Kategoriler: Genel

Evcil düşürülüşümüzün kısa tarihi

Uluer Aydoğdu

Mutlubaharlarevi, Mayıs 2019

Evcil düşürülmektense gözden kaybolan Neandertaller’dir benim atalarım.

“Akış (flux)”a, yani “oluş (becoming)”e katılan, kendini ona açan “olumlu”, “yaratıcı”, “hayat dolu” bir yapı parçacığı olarak mı hareket ediyorsun yoksa “çöküş (dekadent)” içinde “olumsuz”, “hasta” ve “süreksiz bir akıl” olarak mı?  

Soru bu ve hayati…  Hayati, çünkü “içeriden ve dışarıdan enerji akışlarının” engellendiği son derece kibirli, buyurgan, zorba, yani emperyalist ve aynı zamanda da cahil (cahil’i burada bütünden / dünyadan kopmak, bütüne yabancılaşmak anlamında kullanıyorum), başka bir söyleyişle de insanbiçimsel anlam, değer ve kurallarıyla (tipik bir monologdur) kapalı bir sisteme dönüştüğümüz, artık kılavuz istemeyen bir köy. Doğrusu, nesnel gerçekliğe uymayan zihinsel bir yapılanmamız, gerçekliğimiz var. Tamam, yapılanmamız gerçek, ama hayali ve kurgusal.    

Çöküş, kapalı sistemlerin olmazsa olmaz (sine qua non) geleceğidir. Oysa çevremizde gördüğümüz her şey ucu açık bir sistemin ürünüdür. Örneğin, kendilerini an be an daha büyük bir bütün, yani ‘ben’, atomlara açan kutlu bir halktır kuarklar. Yalnızca kuarklar mı? Değil elbette. Atomlar, moleküllere, moleküller çevremizde gördüğümüz şeylere, çevremizde gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, kokusunu içimize çekip yediğimiz içtiğimiz şeyler ise dünya açar kendilerini. Başka bir söyleyişle bütün bu şeyler, nesneler, bedenler dünya hakkında birer dünyadır.  

Kapalı sistemler ancak laboratuarlarda olur. Kim bilir belki de deneye tutulduğumuz ya da kendimizi deneye tuttuğumuz bir laboratuardır dünya, olamaz mı? Ve imkân ve kabiliyetlerini tüketinceye kadar evirilen kapalı sistemler sandığımızdan çok daha hızlı ve hayal edilmesi imkânsız sonuçlarıyla birdenbire çökerler. Henry Miller, Sexus’ta “insanı dünyadan ayıran bu büyük camdan yapılmış pencerenin yok olduğunu görmek istiyorum ben. Tekrar balık olabilmek” diyordu, anımsayalım.

Aha işte John Zerzan da “mecbur tutulduğumuz ölüm seferi” dediği bu durumun, iki milyar yıl Aden’de yaşadıktan sonra son on-on iki bin yıldır, Neolitik (Tarım) kalkışmasından bu yana, özellikle şiddetini ve baskısını artırdığını sık sık vurgular, hürmetler.

(devam edecek)

Yazar
Uluer Aydoğdu

Son Yazılar

Dedim abi

Dedim abi bu iş böyle gitmez...

2 hafta önce

Gitmek, ters dönmüş gelmek

Çilliçotlu

1 ay önce

KADIN GİTTİ KRİSTAL OLDU, ÖYLE İSTEDİ

KADIN GİTTİ KRİSTAL OLDU, ÖYLE İSTEDİ

3 ay önce

Gülümse

Gülümse

4 ay önce

Nasıl yani!

Fotoğraf: Hülya Özel Aydoğdu Böyle çirkin nasıl olabildin yahu! ❤️💛🧡💙💚💜

4 ay önce