etmeye doğru… Şimdilerde homojenleşmenin yavaş yavaş ve hızlı hızlı çözülmeye başladığını rahatlıkla söylemek mümkün. Birilerine mesele gibi gelen şey ise homojen bir dünyanın anlam, değer ve kurallarıyla yeni yeni hissedilmeye başlanan heterojen dünyanın anlam, değer ve kuralları arasındaki gerilimden kaynaklanıyor.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yadsıyan ruh</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Her ortaya çıkan anlam, değer ve kural ya da kurum ya da örgütlenme akıştır. Hep akışlar vardır zaten, sürekli akışlar. Durmak bilmeyen bir araya gelmeler, birbirinin içinde erimeler, birbirine blok oluşturmalar, ısınmalar, ışınımlar… Toplumlar da, anlam, değer ve kurallar da canlı birer organizmadır ve bu organizmalar çeşitli aşamalardan geçer, faz değiştirirler: bükülmeler, sıçramalar, silkinmeler, katılaşmalar, görünürlük ve söylenebilirlik, dokunulabilirlik, işitilebilirlik alanlarında ele avuca gelmeler, un ufak olup akışın içinde fark edilmeyecek kadar akışla bir olmalar…</p>



<p class="has-medium-font-size">Şimdi, burada oluşanın şekli şemali öncekine benzemez –feodal anlam, değer ve kurallar kapitalist anlam, değer ve kurallardan farklıdır– tıpkı, “köylerde konuşulan dilin şehirlerde konuşulan dilden farklı olması gibi ya da bir delikanlının giyim tarzı yetişkin birisinin giyim tarzına benzemez”. Akışları denetleyen ya da akışlara blok koyan pıhtılaşmalar vardır daima. Akışları geçirebildiği gibi onları engelleyen pıhtılaşmalar ki onlar da aslında katı, sert ve hareketsiz görünen enerji akışlarıdır. Yalnızca ağırdan alıp zamana yayarlar kendilerini. İnsanlar akışların kendi üzerlerinden geçmesine ya izin verirler ya da akışları engellerler, ancak her iki durumda da akışların sürekliliği esastır. Deleuze’ün vurguladığı gibi, insanlar en çok tufandan, selden korkar. Bu; şu anlama geliyor: Akışların kendilerini silip süpürmesinden korktukları için çoğu kez akışlara karşı çıkarlar kendilerinin de akış olduğunu unutarak. Pıhtılaşmaların giderek katılaşması, muhafazakârlık, fiziksel gerçekliğe uymayan zihinsel çabalar… Ama nafile; akışlar, rüzgârlar, dalgalar pıhtılaşmaların, yapı ve kurumların, anlam, değer ve kuralların arasından, içinden, altından, üstünden, dışından akıp geçer her defasında aşındırarak var olanı. Yıkılıp gideriz hep, yok olup gideriz, ancak yaşam sürer yine de oluşur durur her defasında yeniden, var olur. Yaşamın ya da varoluşun “telafi edici” gücüdür bu.</p>



<p class="has-medium-font-size">Aldı bir eşik cini olduğundan emin olduğum Goothe, Faust’ta Mephisto eliyle: “Hep yadsıyan o ruhum ben! / Çünkü oluşan her şey, / Yok olmayı hak eder…”</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Her şeyi yadsıyan ruh, varoluş</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Her şeyin geçip akıp gitmesine –gelip geçmenin tadı damağımda–, yeni akışlara, yeni anlam, değer ve kurallara, kurumlara, örgütlenmelere yol açmak, patikalar döşemek için var olanın yıkımını daha ilk baştan kabul eden ruhtur bu. Birdenbire bir fırtına çıkar ya da bir dalga siler atar sahile bıraktığımız ayak izlerini. Bu benim hayatım, kimse karışamaz dersiniz, gelip bir virüs karışıverir, bir damperli kamyon köşe başında bekliyordur ya da bir kurşun, bir bomba… Bizi “yersiz-yurtsuzlaştıran” şey aynı zamanda da yeni yerimizi-yurdumuz’u ayarlar. Yersiz-yurtsuzlaştırma süreci, yer-yurt bulma sürecidir. Her şey var olamayacağı yere, vakte varıncaya kadar vardır. Mahsul, var olamayacağı yere gelince gidip var olabileceği yere gömülüp ekilir. Üst, alt olur; alt da üst.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Bir yerden, belirli merkezlerden&nbsp;</strong><strong>çok yere, her yere”&nbsp;</strong>yerine</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Çok yerden, her yerden&nbsp;</strong><strong>çok yere, her yere”</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">İnternet öncesi “bir yerden / belirli merkezlerden – çok yere / her yere” olan anlam, değer ve kural üretimi / dağıtımı / dolaşımı şimdilerde, yukarıda da söz ettiğim gibi, merkezlerin dağılmaya başlaması ile “çok yerden / her yerden – çok yere / her yere” şeklinde değişiyor. Ağ dolaşımı katmansız, merkezsiz ve doğrudan olduğu için ilk baştan itibaren ihtiyatla karşılanmıştır. İşin boyutu büyüdükçe de hiyerarşik yapılar için aleni bir tehdit olarak görülür. Hiç kuşkusuz, “en katmansız unsurun en katı yeniden katmanlılaşmayı getirdiği” durumlar da oluşabilir. Hele hele “katmansızlaşmadan, herkesin yararlanacağını düşünecek olursak [faşiştler, ırkçılar] bunun neyle sonuçlanacağını bilemeyiz” elbette.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Merkezlerin dağılışı</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Tıpkı ağ oluşumları olan pazarların içinde ortaya çıkan hiyerarşik, tekelci anti pazarlarda (kapitalist) olduğu gibi internet karşıtı kesimlerin hiyerarşik yapının kalıcılığı için çalışmalarında şaşılacak bir şey yok. Öngörülebilir bir karşı koyuştur bu. İçeriden ve dışarıdan enerji akışlarını kontrol etmeye çalışıyorlar işte. Ancak dünyanın herhangi bir yerinde yazılan bir şiir anında dolaşıma girip bir an’da hiçbir&nbsp;<strong>merkezî karar alıcı</strong>&nbsp;noktanın süzgecinden geçmeden her yere yayılabiliyor. Tabii, heterojen pırıltı, parıltı, ısınma ve ışınımlar “katmanlılaşmış” yapı için tehlikeli olduğundan ‘görüldüğü yerde ezilmeli’ anlamında kaçaklar, kaçıklar, çatlaklardır. Heterojenliği, tam olarak homojenliğin panzehiri olarak görmesem de dünyanın olduğu kadar örneğin şiirin de çeşitlenmesi anlamında bir çığlık olarak görüyorum. Deneysel yaklaşımları benimseyen şairlerle birlikte internet üzerinden şiir yayımlayanların var olan “katmanlılaşmış” yapının içinde, dışında akmaya çalışmalarını, çizgisel ilerlemeci şiir anlayışının uysallığı yanında çizgisel olmayan dinamiklerle hareket edenlerin dalgalanmalarını, sürüklenmelerini, geniş salınımlı gelgitlerini önemsiyorum. Nahif diye küçümsenen şiirlere çeşitlilik olarak bakıyorum. “Katmanlılaşmış” şiirsel birikimin hoş görmediği, küçümsediği şiirler bunlar, yok sayılan. Oysa varlar. İyi ki…</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>“Her şey dağılıyor,&nbsp;</strong><strong>merkez yerinde durmuyor”&nbsp;</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Merkezlerin çözülmeye, dağılmaya başlaması ile büyük adamların, büyük sanatçıların devri bitti.&nbsp;<strong><em>Şimdi herkes büyük adam, herkes kendi bütünselliği içinde büyük düşünür, büyük sanatçı.</em></strong>&nbsp;Güçlü bir ağ oluşumu söz konusu ve bu ağın herhangi bir noktasında yer alanlar arasında önemli ya da önemsiz ayrımı yapmazsınız. Yegâne şey dolaşımdır, akıştır. Şiir de bir dolaşımdır, bir akış… Önemli olan, şiirin dolaşımıdır, değiş tokuşudur ki ben sana bir şiir okuduğumda sen de bana bir şiir okursun, hobaa… Bir şiiri şiir katına yükselten bir akış var öyleyse, bir dolaşım, bir değiş tokuş. Akışı elinde tutanların sınırlı oluşu kuşkusuz akışın yönlendirilmesini, manipüle edilmesini kolaylaştırır. Böylece herkesin içinden geçmesi gereken kodlar oluşur. En basitinden iyi şiir – kötü şiir… Öyle değil mi: ‘şiir rahipliğine’ soyunan kimi şair ve dergi şiirin koruyucusu havasındalar, ama geçti onların pazarı. Hem&nbsp;<strong>özyapım</strong>&nbsp;hem de&nbsp;<strong>özyıkım</strong>’dır varoluş. Her an kendi şölenini kutlayıp her an kendi yasını tutan…&nbsp;<em>Komünist Manifesto</em>’daki şu ifade, söylemeye çalıştığım şeyi en yalın ve şiirsel şekilde söylüyor: “Her şey dağılıyor, merkez yerinde durmuyor.”</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Edebiyat dergileri arasındaki&nbsp;</strong><strong>rekabet ve manipülasyon</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Günümüzde birbirleriyle rekabet eden edebiyat dergilerinin birçoğunun “anti-pazar, tekel yapısı taşıdıklarını” söylemek mümkün.&nbsp;<em>Adam Sanat</em>&nbsp;ve onun devamı&nbsp;<em>Sözcükler</em>, diğer yandan&nbsp;<em>Varlık</em>,&nbsp;<em>Kitaplık</em>,&nbsp;<em>Yasak Meyve</em>,&nbsp;<em>Şiirden</em>,&nbsp;<em>Heves</em><strong>,&nbsp;</strong><em>Hece</em>&nbsp;gibi irili ufaklı dergiler arasındaki rekabet gerçek piyasa rekabeti olmayıp “yönetsel hiyerarşinin hâkim olduğu” bir rekabettir. Kendi yapıları uyarınca “bakış açısını rutinleştiren ve standartlaştıran” etkilerinin göz ardı edilemeyecek kadar belirgin olduğunu söylüyorum. Yani “akışın bir yerden çıkıp çok sayıda aboneye ulaşan bir dolaşım olmasından kaynaklanan homojenleştirici bir etkileri” olduğunu… “Bu tür bir akış (‘bir yerden birçok yere’), bu tür ‘dilsel ürünler’in az sayıda üreticisi, çok sayıda tüketicisi olmasını garanti altına alır.” Bunları söylüyorum çünkü&nbsp;<strong>denizsuyukâsesi</strong>&nbsp;adlı bir fanzin dergiyi 8 yıl çıkardım bir vakitler. Tanınmış tanınmamış birçok şair ve yazarla temasım oldu. İstisnaları olmakta birlikte çoğunluk; şiir, edebiyat değil, güç istiyor. Küçük ölçekli de olsa bir iktidarı olsun istiyor, sağa sola tıslayabileceği, ip çevirebileceği. İp çevirmeye yamuk bakarsan çeşit çeşit iktidar biçimleri görürsün. Oysa dosdoğru, olduğu gibi bakarsan eğlendiğin bir oyundur yalnızca.</p>



<p class="has-medium-font-size">“Katmanlılaşmayı” dağıtmaya yönelik “birçok yerden – birçok yere” dağıtım akışları mümkün gibi görünüyor artık. Bu nedenle bu tür dolaşım akışlarının “Yukarıdan gelen komutlarla değil, bir düşüncenin merkezi olmayan, büyük oranda tabandan gelen bir hareket” olarak tekelci dağıtıma seçenek oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bir belki gibi kırılgan ve kurşuni</strong></p>



<p class="has-medium-font-size">Heterojen çığlıkların bir açıklık çağrısı olduğunu düşünüyorum. Açıklık, seçim yapmaya davettir. Belki katılaşmış düşünce ve duygu dünyalarımızı yumuşatabilirler ve böylece daha şartsız, biçimsiz bakabiliriz dünyaya. Yakalanıp içinde dönüp durduğumuz, çırpınıp durduğumuz, debelenip durduğumuz girdaptan başımızı kaldırıp gürül gürül ve doludizgin nehre bakmaktan söz ediyorum. Başka bir dünyanın havasını koklamaktan… Kuantum fiziğinin öncülerinden Niels Bohr’un söylediği gibi, “her şeyin kabul olarak değil de soru olarak anlaşılması gerektiğinden”… Her ne kadar güç olsa da bu. Çünkü girdaplarla akış arasında muazzam bir gerilim vardır geçişleri zorlaştırıp (hata) imkânsızlaştıran. Burada belki de asıl sorulması gereken bir soru var: Dünya ve giderek evren, bize göründüğü gibi, birbirini dışarlayan, birbirine rakip, düşman şeylerin, nesnelerin, bedenlerin birbiriyle kapışma, kavga, mücadele sahası olabilir mi? Eğer kendini dünyadan ayrı, farklı bir varlık olarak görüyorsan öyle yapılıp edildiğin bir dünyayı uyurgezer bir şekilde, körlemesine yapıp ediyorsundur. Çünkü “Görmek, yapmaktır.”<a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftn4"><strong>[4]</strong></a>&nbsp;Çünkü gözlemci ile gözlemlediği şey ayrılmazcasına bir bütündür.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ah, evet dünya hakkında bir dünyayım. Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, yiyip içtiğim şeyler, nesneler, bedenler de dünya hakkında birer dünya… Öyleyse onlardan ayrı, farklı ve bağımsız olamam. İç içeyiz işte, aynı dünyanın mahsulleri ve tohumlarıyız, aynı evrenin mahsulü ve tohumu. Tek, biricik ve eşsiz paydamız bu. Bunun dışındaki her şey böler, ayırır, parçalar. Aha işte indirgendiğin, bağlandığın yerden de dünya birbirinden ayrı, uzak, farklı şeylerin, nesnelerin, bedenlerin, benlerin kapıştığı, savaştığı bir yer olarak görünür.</p>



<p class="has-medium-font-size">Hisseden ve hissetmeyen bütün varlıkları, bütün yönleri hurra, hurra, hurra diye selamlayarak bir kez daha çığıralım: “Görmek yapmaktır” ve görmekten daha kallavi bir eylem yoktur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><em>Bir de</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>flamingoların yavaş yavaş ama birlikte</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>tek parça bir bütün olarak havalandığı</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>yerden göğe bakalım</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><em>hepimiz gerçekten mutlu olabiliriz.</em></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>(</strong><em>Mühür</em>, Mart-Nisan 2009, sayı 24<strong>)</strong></p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref1"><strong>[1]</strong></a>&nbsp;<em>Komünist Manifesto</em>,&nbsp;<strong>Karl Marx</strong>,&nbsp;<strong>Friedrich Engels</strong>.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>&nbsp;Karmaşıklık, o sistemi daha önemli, ayrıcalıklı yapmaz, her şeye daha çok bağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>&nbsp;Manuel De Landa,&nbsp;<em>Çizgisel Olmayan Tarih</em>, Metis Y., İstanbul, 2006. bkz. s. 17, 18.</p>



<p class="has-medium-font-size"><a href="https://sanatolayi.com/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi-uluer-aydogdu/#_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>&nbsp;David Bohm, kuantum mekaniği fizikçisi.</p>



<p class="has-medium-font-size"></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/">Bilgisayarağı – İnternet – Ağ Dolaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2020/08/08/bilgisayaragi-internet-ag-dolasimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4387</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Oluş için grizgah-Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/30/olus-icin-grizgah-kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/30/olus-icin-grizgah-kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Jun 2019 20:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Châtelet]]></category>
		<category><![CDATA[Cyrano de Bergerac]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Faust]]></category>
		<category><![CDATA[Goethe]]></category>
		<category><![CDATA[göynüm]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Pousseur]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lawrence]]></category>
		<category><![CDATA[Les annees de demolition]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Melville]]></category>
		<category><![CDATA[Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[özyapım]]></category>
		<category><![CDATA[özyıkım]]></category>
		<category><![CDATA[rastlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Scambi]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Eco]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Fonda sıracalı ve alacalı bir neyin eşliğinde Koro: Hem özyapım hem özyıkımdır insan her an kendi şölenini kutlayıp her an kendi yasını tutan. Hayat, hayatta kalmaktan daha çok “… bir olanaklar alanı, seçim yapmaya (…) bir davettir.”[1] Cyrano de Bergerac’ın L’Autre Monde, ou les états et empires de la lune du soleil adlı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/30/olus-icin-grizgah-kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/">Oluş için grizgah-Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p style="text-align:right;"><strong><em>Fonda sıracalı ve alacalı bir neyin
eşliğinde Koro:</em></strong><em></em></p>



<p style="text-align:right;"><em>Hem özyapım hem özyıkımdır insan</em></p>



<p style="text-align:right;"><em>her an kendi şölenini kutlayıp</em></p>



<p style="text-align:right;"><em>her an kendi yasını tutan.</em></p>



<p>Hayat,
hayatta kalmaktan daha çok “… bir olanaklar alanı, seçim yapmaya (…) bir
davettir.”<a href="#_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a></p>



<p>Cyrano de Bergerac’ın <strong>L’Autre Monde, ou les états et empires de la lune du soleil</strong> adlı
eserinde “bir ay filozofu Cyrano’ya dünyanın sonsuzluğundan, bu güzel ve düzen
içinde çalışan koca evrenin kendi kendini yaratmış olduğunu da hayal edemeyen
insan aklının <strong>Yaratılış</strong> <strong>düşüncesine</strong> başvurmak zorunda
kaldığından” söz eder. <br></p>



<p><strong>Marx</strong>, duyu organlarını çözümleyip insan-doğa içkinliğini “kulak, sesli nesne müzikal olduğu zaman insanileşir” diye gösterir bize. Örneğin, <strong>Schubert’in Piyanolu üçlüsü</strong>’nde<strong> (</strong>Andante con moto, Piano Trio No. 2) piyano, keman ve çello üç ayrı şey, nesne, bedendir ve karşılaşmış, rastlaşmışlardır. Rastlaşmak, kapıp çalmaktır birbirini.</p>



<p>Hayat oyundur, gelişigüzel ve<br>öylesine, başka nedir ki ağzın<br>gelir ağzımdan öper<br>acayip güzel olur dünya<br>rastlaşmalar güzeldir<br>yosun güzeldir, aşk güzel<br>dinamitlemeli bekleme salonlarını<br>zarların havada yuvarlanışı güzeldir<br>gelecek güzel günleri beklersiniz siz<br>başıboş ve hülyalı yaşarım ben rastgele<br>tekerleği patlamış araba gibidir gelecek<br>gelir ellerin ya da kış<br>alnıma yanaşan gemiler de güzeldir ayrılanlar da<br>göynüm ortada, birkaç damla yağmur eder mi bilmem<br>kırdığım kalplerden özür dilerim.</p>



<p>Peki, edebiyatın en üstün nesnesi nedir? Lawrence, “edebiyatın en üstün nesnesi, gitmek, gitmek, kaçıp kurtulmak, ufku geçmek, başka bir hayata girmek” diyordu. Örneğin, “İşte Melville, kendini pasifiğin ortasında nasıl bulduysa” biz de kendimizi varoluşun ortasında öyle buluruz.  </p>



<p>Ölümden daha doğumcul, doğumdan daha ölümcül bir kaçış çizgisi yoktur. Yani, birbirlerini tersten ‘aynalarlar’. Birbirlerini dışarlayıp, dışarlayan her şeyde olduğu üzere birbirlerini bütünlerler. Tıpkı cana kıymak ve yaratmak gibi. </p>



<p>Doğuşup
doğuşup ölüşür, ölüşüp ölüşüp doğuşuruz ve bu, varoluşsal bir derstir. </p>



<p>Sınırlı
sistemler sonsuz ikilikler üretir. Bu <em>İskambil
Kâğıtları Kulesi</em>’ni yıkmak için aradan herhangi bir kâğıdı çekmek yeterli
olacaktır. Kötülüğü mu yok etmek istiyorsun, iyiliği ortadan kaldır öyleyse.</p>



<p>Daima varlıkla yokluk arasında olacağız. Bu, ortada kalmak değil ortada oluş demektir. Bir dalgalanma düzeneği, kıyıya vurup kaçma aleti, tahterevalli. </p>



<p>Göçebelerin daima burada kalmama berraklığı! Durmayarak durma ya da burada kalmayarak burada kalma&#8230;</p>



<p>Girizgâh mı? Yıkımı yıkmak, bitmeyi bitirmek için.<em> Çünkü “… </em>küçük veya büyük bir grubun liderinden Amerika Birleşik Devletleri’nin Cumhurbaşkanına kadar, psikiyatrdan genel müdüre kadar, bunlar aşkınlık darbeleriyle iş görürler…” ve “… onlar mahvetme ve örgütleme görevlerini çiğ bir vahşetle yürütürler.”<a href="#_ftn1"><sup>[2]</sup></a><br></p>



<p style="text-align:right;"><strong><em>Aldı sözü </em></strong></p>



<p style="text-align:right;"><strong><em>bir varoluş cini
olduğundan hiç kuşku duymadığım Goethe; Mephisto eliyle Faust’ta:</em></strong></p>



<p style="text-align:right;"><em>“Hep
yadsıyan o ruhum ben!</em></p>



<p style="text-align:right;"><em>&nbsp;Çünkü oluşan her şey,</em></p>



<p style="text-align:right;"><em>&nbsp;Yok olmayı hak eder…”</em><em> </em></p>



<p></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>Henri Pousseur,
SCAMBİ, adlı müzik parçasıyla ilgili olarak şunları söyler: “ SCAMBİ, bir müzik
parçası olmaktan çok bir olanaklar alanı, seçim yapmaya açık bir
davettir.&#8221; Açık Yapıt, Umberto ECO, Can Yayınları, İstanbul,
2001.</p>



<p><a href="http://ulueraydogdu.com/wp-admin/post.php?post=2513&amp;action=edit#_ftnref1">2]</a> Les années de démolition (Yıkım Yılları), F. Châtelet, s. 263/Kapitalizm ve Şizofreni 1, Gilles Deleuze – Felx Guattari, s. 10.  </p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/wordpressss.jpg?w=677" alt="" class="wp-image-1220" width="282" height="427" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/30/olus-icin-grizgah-kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/">Oluş için grizgah-Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider-</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/30/olus-icin-grizgah-kendi-kendine-kendini-dolleyemeyenler-atilip-gider/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2513</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
