Elinde dalgalanmalardan elinde savrulup sürüklenmelerden başka bir şey yok

Kasılmalarım kasılmak değil, yay

ben, ben değilim, ok

ortasında girdapların

ortasında ummanın, savrulmaların

ortasında yoldan çıkmaların salgıladığı enzimlerin

ortasında uyanıp kalınca vay anasına yeniden görmeye başlayan maddenin

ben şimdi buradan çeker giderim

bir büyük buradan gitmenin içinden geçip

ok gibi yaya kurulur

ok gibi atılır buradan giderim

gerginliğim fırlatma rampasıdır

böyle iyiyim

kuşlara doğru bükülmek çok iyi

arayadurun siz

ben buldum

varoluşsal bir açlıktır bulduğum

ben şimdi kendimi imha eder

buradan çeker giderim.

Biz burada, yok’u akla getireceği için hiçbir şeye var demeyiz

Çilliplopom Diyarı

Biz burada, yok’u akla getireceği için hiçbir şeye var demeyiz.

Biz burada, kötülüğü var edeceği için hiçbir şeye iyi demeyiz.

Biz burada, önemsize işaret edeceği için hiçbir şeye önemli demeyiz.

Biz burada her şeyi birbirine bağlayan ortak kalıpla ilgiliyiz. Ve bu kalıp uyarınca karmaşıklaştıkça daha çok, daha çok bağlanıyoruz birbirimize.

Kötülüğü mü yok etmek istiyorsun, iyiliği ortadan kaldır. İskambil kağıtları kulesidir bu! İkilikler üzerinden yükselip yapılanan. Ancak kağıtlardan bir tanesini aradan çekersem kule kendiliğinden yıkılır.

Şu bilinmeli: Birbirini ‘dışarılayan’ her şey aslında birbirini buyur edip içeriye alıyor, yani içeriliyor. Bu yüzden mutlak, yüzde yüz bir varlık/yokluk, ölüm/dirim, kış/bahar, düzen/kaos, uyku/uyanıklık, denge/uzak denge yok. Mutlak, yüzde yüz diye bir şey olsaydı hiçbir şey olmazdı.

Ölmüyor, budanıyoruz

Uluer Aydoğdu

Aldı varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığın Mephisto, Goethe eliyle:

“Hep yadsıyan o ruhum ben

 çünkü oluşan her şey

 yok olmayı hak eder” diye

uçsuz bucaksız bir ovayı

pattadan önüne bırakıvermişti bir sabah

bunu hatırlıyorsun

o ovada gezinirken

“doğum, dışa ölmekse

içe doğmaktır ölüm”, demiştin sen de.