Çilliplopom Diyarı- Mutlubaharlarevi


Çillplopom / Uluer Aydoğdu

Mutlubaharlarevi, Mayıs 2019, İzmir

Başta her şey bütündü
annemin memeleri, gökyüzü, kuşlar.

Efendim, raks eden kaos uyrukluyum ben
kendini var ettikçe var olup var oldukça var eden ısıl bir hayvan.
                         
Tam anladım
tam kavradım derken başka bir şey oluyor dünya
hobaaa, yeniden
çabam inatçıdır benim karanfil kokan
huyumdur, ne yapayım.
 
Aldı ipini koparan uçurtma:
Boş versene, anlayıp da ne yapacaksın kâinatı
çıplaklığı mayhoş bir elma gibidir sevgilinin
hele bir de bahar gelmişse.
 
Yedi Nisan İki Bin Bir’de
aşkın köründe uyanıp
rüzgarlar kralı Aeolus’un refakatinde
iki meleğin uçurduğu bir otobüsle
uzay-zamanda bütün gece yol aldıktan sonra
İzmir’e gelişini hatırlıyorsun.
 
Körfezde yabancı bir dilde yazılmış gibi uçuyordu martılar.
 
Şiirdir inşallah
dün gece yin-yang oynayan çocuklar gördüm rüyamda
eşik cinleri, sıçrama tahtaları
aha işte annem sesleniyor:
Kahvaltı hazır, at hazır, yollar hazır
aha işte kalbimi şiirlerle yunup                    
çocuklar gibi kişneyerek ütopyalara girişiyorum Ankara’da
sapanın gerilişiyim, taşın vınlayışı
yıllarca aynı tarafımın üzerine yattıktan sonra
korkak tarafımın
yerleşik tarafımın.
 
Bir keresinde
köprünün birinin
sana çilliplopom,  çilliplopom diye seslendiğini hatırlıyorsun
çilliplopom, büyük deden Tahsin Ağa’nın gravotu dediği gravite ile
bir yörüngeden başka bir yörüngeye bükülmek demekti
meşk halinden Mecnun’a doğru faz değiştiriyordun mesela
yaprağın dalından ayrılış vaktiydi bir çalımla
başkalarına karşılayamayacağı toplar atmadın hiç
oyun sürsün istiyordun çünkü
değilse yapayalnızdın, bir anlamı yoktu mavinin
değilse nefes alıp verir gibi ping-pong oynayamazdı Çinliler
belki de en çok buydu çilliplopom
bütün sorulara verilebilecek yegane cevap
biz kimiz, çilliplopom
hayatın anlamı ne, çilliplopom
niye hiçbir şey yok da bir şey var, çilliplopom.
 
Eğrelti otu olmuşluğun da oldu geçmişte
dünyanın yapım ve tamir işinde çalışan bir zerre
gelişigüzel bir oyun bu
elinde dalgalanmalardan
elinde savrulup sürüklenmelerden başka bir şey yok
çilliplopom, çilliplopom.


Kasılmalarım kasılmak değil, yay
ben, ben değilim, ok
ortasında girdapların
ortasında ummanın, savrulmaların
ortasında yoldan çıkmaların salgıladığı enzimlerin
ortasında uyanıp kalınca vay anasına yeniden görmeye başlayan maddenin
ben şimdi buradan çeker giderim
bir büyük buradan gitmenin içinden geçip
ok gibi yaya kurulur
ok gibi atılır buradan giderim
gerginliğim fırlatma rampasıdır
böyle iyiyim
kuşlara doğru bükülmek çok iyi
arayadurun siz
ben buldum
varoluşsal bir açlıktır bulduğum
ben şimdi kendimi imha eder
buradan çeker giderim.
 
Göğe şiir ve cüret dayamış ısrarım ben
gelecek güzel günlerin iç buhranı
karanlığa kızmadan aydınlığa sevinmenin şekli şemalı
alacalı ve sıracalı bir memleketim var kaburgalarımın altında
çilliplopom, çilliplopom
 
Bin sekiz yüzlü yıllarda bir kuzgundun Amerika’da
bir pazar günü Poe’nin şiirine doğru süzülüşünü hatırlıyorsun
Kleist’ı, Holderline’ı, Ergin Günçe’yi           
diğerlerine göre Nietzsche’nin ne kadar uz görüşlü bir bulut olduğunu.
 
Kara delik diyorlar
uzun ince bir geçitten geçtim de geldim bu rahme
-ene’lkalprahmanirahim
uğrak yeridir kalbim, kalbimden
uzay gemileri havalanır
yolumu aydınlatır
sararmış, göç hazırlığında yapraklar
bir gölgeli tarafıyım dağın bir aydınlık tarafı
aha işte hep yin-yang diye geliyor zarlar.
 
Dalgalıdır etim, etimden imha sesleri yükselir
cana kıymanın ve yaratmanın erbabı sayılırım ben
aşılması gereken bir çit
aha işte kendi canına kıyıp kendini yaratma içgüdüm işbaşında
ölümcül olduğu kadar gülümcül çalımlarla
benim varoluş sevgim budur işte.
 
Aldı varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığın Mephisto, Goethe eliyle:
“Hep yadsıyan o ruhum ben
çünkü oluşan her şey,
yok olmayı hak eder” diye
uçsuz bucaksız bir ovayı
pattadan önüne bırakıvermişti bir sabah
bunu hatırlıyorsun
o ovada gezinirken
“doğum, dışa ölmekse
içe doğmaktır ölüm”, demiştin sen de.
 
Bir dalgalanıyordum bir dalgalanıyordum ki
anında buluta, çiçeğe, geleceğe dönüşebilen bir şeydim işte, şey
göndere, en yukarıya çekip yaralarımı
orada, o kuşların altında esas duruşta beklemişliğim
buyurun
limanlara gemi
gemilere liman getirdim.  
                                                                                                
Savrulup gitmektir şiir
sürüklenmek bir ufkun peşinde, harcanmak
heyhat, imhayı bekliyorum.
 
Timsahlarla zebralar da bir ırmağı bütünler zaten.