Günlük

(1987-2019)

27 Haziran 2019, Perşembe

Kumrularımız. Ne olsun isimleri? Ma ve Kû… Çok güzeller. Ekmek doğradım az önce. Yediler ve çiftleşme ritüelleri…

Alt katta ise Köri ve Odin var. Sereserpe yatıyorlar. Dışarısı, bahçe yanıyor. Zeliş, yer kazmış kendine, patileri havada… Mars, ise ön bahçede. Orası serin, bayağı esiyor. Zaman zaman sigara içmeye çıkıyorum.

Ozi (kedimiz) ise orta katta, cereyanın olduğu yerde, tuvaletin girişinde. Lily, burada değil. Geçen gün güneş çarptı. Tolga’larda.

24 Haziran 2019, Pazartesi

Hayır, olumlama ya da değilleme yapmadan konuşmak istiyorum.

Hayır, doğada her parçacığın bir antimaddesi var.

23 Haziran 2019, Pazar

Denge ve uzak denge, düzen ve kaos, doğum ve batım, dirim ve ölüm arasındaki denge baş döndürücü.

Balance which between order and chaos, birth and sunset, life and death is dizzy.

22 Haziran 2019

Baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın. Gerilir de gerilir dünya, sonra o yaya bir ok olarak yerleşip ileriye fırlar. Tipik bir tırtıl hareketidir bu. Belki de tırtılın tekidir kâinat. Ok-yay düzeneği.

17 Haziran 2019

Hayır, dünyayı yaşantılayacak şeyler, nesneler, bedenler olmasaydı dünya olmazdı

Hayır, Big Bang (Büyük Patlama), uzay-zamanı karşı konulmaz kılan enerjinin, gerilimin büyük bir tazyikle boşalması, yayılıp dağılmasıdır.

Hayır, denge, uzak dengeye bükülmeseydi hiçbir şey olmazdı.

Hayır, birbirinin annesidir uyku ile uyanıklık iki doğurgan rahim.

Hayır, yüzde yüz yani mutlak olmayan iki uğrak yeridir düzen ile kaos.

23 Mayıs 2019

Dünyadan ayrı bir varlığım, varlığımdan başka bir dünya yok

Ben kimim? Yanlış soru. Ben neyim? Aha işte, doğru soru bu. Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum, kokladığım, tattığım şeylerim ben, bütün bu şeylerin toplamı bir dünyayım. Fiziksel dünyanın bir parçası, onunla çevrili. Videodaki kumrular gibi fiziksel bir beden, bir nesne, bir şey.

Dünyadan ayrı bir varlığım, varlığımdan başka bir dünya yok. Diğer şeyler, nesneler, bedenler gibi dünya hakkında bir dünya, dünyanın dibine düşmüş bir not ya da ana metin dünyaya açılmış bir parantez…

Karşılaştığım, koklaşıp öpüştüğüm, dokunduğum, yaslandığım, sırtımı dayadığım, üzerine bastığım, üzerimde gezinen, kavga ettiğim, dinleyip keyif aldığım, alıştığım ama olmayınca deli gibi özlediğim şeylerin toplamıyım. Diğer bir deyişle bir dolu ben var bende, benden dışarı… Bunun ötesinde, berisinde bir şey yok. Varsa hayali ve kurgusaldır. Yanılsamadan, illüzyondan söz ediyorum. Tamam, yanılsama gerçektir, ama adı üstünde yanılsamadır.

Kapılmış gidiyorum varoluşumun bahtına. Azgın akıntıda görece olarak daha düzenli, daha dengeli bir şeyim. Kaosun içinde daha az kaotik bir nesne, bir beden. Bütün şeyler, bütün nesneler, bütün bedenler, dünya dahil, gezegenler, yıldızlar, gökadaları dahil, akıntının pıhtılaşmış hallerinden başka bir şey değil. Belirip belirip kaybolan, kaybolup kaybolup beliren kabarcıklar, öbekleşmeler, toplamlar. Örneğin taşlar, kayalar ya da dağlar, daha düzenli ve dengede şeyler oldukları için, daha uzun ömürlüler, ama Nietzsche’nin de dediği gibi “eğer duyularımız yeterince iyi olsaydı, uyuklayan bir kayalığın aslında raks eden kaos olduğunu görürdük”.

Öyleyse, dengenin ya da düzenin mutlak olmadığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Yüzde yüz bir düzen olsaydı hiçbir şey olmazdı. Şimdi, şu an bunu okuyor olmazdınız. Ben de bunları yazamazdım zaten. Başka bir söyleyişle etrafımızda gördüğünüz her şey uzak dengenin ürünü. Peki ve güzel. Demek ki bir zamanlar bir denge, bir düzen vardı. Öyleyse denge ve uzak denge, düzen ve kaos, uyku ve uyanıklık, kış ve bahar varoluş sahanlığında doğurgan birer rahim olan uğrak yerlerinden başka bir şey değil. Birbirinin anaları!

Baharı karşı konulmaz kılan bir enerji biriktirir doğa, kışın. Sonra küçük bir Big Bang (Büyük Patlama). Olan tam da budur baharda. Biriken enerji öyle bir tazyikle boşalır ki patlamaya benzer, oysa patlayan bir şey yoktur, yalnızca biriken enerji, gerginlik boşalıp yayılıyor, dağılıyordur. Bana ne diyemezsiniz. Tam da bu yüzden “Nisan, ayların en zalimidir”. Aferin T. S. Eliot’a. Tabii büyülü bir şey bu, ölünün dirilişi, uyanış, ayağa kalkmak… Big Bang (Büyük Patlama)’da zaten budur. O ilk anlardaki tazyikten dolayı patlama denmiştir. Nitekim 77 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine’ye göre “Big Bang (Büyük Patlama), termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktasıdır”, başlangıç ya da tekillik ya da uzay-zaman eşsizliği (singularity) değil.

19 Mayıs 2019

Bir dolu şey, bir dolu nesne, bir dolu ben var bende, benden dışarı

Dünyanın içinde bir dünya. Tıpkı kıvrımın içindeki kıvrımlardan biri gibi bir alt dünya. Benim dünyam. Bana ait, bana özel, benim seçtiğim, başka alt dünyalarla oluşturduğum, yani yapıp ettiğim ama eni sonu dünya hakkında bir dünya. Tabii, referans aldığım üst dünya da daha büyük, daha karışık bir dünyanın alt dünyası olabilir.

Fraktal yapılanmalar üzerine teoriler geliştirmiş Amerikalı bilim insanı ve matematikçi Benoît B. Mandelbrot, Jonathan Swift’ten şu alıntıyı yapmayı çok seviyordu: “Küçük pirenin üzerinde/ Daha küçük pireler görüyor doğa bilimci,/ Bu küçük pirelerden besleniyor daha da küçükleri/ Ve sonsuza dek sürüyor bu pirelenme süreci.”

11 Mayıs 2019 Cumartesi


Pek hicâzkar, pek mahir bir kuştur cesaret

Uzak denge ürünü olmana rağmen, öyledir; şimdi, şu an etrafında gördüğün, işittiğin, dokunduğun, kokusunu aldığın, yediğin içtiğin her şey uzak denge ürünüdür, denge ve düzen peşindeysen, takılıp kaldıysan bir yere, bir duyguya, bir düşünceye uyukluyorsun demektir, ölüsün. Biyolojide denge ölüm demektir, çünkü.

Ancak, şimdi, burada uzak dengede olmak geçmişte, bir zamanlar da dengede olmak anlamına geliyor. Yani hep böyle değildi. Aha işte Big Bang (Büyük Patlama) denilen şey bu denge halinin, yani biriken enerjinin ilk anlarda dehşet bir tazyikle boşalması (Bunu pekala bir patlamaya benzetebiliriz. Zaten bu nedenle Büyük Patlama deniyor ve ortada patlayan bir şey yok), sonra da giderek daha az bir hızla yayılıp dağılmasıdır. ‘Genişleyen evren teorisi’ budur.

Big Bang, bir başlangıç, tekillik, uzay-zaman eşsizliği olmayıp 77 Nobel Kimya Ödüllü Ilya Prigogine’ye göre “termodinamik istikrarsızlığın herhangi bir noktasıdır.” Eğer öyleyse, bu yayılıp dağılmanın yorulacağını, nihayetinde sona ereceğini söylemek mümkün ama Big Bang, nasıl bir başlangıç değilse, öyleyse, bu sona erme de bir son olmayacaktır. (Hatta, belki böyle nice görece başlangıç ve sonlar olmuştur.) Denge ya da düzen, olsa olsa mola yeri, uyku hali, enerji, güç biriktirme, ok olup ileri fırlamak için yay olup gerilme uğrağıdır. Bu doğrultuda; denge ve uzak denge ya da düzen ve kaos ya da kış ve bahar ya da çocukluk ve yetişkinlik birbirinin annesidir, demek mümkün. Doğurgan birer rahim ya da. Ancak mutlak, yani yüzde yüz bir düzen ya da kaos değil de iç içe bir uyku ve uyanıklık söz konusu. Hatta ikilikleri; tek, biricik ve eşsiz bir şeyin, self-organization (kendi kendini düzenleme, yaratma)’sını sağlayan itici bir motorun olmazsa olmaz unsurları olarak ele alabiliriz. Bir çeşit ok-yay düzeneği ya da tipik bir tırtıl hareketi… İlerlemeyi karşı konulmaz kılan bir gerilip yaylanma ve o yaya bir ok gibi yerleşip ileriye, ileriye doğru fırlama…

Tabii, uzak denge ürünüysen ölü gibi davranamazsın, ölü taklidi yapmak olur bu olsa olsa, sinmek, görece olarak daha az hareket eden bir şeyin, örneğin bir kayanın ya da sabit bir düzenin arkasına saklanmak ya da hayali ve kurgusal bir hikayeye kendini sabitlemek, orada sana dokunmasın diye yılan sessizce durmak. Varlığını bağladığın kazık, yani o nesnel, fiziksel, somut olmayan şey/lerin kendine, varlığına, yani mevcudiyetine attığın sağlam bir/er kazık olduğunu söylüyorum ben. Kısacası, özetle varoluştan, akıştan korkmaktan söz ediyorum. Aha işte, “İnsanların en korktuğu şeyin sele kapılmak” olduğunu söylüyor Deleuze.

Var’ken, Mevcut’ken, Hazır’ken zihnen başka bir yerde olmak, Var’ın, Mevcut’un, Hazır’ın üzerini örtmek, Var Olmanın harika, olağanüstü ağırlığını, sorumluluğunu taşımak yerine “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ne iltica etmek küfür değildir de nedir! Yalçın Küçük, “Küfür Romanları”nda “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ni baş sıraya koyar. John Zerzan ise “mevcudiyetten sürgünlük” der bu duruma. Görülebilen, işitilebilen, dokunulabilir, kokusunu alabildiğin, yenilir içilir fiziksel, somut gerçekliği öteleyip yerine hayali ve kurgusal bir gerçekliği yerleştirmek, buna inanmak hedefi ıskalamaktan, yani yegane, tek günahtan söz ediyorum.

Kurgusal, kibirli, buyurgan, zorba ve cahil bir zihinselliğin (Zihindar’ın) sahneye, bilince kakaladığı hayali ve kurgusal şey(ler), Hükümdar(lar) Var’ı, Mevcut’u, Hazır’ı hapsedip devreden çıkarmış, aha işte binlerce yıldır olan budur. Var’ken yok olmak demek bu. Yukarıda söz ettik “mevcudiyetten sürgünlük”, atıl kalmak, zihinsel gerçekliğin kibriyle, zorbalığıyla, cehaletiyle Var’ı ezip geçmek, yok etmek, bu yolda ölüp öldürmek… Hükümdar (Kral) çıplak değil, sahte! Hükümdar, bir yanılsama, illüzyon. Var, Mevcut, Hazır hapsolmuş yerine sahnede, perdede, bilinçte hayali ve kurgusal bir şey dolaşıyor. Zaten bütün sorun da tam burada üzerimize sıçrıyor: Nesnel, fiziksel, somut gerçekliğe uymayan, somut olanla bir alakası olmayan zihinsel yapılanmamız.

Sayıklama ve masallarla, mit ve hikayelerle, birtakım hayali anlam, değer ve kurallarla doldurulmuş zihinlerin sahneye itelediği Hükümdarlar aracılığıyla yapıp ettiği dünya, bilimsel ilerlemeyi kısmen dışarıda bırakırsak, diyaloğu, dolayısıyla da herhangi bir sıçrama olanağı
olmayan bir monologdan başka bir şey değil. Bu asıl olarak şu anlama geliyor: İçeriden ve dışarıdan enerji akışları engellendiğinden ve sistemin toplam enerji seviyesi sabit kaldığından sıçrama yapabileceği kritik seviyeye gelemiyor. Tam da bu yüzden katı, sert gerçeklik bırakın buharlaşmayı giderek daha da kibirli, zorba ve cahil bir hale doğru gelişip katılaşıyor.

Evcil / esir düşmektense yok olmayı göze alan Neandertaller’dir benim atalarım.

21 Nisan 2019, Pazar

Gördüğün, işittiğin, dokunduğun, kokusunu aldığın, yediğin, içtiğin şeylersin. Onlardan ayrı, onlardan bağımsız bir varlığın yok! Hepsiyle bir ve aynısın. Kibrini, buyurganlık ve zorbalığını, cehaletini, yani parantezi, yani yamuk bakışını kaldırıp bakarsan olduğu gibidir dünya: Tek, biricik ve eşsiz bir ‘ben’…

9 Mayıs 2019, Perşembe

Hissiyattan sual olunmaz

Hiçbir şey deneyimden, yani yaşantıdan, yani hissiyattan daha gerçek olamaz. Bedenim dediğim şey, o nesne beş duyu vasıtasıyla deneyimi, yani yaşantıyı, yani hissiyatı mümkün kılan bir yapı parçacığından başka bir şey değil. Aha işte yapıp ettikçe yapılıp edilen, yapılıp edildikçe yapıp eden bu yapı parçacığının mümkün kıldığı deneyimim ben, yaşantıyım, hissiyat… O, rakkase, ben onun mümkün kıldığı raks.

Reklamlar