Siz hiç böyle Nihat gördünüz mü ben görmedim, muradı devrimdir, dağ dedi mi biri, yanına ormanı koyar hemen, toprak dendiğinde, başağı koyar üstüne

Doğum günün kutlu olsun Nihat ağabey (Behram), kutlu olsun, kutlu…

Eğer görebilen gözler olsa doğum ile ölüm arasına kurmuş
bir salıncak sallanıyor dünya
*

“Şu dünyada kuşsuz dalı kuşlamalı”, diyen Nihat Behram için!

İnsanlar ölümlüdür, sarıasma kuşları ölür
insanlar sarıasma kuşudur.

Kuşlar kadar güzel bir abim var
gökyüzü eşrafından
kuşlu dallar gibi cıvıl cıvıl
kalbi var abimin kuşlarınkinden daha güzel
oluşmak, olmaktan daha iyi
abim katırtırnaklarının arasında yaşar
zerdali ağacının gövdesinde
rüzgarın sesinde
dalgaların kıyıya vuruşunda.

Siz hiç böyle Nihat gördünüz mü
ben görmedim, muradı devrimdir
dağ dedi mi biri, yanına ormanı koyar hemen
toprak dendiğinde, başağı koyar üstüne ille de
abimin güzel penceresi uçsuz bucaksız insana bakar
her sabah kainata açılır alacalı teknesi
karanfildendir, toprağın teninden
ebabile benzer şebboylar arasında gezinen, tıpkı
bir çığlıktır abim
kalbim ne yapsın
içinde devrimciler vardır, içinde turnalar
şiir yazar tamircilerle birlikte
çıraklarla, martılarla
rüzgâr çıkar, salınır otlar
bir taşın başında güneşleniyordur kertenkeleler
o kırları yazar benim güzel abim
pirdir, sultandır, karaca
sözcüklerinin kalbi vardır, teni, ruhu
ter dedi mi, görürsünüz
hemen birikir sözcüğün alnında
denizler oluşur, kalpaklar, kayalar
orada abim, elleriyle
özü gürleştiriyordur
biliyorum, iyi biliyorum
mahir bir dalga aşındırır kayalıkları.

Dileği, zebraların nehri geçmesidir abimin
dileği, kuşların uçması, tohumun saçılması
dileği, suyun akmasıdır
bir isteğin var mı diye sorarsanız
devrim ister benim abim
yeşerir telgraf direkleri yeniden
“anne anne, bugün bayram
şeker alsana bana, dünyayı şeker gibi yapayım” der bir çocuk
ışık diler hep, kuş diler, can eriği.

Merdivenle çıkılır ağaca
erikten, zerdaliden daha çok
başka bir dünyanın hazzı vardır orada
şiir yazmaz abim
merdiveni taşır.

Gördüm, çocuklar yıldız atıştırıyordu orada
dünya bahçesinde
açmaktan başka bir şey bilmeyen çiçekler arasında
şenliğin mis gibi kokusu yayılıyordu her bir yana
gönüllerin şırıl şırıl sesi.

Ben abimin merdiveniyle çıktım çık çık bitmez o ağaca
ben bayram yerine, ben aşk ocağına
ben Âşık Veysel’in sağanlığına
galaksilere yaklaştım, eşitlendim yıldız tozları ile
tek bir vücut olup
tek bir kalp gibi çarpıncaya kadar
ben devrime
ben taşın aklına, otun aklına
timsahın, ışığın aklına çıktım
sokakların gönlüne
çıktım, çıktım iç olmayan içe
nehrin durmayarak duran akışına
abimin aklı işte bu nehrin aklıdır
bu aklın eliyle uçar kuşlar
kelebek dediğinde
arasız devrimden söz ediyordur benim abim
bir tanedir, bin tane
oyalı, mendilli ve dili kedili.

Abim, kendi kendine titreşen ışık sicimidir
abim, şiir oklavasıyla dünya hamurunu açar
abim, sözcük diker sabah akşam yazı toprağına
abim, dünyaya bulaşmış kederi, acıyı yıkar her gün
abim, felsefe çitler
siz kalp ormanında dolaşın diye
ağı ıstakoza, orkideyi çuha çiçeğine bağlar
matematiği olmayan aşktır benim abim ışkla kuşanmış
atlıkarınca yapım ve tamir ustası
ben diyeyim çekirdeğin içi, siz deyin zen
evi karıncaların yanında, evi akasya ağacının dallarında.

https://odatv.com/50-yildir-nihat-behram-03111841.html

* Yeryüzü Yeniği, Uluer Aydoğdu, Zımba Kitap, Bursa, 2013.

2 Comments

  1. Teşekkür ediyorum.

    Şöyle bir bakıldığında bile, 80’den sonra Türk şiirinin ka’ale, çerçeveye alınabilecek bir isim çıkarmadığı, çıkaramadığı hemen görülecektir. Kibirli, buyurgan, zorba, baskıcı düzenin son zamanlarda herhangi bir şairi tehdit olarak görüp ciddiye aldığını bilen, gören, işiten var mı? Yoktur. Çünkü direnen, “var olmanın dayanılmaz hafifliği”ne karşı çıkan, bu ‘satha’ yayılan bir şair yok. Şiirin, başlı başına bir “reddiye” olduğunu unutmuş görünüyor şairler, ‘imgeveleyip’ duruyorlar işte. Sözüm ona sanat yapıyor, ‘iç’lerini döküyor, sayıklıyorlar. Bu ‘iç’ de ne menem bir şeyse, gören, işiten, ona dokunan birileri var mıdır, bilmiyorum, ama ben görmedim, işitmedim, dokunmadım.

    Nazım Hikmet’i, “onun tetiklediği 40 Kuşağı”nı ve kısmen de İkinci Yeni’yi bir kenara koyarsak, Türk şiirinin yeni bir şiir oluşturamadığını, yaratamadığını söylemek mümkün. Yeni olmak isterken şiir olmaktan çıkmış, şiir olma niteliklerini yitirmiştir. Dolayısıyla şiir olma özelliklerini yitirmiş metinlere şiir diyemeyeceğimiz için bu ‘şeylerin’ şiir bağlamında yeniliğinden de söz edemeyiz.

    Elbette tartışmaya açık yazdıklarım. Takdir hiç kuşkusuz sizin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s