<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>prigogine arşivleri - Uluer Aydoğdu</title>
	<atom:link href="https://ulueraydogdu.com/etiket/prigogine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulueraydogdu.com/etiket/prigogine/</link>
	<description>Kalbim, kaburgalarımın arasında minik bir gök cismi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Jan 2026 14:09:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">183529364</site>	<item>
		<title>Biraz üryansam, biraz abdal, biraz Aborjin</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2024/08/16/biraz-uryansam-biraz-abdal-biraz-aborjin/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2024/08/16/biraz-uryansam-biraz-abdal-biraz-aborjin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Aug 2024 03:57:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı-Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Geçtan]]></category>
		<category><![CDATA[Ergin Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gülseren Günçe]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[soyum]]></category>
		<category><![CDATA[termodinamik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=8133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ergin Günçe, 16 Ocak 1983’de Ankara’daki uçak kazasında aramızdan ayrıldı. Eşi, Gülseren Günçe doktorum, Engin Geçtan&#8217;ın yönlendirmesiyle, beni ummana salan eşik cinim. Eşik cinleri &#8220;ölümcül sıçramalar&#8221; arifesinde, derin uyanmalardayken insanın kulağına olduğu kadar aklına, kalbine umut şeyler, gelecek şeyler, şiir şeyler fısıldarlar. Biraz üryansam, biraz abdal, biraz Aborjin, Engin Geçtan&#8217;la birlikte Gülseren Günçe&#8217;dendir. Ah evet, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/08/16/biraz-uryansam-biraz-abdal-biraz-aborjin/">Biraz üryansam, biraz abdal, biraz Aborjin</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8134" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2024/08/fb-img-1723780137765.jpg" alt="" width="631" height="960" /></p>
<p>Ergin Günçe, 16 Ocak 1983’de Ankara’daki uçak kazasında aramızdan ayrıldı. Eşi, Gülseren Günçe doktorum, Engin Geçtan&#8217;ın yönlendirmesiyle, beni ummana salan eşik cinim. Eşik cinleri &#8220;ölümcül sıçramalar&#8221; arifesinde, derin uyanmalardayken insanın kulağına olduğu kadar aklına, kalbine umut şeyler, gelecek şeyler, şiir şeyler fısıldarlar. Biraz üryansam, biraz abdal, biraz Aborjin, Engin Geçtan&#8217;la birlikte Gülseren Günçe&#8217;dendir.</p>
<p>Ah evet,</p>
<p>Kendi kendine kendisiyle beslenir dünya<br />
her sabah bolca kuşku atarım önüne, bir sürü soru<br />
işim budur benim<br />
epey kalp otu atarım,<br />
bazen kan, çokça ter<br />
aha işte hiç yoktan gökyüzünde hiç yoktan kuşlar uçuyor<br />
soyum onlardandır<br />
Ergin Günçe&#8217;den, Goethe&#8217;den, Rimbaud&#8217;dan, Ilya Prigogine&#8217;den.</p>
<p>Varolamayacakları yere varınca var olacakları yere, doğurgan rahim toprağın şefkatine, bildiğine, rahmetine tohum olarak ekilmişlerdir. Mahsul tohum olmuştur, tohum çoktan mahsul. Başımın üstündedirler, kalbimin üstünde, aklımın üstünde.</p>
<p>Ergin Günçe&#8217;nin &#8220;Türkiye Kadar Bir Çiçek&#8221; adlı kitabını ise Gülseren Günçe şöyle imzalamıştı: “Bu kitap gerçekten duygulu ve iyi iki insan arasında bir haberleşmedir bence. 6. 3. 1991”.</p>
<p>Saygımla.</p>
<p>16 Ağustos 2021</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2024/08/16/biraz-uryansam-biraz-abdal-biraz-aborjin/">Biraz üryansam, biraz abdal, biraz Aborjin</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2024/08/16/biraz-uryansam-biraz-abdal-biraz-aborjin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8133</post-id><enclosure url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2024/08/fb-img-1723780137765.jpg" length="61801" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2023/07/07/superzerdust/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jul 2023 18:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[aforizma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Hülyal'lı Kızın Bahçesi]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[termodinamik]]></category>
		<category><![CDATA[Tweet]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[süperzerdüşt]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ulueraydogdu.com/?p=6743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş. Israrla geleceği gösteriyor zamanın oku, geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, ne de aşk diyebiliyorum. Yarın yoksa madde kördür çünkü, uyurgezerdir, böyle buyuruyor Ilya Prigogine, zırzerdüşt’ur. Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş. Israrla geleceği gösteriyor zamanın oku, geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/07/07/superzerdust/">Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş. Israrla geleceği gösteriyor zamanın oku, geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, ne de aşk diyebiliyorum. Yarın yoksa madde kördür çünkü, uyurgezerdir, böyle buyuruyor Ilya Prigogine, zırzerdüşt’ur.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş. Israrla geleceği gösteriyor zamanın oku, geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, ne de aşk diyebiliyorum. Yarın yoksa madde kördür çünkü, uyurgezerdir, böyle buyuruyor Ilya Prigogine, zırzerdüşt’tur. <a href="https://t.co/hkeAqBKjm4">pic.twitter.com/hkeAqBKjm4</a></p>
<p>&mdash; Uluer Aydoğdu/Yeryüzü Yeniği (@ulueraydogdu) <a href="https://twitter.com/ulueraydogdu/status/1677079218855747585?ref_src=twsrc%5Etfw">July 6, 2023</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2023/07/07/superzerdust/">Oluşa yerleşmiş kuş diyorum sana, kuşa yerleşmiş oluş</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karışıp karmaşıklaşmıyorsa bir şey hakkında konuşamam</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2021/10/29/karisip-karmasiklasmiyorsa-bir-sey-hakkinda-konusamam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2021 17:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[termodinamik]]></category>
		<category><![CDATA[different]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[saman köpekleri]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüşt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=5550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dengedeyse sistem ki "denge, biyolojide ölüm demektir, madde kör ve uyurgezerdir (sleepywalker). Uzak dengede ise madde uyanıp görmeye başlar ve çevresiyle dayanışmaya, işbirliğine girişir. Böyle buyuruyor Ilya Prigogine, süperzerdüşt’tur.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2021/10/29/karisip-karmasiklasmiyorsa-bir-sey-hakkinda-konusamam/">Karışıp karmaşıklaşmıyorsa bir şey hakkında konuşamam</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="kvgmc6g5 cxmmr5t8 oygrvhab hcukyx3x c1et5uql"></div>
<div class="o9v6fnle cxmmr5t8 oygrvhab hcukyx3x c1et5uql">
<blockquote>
<h2 dir="auto">Fiziksel gerçekliğe uymayan hayali ve kurgusal (insanbiçimsel) bir gerçekliğimiz var. Tipik bir kapalı kap. Eşik cinlerimden 77 Nobel Kimya Ödüllü İlya Prigogine&#8217;nin (termodinamiğin şairi olarak da bilinir ve 60&#8217;lı yıllarda devrim yapmıştır) bütün çıplaklığıyla gösterdiği üzere içeriden ve dışarıdan enerji akışları yoksa sistemlerin var olan konumunu sürdürme eğiliminde olduğunu ve kapalı kaplarda/toplumlarda/gerçekliklerde tarihsel sonuçların hep aynı olduğunu biliyoruz. İnsanbiçimsel uygarlığımızın tüm anlam, değer ve kurallarının, yani kırmızı çizgilerinin kendimizi kapattığımız hapishanenin demir parmaklıkları olduğunu söylüyorum. Dengedeyse sistem ki &#8220;denge, biyolojide ölüm demektir, madde kör ve uyurgezerdir (sleepywalker). Uzak dengede ise madde uyanıp, dirilip görmeye başlar ve çevresiyle dayanışmaya, işbirliğine girişir. Böyle buyuruyor Ilya Prigogine, süperzerdüşt’tur. Okurken Gustav Mahler’in 2. Senfonisi yanında iyi gider.</h2>
</blockquote>
<blockquote class="td_quote td_quote_left"><p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=4MPuoOj5TIw" target="_blank" rel="noopener">GUSTAV MAHLER: SYMPHONY NO. 2 &#8220;RESURRECTİON&#8221; (LUCERNE FESTİVAL ORCHESTRA, CLAUDİO ABBADO)</a></p></blockquote>
</div>
<div class="o9v6fnle cxmmr5t8 oygrvhab hcukyx3x c1et5uql">
<div dir="auto"></div>
<p dir="auto">Etrafımızda gördüğümüz, işittiğimiz, dokunup kokladığımız, yediğimiz, içtiğimiz her şey, her nesne, her beden görece uzak dengede ve kaotik (mikroskobik) temeller üzerinde yükselip makroskobik sınırda beliren görece dengede ve düzenli şey, nesne ve bedenlerdir. Görece daha katı, sert ve hareketsiz (düzenli/dengede) şeyler daha ağırdan alıp zamana öyle yayarlar kendilerini. Örneğin dağların ya da çakıl taşlarının, kayalıkların ya da inançların, dogmaların, mitlerin ömürleri daha uzundur. Doğumları uzun sürdüğünden böyledir, ölümleri de uzun sürer.</p>
</div>
<div dir="auto">Bileşenlerimiz olan atomaltı parçacıklarının, atomların, moleküllerin toplamını aşan anlamı ve hayatı olan öbekleşmeleriz biz. Öyle ya da böyle yeniden bileşenlerimize dönüşeceğiz. Yani ölü ya da diri dünyaya gömülüyüz.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Öbekleşmelere ben mahsul diyorum. Aynı zamanda da tohum olan. Mahsul var olamayacağı yere/zamana gelince var olabileceği toprağa, o doğurgan rahmin, o matrisin bildiğine, o annenin şefkatine tohum olarak ekilir. Üst, alt; alt, üst olur böylece anbean.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Mahsul tohumlardan oluşur ama tohum değildir. &#8220;More is different&#8221;, fazlası, daha fazlası farklıdır diye tabir edebiliyorum ki bu durumu ilk fark edenlerdendir Prigogine. Daha öncesinde P. W. Anderson&#8217;nun &#8220;More is different&#8221; başlıklı makalesinde karşımıza çıkar. 88 Nobel Fizik Ödüllü Robert B. Laughlin&#8217;in vurguladığı gibi &#8220;Ben karbonum, ama öyle olmaya ihtiyacım yoktur. beni oluşturan atomları aşan bir anlamım vardır.&#8221; Diğer yandan bileşenlerinin toplamını aşan anlamı ve hayatı olan şeyler bileşenlerine karşı ilgisizdir. Hatta bileşenler onlar için &#8220;saman köpeklerinden&#8221; başka bir şey değildir.</div>
<p dir="auto">
<div dir="auto"><img decoding="async" class="wp-image-5555 alignleft" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2021/11/kaostan-duzene-arka-kapak-scaled.jpg" alt="" width="423" height="563" srcset="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2021/11/kaostan-duzene-arka-kapak-scaled.jpg 1921w, https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2021/11/kaostan-duzene-arka-kapak-696x927.jpg 696w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" />Öte yandan denge ile uzak dengenin ya da düzen ile kaosun yüzde yüz, mutlak olmayan iki uğrak yeri olduğunu söyleyelim. <strong>İlya Prigogine</strong> ve <strong>Isabelle Stengers</strong>’in birlikte yazdıkları nefis bir kitap var: <strong>Kaostan Düzene &#8211; İnsanın Doğayla Yeni Diyaloğu</strong>. Bilirsiniz hakiki diyaloglar şaşırtıcıdır. Oysa <strong>insanbiçimsel</strong> uygarlığımız monologdan başka bir şey değil. Kibirli, buyurgan, zorba ve cahil. Cahilliği bütünden uzaklaşmak anlamında kullanıyorum.</div>
<p dir="auto">
<p dir="auto">Bebek yürümeyi öğrenirken denge ve uzak denge uğrak yerlerine vararak ilerlemeyi öğrenir. Yürümesi, ilerlemesi için adım atıp dengeden uzaklaşması gerekir, sonra diğer adımla, hop dengeye ulaşır. Yoksa yürüyemez. Toplumlar da böyledir. Uzak dengeyi, yani kaosu göze almazlarsa yürüyemezler. Tam da bu yüzden hep dengede kalmak, istikrar, düzen tehlikelidir. Kaosla korkutulmaktan söz ediyorum. Yani ölü kalmamız isteniyor, yukarıda da söylediğim gibi kör ve uyurgezer olmamız.</p>
<div dir="auto"></div>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2021/10/29/karisip-karmasiklasmiyorsa-bir-sey-hakkinda-konusamam/">Karışıp karmaşıklaşmıyorsa bir şey hakkında konuşamam</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5550</post-id><enclosure url="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2021/09/yeni-resim.png" length="24603" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>2020, 2020 tane 1&#8217;dir</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/12/31/2020-2020-tane-1dir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/12/31/2020-2020-tane-1dir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Dec 2019 18:56:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[2020]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[cesur]]></category>
		<category><![CDATA[Halway Sheyaamud]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[şen bilgili]]></category>
		<category><![CDATA[talmudik]]></category>
		<category><![CDATA[uluer aydoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[umalım bu işleşin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3739</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki bin yirmi, iki bin yirmi tane bir&#8217;dir Yeni yılınız cesur -Pek hicâzkar, pek mahir bir kuştur cesaret, bi gayret- ve “şenbilgi”li olsun!  </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/31/2020-2020-tane-1dir/">2020, 2020 tane 1&#8217;dir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/12/2020-2020-tane-1dir.png?w=678" alt="" class="wp-image-3743" /></figure>



<h3 class="has-very-dark-gray-color has-text-color wp-block-heading"><strong>İki bin yirmi, iki bin yirmi tane bir&#8217;dir</strong></h3>



<div class="wp-block-cover has-background-dim" style="background-image:url('https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/12/2020-2020-tane-1dir-1.png');"><div class="wp-block-cover__inner-container is-layout-flow wp-block-cover-is-layout-flow">
<p class="has-text-align-center has-large-font-size">&#8220;<strong>Halway&nbsp;Sheyaamud&nbsp;/ Umalım, bu işlesin</strong>&#8220;</p>
</div></div>



<p></p>



<p class="has-drop-cap has-medium-font-size">Yeni yılınız cesur -Pek hicâzkar, pek mahir bir kuştur cesaret, bi gayret- ve “şenbilgi”li olsun!  </p>



<p></p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/12/31/2020-2020-tane-1dir/">2020, 2020 tane 1&#8217;dir</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/12/31/2020-2020-tane-1dir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3739</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Is Future Given?</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/11/09/is-future-given/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/11/09/is-future-given/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 20:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[1977]]></category>
		<category><![CDATA[bifurcations]]></category>
		<category><![CDATA[Dynamics]]></category>
		<category><![CDATA[evolution]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek var mı]]></category>
		<category><![CDATA[instabilities]]></category>
		<category><![CDATA[is future given]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[Kaostan düzen doğar]]></category>
		<category><![CDATA[Nature]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel Laureate in Chemistry]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[thermodynamics]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=3525</guid>

					<description><![CDATA[<p>According to the classical points of view, nature would be an automaton. However, today we discover instabilities, bifurcations, evolution everywhere. This demands a different formulation of the laws of nature to inculude probability and time symmetry breaking. We have shown that the difficulties in the classical formulation come from a too narrow point of view [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/11/09/is-future-given/">Is Future Given?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/11/denizsuyukasesi_133259209173.jpg?w=267" alt="" class="wp-image-3527" /></figure>



<p class="has-medium-font-size">According to the classical points of view, nature would be an automaton. However, today we discover instabilities, bifurcations, evolution everywhere. This demands a different formulation of the laws of nature to inculude probability and time symmetry breaking. We have shown that the difficulties in the classical formulation come from a too narrow point of view concerning the fundamental laws of Dynamics (classical or quantum). The classical model has been a model of integrable systems (in the sense of Poincaré). It is this model, which leads to determinism and time reversibility. We have shown that when we leave this model and consider a class of non-integrable systems, the difficulties are overcome. We show that our approach unifies Dynamics, thermodynamics and probability theory.</p>



<p class="has-medium-font-size">Is Future Given, Ilya Prigogine (Nobel Laureate in Chemistry, 1977), World Scientific Publishing Co. Pte. Ltd., Singapore, 2003, p., 8)</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/11/09/is-future-given/">Is Future Given?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/11/09/is-future-given/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamanın oku</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/07/05/zamanin-oku/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/07/05/zamanin-oku/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 18:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ısıl bir hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[raks eden kaos]]></category>
		<category><![CDATA[sleepwalker]]></category>
		<category><![CDATA[süperzerdüşt]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezer]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Oku]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüşt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aha işte ısrarla, inatla geleceği gösteriyor zamanın oku geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, ne de hayat diyebiliyorum. Yarın yoksa madde kördür çünkü, uyurgezerdir, böyle buyuruyor Ilya Prigogine, süperzerdüşt’tur.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/05/zamanin-oku/">Zamanın oku</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aha işte ısrarla, inatla geleceği gösteriyor <em><strong>zamanın oku</strong></em> geleceği göstermiyorsa ona ne kuş, ne şiir, ne de hayat diyebiliyorum. Yarın yoksa madde kördür çünkü, uyurgezerdir, böyle buyuruyor <strong>Ilya Prigogine</strong>, süperzerdüşt’tur.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://ulueraydogdu.com/wp-content/uploads/2019/04/wordpress-17.jpg?w=603" alt="" class="wp-image-1191" width="334" height="566" /></figure>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/07/05/zamanin-oku/">Zamanın oku</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/07/05/zamanin-oku/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tohum, doğurgan rahim ister!</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/23/tohum-dogurgan-rahim-ister/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/23/tohum-dogurgan-rahim-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2019 12:31:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bataille]]></category>
		<category><![CDATA[horkheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Makinelerin Alacakaranlığı]]></category>
		<category><![CDATA[matris]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[uzak denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2374</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Çöküşün kaotik kalbinden ortaya çıkarak büyüyüp gelişmek isteyen ve kendini bilen yeni, cesur, ilk’el, yani dolaylanmamış, etrafı bir yığın imge ve simgelerle çit’lenerek nefes alıp veremez hale getirilmemiş bir dünyanın şimdi, buradaki tezahürü, sureti olmak istiyor musun, istemiyor musun, mesele budur artık! Yani, içeriden ve dışarıdan enerji akışlarına ihtiyaç vardır. Aha işte, 1977 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/23/tohum-dogurgan-rahim-ister/">Tohum, doğurgan rahim ister!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p>Çöküşün kaotik kalbinden ortaya çıkarak büyüyüp gelişmek isteyen ve kendini bilen yeni, cesur, ilk’el, yani dolaylanmamış, etrafı bir yığın imge ve simgelerle çit’lenerek nefes alıp veremez hale getirilmemiş bir dünyanın şimdi, buradaki  tezahürü, sureti olmak istiyor musun, istemiyor musun, mesele budur artık! Yani, içeriden ve dışarıdan enerji akışlarına ihtiyaç vardır. Aha işte, <strong>1977 Nobel Kimya Ödüllü</strong> ‘eşik cini’m “<strong>Ilya Prigogine</strong>, 1960’larda klasik sonuçların yalnızca toplam enerji seviyesinin her zaman korunduğu kapalı sistemler için geçerli olduğunu göstererek termodinamikte bir devrim yaratmıştı”. Peki ve güzel “Sistemin içine ya da dışına yoğun bir enerji akışına imkan verilirse (yani sistem denge durumundan uzaklaştırılırsa), mümkün tarihsel sonuçların sayısında ve tiplerinde büyük bir artış gözlenecektir.” </p>



<p>Tamam, buraya bir ‘geçiş taksimi’ koyabilir miyim? <em>Evcil düşürülmektense gözden kaybolan Neandertaller’dir benim atalarım.</em> Başka yazılarda söylemiştik bunu, ama tekrarlamak da fayda var. “Doğa ve insanları tahakküm altına almanın ve bu tahakkümün arkasındaki araçsal aklın uygarlığın en derin katmanlarından kaynaklandığını” görebilen <strong>Horkheimer</strong>, geç gelmiş bir Neandertal’dir, örneğin. Sonra, “insanın kendisini doğuran Doğa Ana’yı reddettiğini ve bu hareketin bizatihi boyun eğmeye giden yolu açtığını” bütün açıklığıyla gösterir, bir ‘eşik cini’ olduğundan hiç kuşku duymadığım <strong>Bataille</strong>, hürmetler. Tabii, “mevcudiyetten sürgüne” gönderilmeye, kibirli, zorba ve cahil bir kendini bilmezliğin (kendini bil) özü gürlüğümüzü budama, kundaklama, hadım etme hareketlerine karşı tarihte birçok direniş oldu. Ancak tohum hiçbir şeydir, atıldığı toprak, ortam, çevre onu yeşertebilecek imkân ve kabiliyetlerden yoksunsa… </p>



<p>Bu arada, <strong>John Zerzan</strong>’ın, <strong><em>Makinelerin Alacakaranlığı</em></strong>’nda son on-on iki bin yıldır “katı olan her şey buharlaşmıyor”, daha çok “her zaman olduğu haliyle kalıyor” demesi de çok önemli, hayati bir noktaya dikkat çekiyor. Tekrarlayacağız ama içeriden ve dışarıdan enerji akışlarının engellendiği kapalı sistemlerde, sistemin toplam enerji seviyesi hep aynı, sabit kaldığı için, herhangi bir faz değişimini tetikleyebilecek kritik seviyeye gelemez ve doğal olarak sistem stabil kalır. Şunu söylemeye çalışıyorum: “Ahlaki ve entelektüel iflasın eşiğinde”ki bir toprakta yenilikçi, ilerici bir tohum çalışmaz, çalışamaz. Tohuma su, mineral, yani enerji verip yeşertecek bir ortam, çevre, toprak lazımdır. Bir ağaç, dallar, yaprak ve meyvelerden daha fazlasıdır, içinde gömülü olduğu toprak, toprağın yer aldığı ortam, çevre… Hepsinin gömülü olduğu bir alandan söz ediyorum. Görünmese de aslında son derece fiziksel, nesnel bir şeydir bu alan. Bir ağ, matris, doğurgan rahim…</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/23/tohum-dogurgan-rahim-ister/">Tohum, doğurgan rahim ister!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/23/tohum-dogurgan-rahim-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2374</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dengedeyken madde sleepwalker (uyurgezer)’dır</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/06/21/dengedeyken-madde-sleepwalker-uyurgezerdir/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/06/21/dengedeyken-madde-sleepwalker-uyurgezerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 11:43:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çorak ülke]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[eliot]]></category>
		<category><![CDATA[etos]]></category>
		<category><![CDATA[hawking]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[sleepwalker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=2363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Big Bang (Büyük Patlama), başlangıcın, tekilliğin, yani uzay-zaman eşsizliğinin (singularity) kanıtı sayılıyordu önceleri. Hatta, Stephen Hawking’in doktora tezi bu konudadır. Sonrasında ise bunun tam tersini düşünmeye başlayacak ve bu doğrultuda Stephen Hawking olacaktır. (http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu) 1977 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine de “Big Bang’i, termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktası” olarak kabul eder. Burada biraz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/21/dengedeyken-madde-sleepwalker-uyurgezerdir/">Dengedeyken madde sleepwalker (uyurgezer)’dır</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading" style="text-align:center;">Uluer Aydoğdu</h1>



<p><strong>Big Bang </strong>(Büyük Patlama), başlangıcın, tekilliğin, yani uzay-zaman eşsizliğinin (singularity) kanıtı sayılıyordu önceleri. Hatta, <strong>Stephen Hawking</strong>’in doktora tezi bu konudadır. Sonrasında ise bunun tam tersini düşünmeye başlayacak ve bu doğrultuda Stephen Hawking olacaktır. </p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p> (<a href="http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu">http://aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/herseyin-teorisi-burasi-sicrama-diyari-uluer-aydogdu</a>)  </p></blockquote></figure>



<p>1977 Nobel Kimya Ödüllü<strong> Ilya Prigogine</strong> de “Big Bang’i, termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktası” olarak kabul eder. Burada biraz daha eşelenecek olursam: Big Bang (Büyük Patlama), baharı karşı konulmaz kılan bir enerji birikiminin ilk anlarda müthiş bir tazyikle boşalıp zamanla giderek azalan hızlarda yayılıp dağılmasıdır. Kışın ya da uykudayken biriken enerji baharda patlar, öyle değil mi? Ama anlaşılacağı üzere ortada patlayan bir şey yoktur, az önce de söylediğim gibi ilk anlardaki boşalma öyle tazyiklidir ki bu yüzden patlama denmiştir. Simetri kırılması, düzen bozulmasıdır olan. Denge, uzak dengeye doğru bükülmüştür. Uykudan birden bire fırlar ayağa kalkarsın. Aslında ölünün dirilmesidir bir anlamda da, ama daha çok batımı takip eden doğumdur. Nitekim, <strong>Nietzsche</strong> de, “eğer, duyularımız yeterince iyi olsaydı uyuklayan bir kayalığın raks eden kaos olduğunu görürdük” diyerek dengenin aslında, aynı zamanda da uzak denge olduğunu söylemiştir. Düzen, mutlak bir düzen olmayıp için için ve dışın dışın kaostur da. Tersini düşünecek olursak, ah, evet azgın nehir de aynı zamanda düzenli ve dengede bir akıntıdır. </p>



<p>Ancak, “Dengedeyken madde kördür, çünkü zamanın oku yoktur”. İlya Prigogine, dengedeyken maddenin sleepwalker (uyurgezer) olduğunu özellikle vurgular ki bu durumu ‘var, ama yok, yok ama var’ şeklinde de ifade edebiliriz. Kapalı sistemlerin durumu tam da budur. İçeriden ve dışarıdan enerji akışları engellendiği için sistem var olan uyku ya da uyurgezerlik ve körlük durumunu sürdürme eğilimindedir. Bu yüzden, uygarlığımızın etos’unun, yani “kültürel değerler sistemi”nin tahmin edileceği üzere “eleştiriyi körelten” bir karakter taşımasına hiç şaşırmamak gerekir. Oysa ucu açık sistemlerde madde uyanık ve yakın/uzak çevresiyle dayanışmaya, işbirliğine, mübadeleye açıktır. Aynı zamanda da çevresindeki farklı değerler sistemine sahip olan ‘öbekleşmeleri’, ‘toplamları’ var olan düzene karşı bir tehdit olarak algılayıp görüldüğü yerde ezilmelidir sistematiği içinde değerlendirmez. Değerlendirmez çünkü uyanık olduğu için körlemesine, uyurgezer bir şekilde hareket etmez, tam tersine yeniliklerin, “ölümcül sıçramaların” tam da <strong>Marx</strong>’ın vurguladığı üzere ayrı anlam, değer ve kurallar dizinine sahip olanlar arasındaki karşılaşmalardan, çarpışmalardan doğacağını bilir. Hiç kuşkusuz “yaratma cesaretidir” bu. Yaratmak için cana kıymak gerekir. Yerleşik, verili olanın canına kıymak sahayı, sahneyi boş, beyaz bir sayfa yapıp bilinci yaratmaya kışkırtacaktır. <strong><em>Yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek / henüz zamanımız gelmedi</em> diyor şair<em> / </em>‘ilahi Eliot, daha ne zaman’ kabilesinden geliyorum ben</strong>.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/06/21/dengedeyken-madde-sleepwalker-uyurgezerdir/">Dengedeyken madde sleepwalker (uyurgezer)’dır</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/06/21/dengedeyken-madde-sleepwalker-uyurgezerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 14:52:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[manueldelanda]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[selforganization]]></category>
		<category><![CDATA[valery]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=1186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Mutlubaharlarevi, İzmir Frijot Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Uluer Aydoğdu</strong></p>



<p><strong>Mutlubaharlarevi,
İzmir</strong></p>



<p>Frijot
Capra’nın “gelecekteki tarihçiler tarafından çağımızın en etkili
düşünürlerinden birisi olarak değerlendirilecek” dediği Gregory Bateson, “Dünya
karmaşıklığı arttıkça daha bir güzelleşir” diyor ve “kalıpların ötesindeki
modelleri ve yapıların altındaki süreçleri araştırmak suretiyle çeşitli
bilimlerin temel varsayımlarına ve metotlarına meydan okuyan” bir bilim insanı
olarak “ilişkinin her türlü tasvirin temeli olması gerektiğini söylüyordu”
ısrarla. “Başlıca gayesi” ise “gözlemlediği fenomenlerdeki organizasyon
ilkelerini keşfetmekti.” Buna “her şeyi birbirine bağlayan model” diyen Bateson
için “öyküler, kıssalar ve metaforlar insan düşüncesinin, insan aklının temel
ifadeleri” olup “öykülerin vazgeçilmezliği, ilişkilerin vazgeçilmezliğiyle”
ilişkilidir. Öyle ki “doğmakta olan yeni paradigmanın ana unsuru nesnelerden
ilişkilere geçiştir” artık. Diğer bir deyişle “Biyolojik yapı (form)
ilişkilerin bir araya gelmiş şeklidir, parçaların değil.” Bu doğrultuda “Bir
öyküde önemli olan, dikkate alınması gereken şey konu, olaylar veya öyküdeki
şahıslar değil bunların kendi aralarındaki ilişkilerdir.” Bana bir ilişki ver
sana bir dünya yaratayım. </p>



<p>Esas
olan karşılıklı ilişkiler ve birbirine bağımlılıktır. Öyle ki, Nobel Kimya
Ödüllü Ilya Prigogine’den hareketle “Birbirine bağımlılığı vurgulamakla canlı
(hayat) ve cansızlığın düşman olmadıklarını gösterebiliriz.” Zaten böyle de olmak
zorundadır. “Çünkü aksi durumda bir tarafımızda mekanik bir dünya diğerinde biyolojik
ve ondan sonra da mutlak engellerle (sınır) ayrılmış bir insan dünyası
olacaktı.” Burası zaten düğümlendiğimiz yer olup “bu engellerin ötesine geçmek
için birtakım transcendental/aşkın bilgilere başvurmak” zorundayız hep. Prigogine’ye
göre buna gerek yoktur.</p>



<p><strong>Çizgisel Olmayan Tarih</strong> </p>



<p>Kâinat,
bir embriyo gibi, her an bir bütün olarak oluşan bir organizmadır. Bu bağlamda
karşılıklı ilişki, etkileşim ve birbirine bağımlılıktır önemli olan. Burada
elbette zamanın oku geleceği göstermekte ve organizma geri-dönüşümü olmayan bir
şekilde geleceğe doğru hareket etmektedir, ama parçalar ya da
ilişkiler/süreçler arasında bir öncelik/sonralık ya da önemli/önemsiz ayrımı
yoktur ve parçaların ya da ilişkilerin/süreçlerin karşılıklı ilişki ve
etkileşimine yaratıcı faaliyet olarak bakmak gerekir. Tek başlarına hiçbir
anlamı olmayan süreçler bir araya gelince örneğin bir bedenin bütünlüğünü ve
geçici, ama verimli döngüsünü ortaya çıkarırlar. Tam da bu yüzden birtakım
aşkınlıklardan medet ummak yerine kâinatı bir bütün olarak oluşum, süreçler
içre süreçler, ‘ilişkiler birlikteliği’ olarak görmek bana daha doğru ve
anlamlı geliyor. Özetle çizgisel olmayan, geri-dönüşümsüz bir yol izler kâinat.
Manuel De Landa, <strong>Çizgisel Olmayan Tarih/
Bin Yılın Öyküsü </strong>(Türkçesi: Ebru Kılıç, Metis, İstanbul, 2006.) adlı
muhteşem kitabında “birbirini izleyen bu oluşumlar, giderek artan mükemmellik
aşamaları olarak ilerlemek şöyle dursun, yalnızca farklı tipte malzemenin
birikimleridir; peş peşe gelen her katmanın kendi içine kapalı bir dünya
oluşturmadığı, tam tersine farklı türde etkileşimlere ve bir arada yaşama
tarzlarına vardığı birikimlerdir bunlar” diyerek bütünselliğe olduğu kadar süreçler
arasındaki o büyüleyici etkileşime de dikkat çeker. </p>



<p>“Farklı
biçimlere bürünen madde-enerjinin” geri-dönüşümsüz akışıdır söz konusu olan ve
burada ilerlemekten ya da gerilemekten daha çok bu “farklı biçimlerin çoğulluk
içinde bir arada bulunuşu ve bu biçimler arasındaki etkileşim” söz konusudur. Nicelikler
birikip belli doygunluklara geldikçe faz geçişleri yapan ve giderek karmaşıklaşan
bir oluş’tur (oluşum/konfigürasyon) kainat.&nbsp;
Aynı zamanda da yapısal oluşumların, bir kere oluştuktan sonra karışıma
eklendiklerini ve kendilerini üreten/yaratan akışı engellemeye çalıştıklarını
ya da yoğunlaştırdıklarını, yani sıçramalar için önünü açtıklarını da sık sık vurgular
Landa. “Birçok bakımdan asıl önemli olan bu dolaşımın ortaya çıkmasına yol açan
belli biçimler değil, dolaşımın kendisidir.” Landa şöyle diyor: “Doğumumuzda,
bu akışın belli bir bölümünü bedenlerimizle yakalarız, sonra öldüğümüzde yine
serbest bırakırız ve mikroorganizmalar bizi yeni bir hammadde yığınına
dönüştürür.” Büyüleyici değil mi? &nbsp;</p>



<p><strong>Çekim merkezleri ve çatallaşma
noktaları</strong></p>



<p>Bir
bakıma, yaşayan sistemler çok iyi organize bir fabrikayı andırır”. Öyle ki bu
fabrikalar “bir yanda çok sayıda kimyasal dönüşümlere sahne olurken, öbür yanda
tekdüzelikten oldukça uzak bir dağılım gösteren biyokimyasal materyaliyle göz
alıcı bir ‘mekân-zaman’ organizasyonu”durlar. Bu doğrultuda sistemler imkân ve
kabiliyetlerini tüketinceye, yani tekdüzeleşinceye kadar kararlı haller
sergiler. Yeni “çekim merkezlerinin kurulması” varolan düzenin kararlılığını
kaybettiğine işarettir ve bu yeni “çekim merkezleri” sisteme yeni iletişim
yolları sağlayan konfigürasyonlardır. Artık görece “determinist kuşaklar”dan
geçilmiş ve “çatallaşma noktası” denen yere gelinmiştir. Ancak bundan sonrasını
tam olarak kestiremeyiz. “Burada, bir zarın atılışındakine çok benzer şans
olayları ile karşı karşıyayızdır. İşin daha büyülü tarafı ise simetrinin
kırılmasıdır. Aslında henüz doyurucu yanıtlar olmasa da, doğada sınırlı ve
kısmi simetrilerin kırılarak değişimlerin oluştuğu şeklinde bir görüşün yeni
yeni belirdiğini, başka imkân ve kabiliyetlerin kokusunu alan kimi süreçlerin
uyanan süreçlerle yeni dayanışmalara, işbirliklerine gittiğini söyleyebiliriz.
Sistem dengedeyken “… genellikle ‘gürültü’ diye adlandırılan dış akıştaki rastgele
dalgalanmalar, önemsiz nüanslar olmak şöyle dursun çok daha karmaşık reaksiyon
şemaları demek olan yeni tür davranışlar üretir.” </p>



<p>“Çatallaşma noktası”, sistemin “birden fazla olası gelecek arasında seçim yaptığı” sıçrama noktasıdır. Ancak, Prigogine ve Stengers’in [(Ilya Prigogine-Isabelle Stengers, <strong>Kaostan Düzene</strong> (Türkçesi: Senai Demirci), İz Yayıncılık, İstanbul, 1998. Kitabın orijinal adının <strong>Man&#8217;s New Dialogue with Nature</strong> (İnsanın Doğayla Yeni Diyalogu) olduğunu düşünecek olursak doğmakta olan yeni paradigmanın eski, bildik anlam, değer ve kurallarla bir işinin olmadığını söylememek mümkün.]<em> </em>de özellikle vurguladıkları gibi “… bütün ve parçaların davranışı arasındaki ilişkileri açıklamak için bir karmaşık organizasyon kavramı gereklidir.” Çünkü, “Mutlak bilginin mümkün olduğuna inanan determinizmiyle/gerekirciliğiyle klasik bilim anlayışı toleranssızlığa ve nihayetinde şiddete öncülük etmektedir.” İnsanbiçimsel olduğu kadar aynı zamanda da dogmatik bir “körlüktür” bu. İşin daha kötüsü sistemin bu halde kalması için uygulanan şiddetteki artış öyle bir hale gelir ki sistem denge halinde bir ölüye dönüşür. Ancak ölü bir sistem size güvenli/istikrarlı bir dünya sunabilir.</p>



<p><strong>Kaostan düzen doğar</strong></p>



<p>Frijot Capra’nın <strong>Fiziğin Tao’su</strong> (Fritjof Capra, (Türkçesi: Kaan H. Ökten), Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1991) adlı kitabının alt başlığı ilginçtir: Şiva’nın Raksı. Frijot Capra,&nbsp; atom altı parçacıkların dansını eski Hint tanrısı Şiva’nın raksına benzeterek Şiva‘nın Raksı, adlı bir makale yazar (Yeni Bir Düşünce, Fritjof Capra, (Türkçesi: Mustafa Armağan), Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992) Bu makale daha sonra <strong>Fiziğin Tao’su</strong> adlı kitaba dönüşecektir. Diğer yandan <strong>Kaostan Düzene</strong>’de Weber, Prigogine’ye “Şimdi bilim, Şiva’nın dansıyla sembolize edilebilir mi?”, diye sorar. Prigogine’nin yanıtı şöyledir: “Evet, Hintli bir arkadaşımdan, Şiva’nın bir elinde bir müzik aletini, bir davulu; diğerinde ise bir alevi tuttuğunu duymuştum. Alev, yok etme; davul ise yaratmadır. Ruh, hem yok etmeyi hem de yaratmayı birleştiriyor.” Weber’in, Lama Goinda gibi Budist bilim insanlarından aktardığı üzere “… Şiva’nın dönüştürmeci kozmolojideki dinamik prensip olarak algılanmasıyla” Prigogine ve Stengers’in “kaostan düzen doğar” şeklindeki yaratıcı kâinatının uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. </p>



<p>Valery’nin dediği gibi “zaman inşadır”. Diğer bir deyişle an ve an yeniden yapılanır durur kâinat bir bütün olarak şimdi, şu an, burada. Parsifal’da ne deniyordu: “Zaman, burada uzaylaşıyor”.</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/">Valery’nin dediği gibi “Zaman Burada Uzaylaşıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/04/16/valerynin-dedigi-gibi-zaman-burada-uzaylasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1186</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümcül sıçrama</title>
		<link>https://ulueraydogdu.com/2019/04/14/olumcul-sicrama/</link>
					<comments>https://ulueraydogdu.com/2019/04/14/olumcul-sicrama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uluer Aydoğdu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Apr 2019 07:24:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[#yeryüzüyeniği]]></category>
		<category><![CDATA[dissipative]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[phirozmehta]]></category>
		<category><![CDATA[prigogine]]></category>
		<category><![CDATA[ulubirer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulueraydogdu.com/?p=830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluer Aydoğdu Mutlubaharlarevi, İzmir Dile getirmek, &#8216;ağrı&#8217; ve yolunda gitmeyen süreçler arasında bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür hep. Hintli bilim adamı ve bilgesi, Phiroz Mehta, &#8220;Kendi vücudunu düşün. Sağlıklı olduğun zaman vücudundaki sayısız parçacığın hiçbirinin farkında değilsin. Bilincin tek bir organizma olduğu yolundadır. Ancak bir şeyler yanlış gittiği zaman göz kapaklarının ve guddelerinin farkına varırsın&#8230;&#8221; derken [&#8230;]</p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/14/olumcul-sicrama/">Ölümcül sıçrama</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p style="text-align:center;" class="has-large-font-size"><strong>Uluer Aydoğdu</strong></p>



<p><strong>Mutlubaharlarevi,
İzmir</strong></p>



<p>Dile getirmek, &#8216;ağrı&#8217; ve yolunda gitmeyen süreçler arasında bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür hep. Hintli bilim adamı ve bilgesi, Phiroz Mehta, &#8220;Kendi vücudunu düşün. Sağlıklı olduğun zaman vücudundaki sayısız parçacığın hiçbirinin farkında değilsin. Bilincin tek bir organizma olduğu yolundadır. Ancak bir şeyler yanlış gittiği zaman göz kapaklarının ve guddelerinin farkına varırsın&#8230;&#8221; derken bir yerimiz ağrıdığında, orası, nasıl yerini/konumunu ve durumunu belli edip farklı bir gramerle, farklı bir ‘anlam, değer ve kurallar dizini’ ile konuşuyorsa insanın da o ağrıyan yer, yani farklı anlam, değer ve kurallar dizini olduğunu söylemek mümkün: Kâinatın Ağrıyan Yeri, İnsan! </p>



<p>65 milyon yol önce dünyanın “aynı, ortak kurallar dizinini” paylaşmadığı bir göktaşı ya da bir kuyruklu yıldızla rastlaşması, karşı karşıya gelmesi, çarpışması dinozorları yok ederken insanın ortaya çıkma sürecini başlattı. Yenilikler, farklı anlam, değer ve kural dizin”leri, diğer bir deyişle sıçramalar ancak bu şekilde ortaya çıkıyor. Marx, “ölümcül sıçrama” diyordu buna. Pekâlâ, ‘doğumcul’ ya da ‘gülümcül’ sıçramalar da diyebiliriz bu an’lara. </p>



<p>Ilya Prigogine ve Isabelle Stengers’in <strong>Kaostan Düzene/İnsanın tabiatla yeni</strong> <strong>diyaloğu</strong> adlı kitabına (İz Yayıncılık, 1998) <em>Takdim</em> yazan Alvin Toffler ise “Bu devrimci anda -yazarlar ona bir “yalnız an” veya “çatallanma noktası” diyorlar- değişmenin hangi yönde olacağını önceden kararlaştırmak doğal olarak imkânsızdır” der ve Sistem, dağılıp bir kaos’a mı dönüşecek, yoksa yeni, daha farklılaşmış, daha yüksek seviyede bir “düzen”e veya onların “dissipatif yapı” dedikleri organizasyona mı atlayacak?” diye sorar. Tam da burada “Prigogine’ci şartlarda bütün sistemlerin sürekli “düzensiz bir şekilde değişen” alt-sistemleri içerdiğini” ve “Zaman zaman bir tek düzensiz değişimin veya bunların bir bileşiminin olumlu geri beslemenin bir sonucu olarak o kadar güçlü bir hale gelebileceğini” hemen ekleyelim. Bu “düzensiz değişim” o kadar güçlüdür ki “var olan düzeni paramparça eder.” Diğer yandan ise “Bu gibi fiziksel ve kimyasal yapıların <em>dissipative</em> diye adlandırılmalarının nedeni, kendilerinin yerini aldıkları daha basit yapılara oranla bunların o daha basitleri koruyabilmeleri için daha çok enerjiye ihtiyaç duymalarıdır”.  </p>
<p><a href="https://ulueraydogdu.com/2019/04/14/olumcul-sicrama/">Ölümcül sıçrama</a> yazısı ilk önce <a href="https://ulueraydogdu.com">Uluer Aydoğdu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulueraydogdu.com/2019/04/14/olumcul-sicrama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">830</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
