Genkabı

Burada bilinmez hakikatin işçisi insan anlatılır
hayat, taç yaprakları aç, gelişigüzel oyundur
burada faz geçişleri anlatılır, çekerlerin rastgeleliği
Türkiye, şu canım kristal birikintidir
burada ulu bir er'in Kû boyundan geldiği anlatılır
 
Genkabı'yım ben
İhtiyazorlar da var içimde
kah kih koh
sivri burunlu fareler de
görünmezler ama bende yaşar
eğrelti otları da Kû'lar da.
 
İsterler, kuşlar gibi cıvıldarım
onların mağlubuyum ben, onların mağlubu
sürüyle istikamet var içimde
sürüyle münakaşa
ben eşlik ederim yalnızca
hayat denen sızıya.
 
İtiraz etmeyi ne bilirim
genkabı'yım ben
ağla der içlerinden biri, ağlarım balinalar gibi
hüzün de var içimde
neyleyim, peşimdedir külhanbeyi ölüm
pencere pervazına dayanmış dirsekler de.
 
Onlar buyurur
ben savaşırım velhasıl
yürü derler yürürüm geleceğe
felsefe taşırım, mimik taşırım, işaret
ah, evet
genkabı'yım ben.
 
Bundan daha hüzünlü tay yok
işte o taylı hüzünle
mahsus şiir eder gözlerinizden öperim.
 
Belki de modası geçiyor insanın, dert etmeyin geleceği
işbu sıracalı şiirde, kâinatın ağrıyan yeri insan
anlatılmıştır
kazıyın hele bir, denemesi bedava
katı halleri vardır insanın, akışkan halleri, uçuşkan
birer Kû'yuz belki de
katılaştığı için uçmayı unutan.

Yeryüzü Yeniği, Uluer Aydoğdu, Zımba Kitap, Bursa, 2013.

Makro(P)

Hadi, yeniden. Sispyhos. Çiçekler açıyor. Şiir tesirli anlatı! Dünyanın bir yapısı yok, oluşu var yalnızca. Benim her an’ım bir at. Sahi ne sayıklıyor? Sıçrayarak, yorgun. Oluşlar. Dışarısı yok, çünkü dışarısı yok. Hep dâhiliz. Ben ona, o çiçeklere, çiçekler dağlara, dağlar böceklere… Sonu yok. Başlangıçsız yani. İlkokul öğretmenim Ahmet Okur, yazar olmamı istiyordu. Uzay, şimdi burada bir ben. Hepimiz. Ne yapalım? Buradayız. Anamur muzları. Yüce Atayus! Selim Işık ve Turgut Özben peygamberleridir. Dünyaya gelmek ne demek? İnsan dünyanın içinden gelen bir şey. Otlar gelir, balinalar gelir, arzular gelir. Hobaaa! Ben gelirim, o gelir. Gittiğimiz yer? Kompozisyon sınavında “her insanın içinde bir erkek, bir kadın, bir çocuk yaşar” diye yazınca… Bir nehir var, kendinde, kendi kendine, kendini akıyor, kendinden başka bir şey değil, ama her an kendi de değil, benden geçiyor, senden, ondan, taştan, topraktan, havadan. Hayatı geçiriyorum. Kedilerin bir yere sıçramadan önce kıçlarını oynatışları. Dişi G’nin kurdelamı takıp beni dünyaya salışı. Nietzsche’nin atı, kibritçi kızın çabası. Çürüyoruz. Yaylı at arabaları at arabalarına göre bir ilerleme midir? Bir süreliğine bir imparatorluk şeklinde katılaşan nehrin dünyasında kim bilir daha neler var! Ovada biriken tepecikler, rüzgâr gelip hepsini ortadan kaldıracak sonra.

Kâinatın ağrıyan yeri insan. Ağrı, çürü ya da oluş, hallerden hallere; yukarıların, aşağıların ters dönmüş imajı olduğu hayatta. Babil Kulesi, Bloom’un kulesinin prototipi olabilir mi? Azot taneciği oksijen soluduğunda ağlamaya başlar, oksijenin tadı ciğerlerinden başlayarak bütün vücudu yakar. Elimi kapıp ısıran köpeğin henüz yavruları olmuştu. Esrar, iç içeliğin onayı varoluş sahanlığında. Karnımda guruldamalar. Bana ne diyemezsin. İnsan organlarına bağlı bir varlıktır. Ağız mideye açılıyor. Kocaman iki dilim ekmeği yumurtaya bulayıp kızgın yağda kızarttıktan sonra hiç ediyorum. Teşekkürler ekmek. Teşekkürler yumurta. Yolculuğunuz bende devam edecek. Ben de dünyanın içinde devam ediyorum. Nem dayanılır gibi değil. Ama belki her şey bir hayal. Karşıyaka vapur iskelesinde, büfenin önünde. Alaybey vapuru. Bir ki üç, bir ki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz. Yukarı çıkıyoruz. Elbette öleceğim! Teslimiyet. Öylesine, başıboş ve hülyalı. Homur homur bir adam. Gidip öldürsem.

Elinde dalgalanmalardan elinde savrulup sürüklenmelerden başka bir şey yok

Kasılmalarım kasılmak değil, yay

ben, ben değilim, ok

ortasında girdapların

ortasında ummanın, savrulmaların

ortasında yoldan çıkmaların salgıladığı enzimlerin

ortasında uyanıp kalınca vay anasına yeniden görmeye başlayan maddenin

ben şimdi buradan çeker giderim

bir büyük buradan gitmenin içinden geçip

ok gibi yaya kurulur

ok gibi atılır buradan giderim

gerginliğim fırlatma rampasıdır

böyle iyiyim

kuşlara doğru bükülmek çok iyi

arayadurun siz

ben buldum

varoluşsal bir açlıktır bulduğum

ben şimdi kendimi imha eder

buradan çeker giderim.

Önümüzdeki şiirlere bakacağız artık

Şiirdir inşallah

dün gece yin-yang oynayan çocuklar gördüm rüyamda

eşik cinleri, sıçrama tahtaları

aha işte annem sesleniyor:

Kahvaltı hazır, at hazır, yollar hazır

aha işte kalbimi şiirlerle yunup çocuklar gibi kişneyerek ütopyalara girişiyorum Ankara’da

sapanın gerilişiyim, taşın vınlayışı

yıllarca aynı tarafımın üzerine yattıktan sonra

korkak tarafımın

yerleşik tarafımın.

Şöyle kalp irisi bir mana taneciği bulabilir miyim diye eşelendiğimdir

Uluer Aydoğdu
Kasım 2019, Mutlubaharlarevi, İzmir

Hayır, kendilerini daha büyük bir ben atomlara açan kutlu bir halktır kuarklar
atomlar geri mi kalır hiç, hayır
güzel atlarına atlayıp moleküllere katılırlar
hayır, etrafında gördüğün her şeyin yapım ve tamir işinde çalışıyor moleküller
hayır, şu lodos
şu taşın başında güneşlenen kertenkele
şu kokusunu içine çektiğin döş
avuçladığın toprak
işittiğin haykırışlar
dünya hakkında birer dünyadır
hayır, güneş sistemi hakkında bir sistemdir dünya
hayır, Samanyolu Gökadası hakkında bir adadır güneş sistemi
hayır, mehtaplı gecelerde hissedersin bazen
Sagittarius adlı kara delik hakkında bir deliktir Samanyolu Gökadası.

Hayır, evrenin içinde daha küçük evrenler var
hayır, bu küçük evrenlerin içinde daha küçükleri
hayır, sonsuza kadar sürüyor bu birbirini içeriye alıp alıp bütünleme süreci.

Evren, kendine benzer abicim.

Üvercinka, Aralık 2019, Sayı 62.